1 Mayıs 2026 Cuma

21. ASRIN FİRAVUN VE NEMRUTLARI SONLARINI HAZIRLARKEN-2: ŞER İTTİFAKI’NIN İSLÂM COĞRAFYASINDAKİ SİBER SALDIRILARI

 Prof. Dr. Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Mayıs 2026-381. Sayı

“Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen vardır.” (14/İbrahim, 46)

Önceki yazımızda ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, hibrit savaş teorisi kapsamında analiz edilmişti. O yazıda siber saldırı kapsamında Şer İttifakı’nın (ABD-İsrail) İran’ın lider kadrosunu sokak kameralarını takibe alarak öldürmeleri nispeten ayrıntılı bir şekilde ele alınıp değerlendirilmişti. Bu hadise, siber savaş teorisinin ilginç boyutlarından biridir. Siyonist şebeke Büyük İsrail projesi kapsamında hibrit savaşı tüm bölgeye yaymak için HAMAS, Hizbullah ve İran liderlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede çok yoğun bir siber saldırı gerçekleştirmiştir.

Bu yazıda, siber savaş teorisinin ve kapsamının daha iyi anlaşılıp gereğinin yapılabilmesi için siber savaşın ilginç uygulamalarından ve İslam coğrafyasında 21. asrın Firavunlarının bizzat uyguladıkları bazı siber saldırı örnekleri üzerinde durulacaktır.

Lübnan’da Hizbullah’ın Kullandığı Çağrı Cihazları Üzerinden Yapılan Siber Saldırı

Lübnan’da 17-18 Eylül 2024 tarihinde Hizbullah’ın kullandığı telsiz ve çağrı cihazları, eş zamanlı patlatılarak toplamda 32 kişi ölmüş ve 3 bin 250’den fazla kişi de yaralanmıştı.[1] Siyonist işgal rejimine karşı bağımsızlık mücadelesi veren HAMAS ve Hizbullah mensupları, 7 Ekim Aksa Tufanı Harekâtı’ndan sonra cep telefonları üzerinden herhangi bir operasyon yememek için çağrı ve telsiz cihazları kullanmaya başlamışlardır. Hem konumlarını hem de konuşmalarını Şer İttifakı’na karşı güvence altına alabilmek için böyle bir çözüm yolu bulmuşlardır: Nasrallah şöyle demiştir: “Size söylüyorum ki, elinizdeki telefon, karınızın elindeki telefon ve çocuklarınızın elindeki telefon bir ajandır. Bu, basit bir ajan değil, ölümcül bir ajandır. Belirli ve doğru bilgiler sağlayan ölümcül bir ajandır...”[2]

Hizbullah mensupları bu uyarı/ikaz üzerine cep telefonlarını bırakarak çağrı ve telsiz cihazları kullanmaya başlamışlardır. Hizbullah’ın kullandığı yüzlerce çağrı cihazı (AR-924), Gold Apollo firmasına aitti ve Tayvan yapımı gözüküyordu. AR-924 çağrı cihazlarının çok önemli bir özelliği 85 güne kadar ömrü bulunan lityum pillerinin kullanılmasıydı. Elektrik kesintilerinin yaygın olduğu Lübnan için lityum pilli bu cihaz bir tercih nedeniydi. Bu çağrı cihazları ayrıca cep telefonlarından farklı bir kablosuz ağda çalışıyor ve 100 karaktere kadar kısa mesaj alabiliyordu.

Bundan dolayı dünyada birçok hastanenin personeli bu cihazları kullanmış ve hâlen kullanmaktadır. Tayvanlı şirket Gold Apollo, 2022’nin başından Ağustos 2024’e kadar çoğunluğu Avrupa ve Amerika olmak üzere 260 bin çağrı cihazı üretip ihraç etmiştir. Hizbullah’a satılan çağrı cihazlarına böyle bir firmanın bizzat kendileri tarafından patlayıcı madde yerleştirmesi ticari anlamda pek akla uygun değildir. Olaylar üzerine Gold Apollo firması, Hizbullah’ın elindeki cihazları kendisinden değil de Macaristan’ın Budapeşte şehrinde bulunan, kendilerinin ruhsat verdiği BAC Consulting isimli şirketten aldığını açıklamıştır.

Hizbullah, muhtemelen güvenlik endişesi ile çağrı cihazlarını doğrudan Gold Apollo firmasından değil de aynı markayı satan, aracı firma gözüken Budapeşte’deki BAC Consulting firmasından almayı tercih etmiş olabilir. Dikkat çekici olan, BAC Consulting CEO’su diye takdim edilen Cristiana Barsony-Arcidiacono’nun “Biz üretim yapmıyoruz. Sadece bir aracıyız.” şeklinde açıklama yapmasıdır.[3] Bunu göz önüne aldığımızda, BAC Consulting firmasını muhtemelen, MOSSAD tarafından ya satın alınmış ya da fiilen kurdurulmuş paravan bir şirket ya da içerisine sızılmış bir şirket şeklinde değerlendirmek mümkündür.

Hangi şekilde olursa olsun BAC Consulting firmasının Tayvan’daki Gold Apollo firmasından alınan “AR-924 (Pager) çağrı cihazlarına MOSSAD tarafından “Kod alan ve bir anahtarla uyarılan kart şeklinde patlayıcılar”, “patlayıcı bileşikler olan pentaeritritol tetranitrat veya heksojen yerleştirilmiştir.”[4] Patlayıcı ve casus programı yerleştirme işlemi İsrail’de yapılabileceği gibi bizzat Budapeşte’de de yapılması ihtimal dâhilindedir. Bu müdahaleden sonra BAC Consulting firması da casus yazılımı ve patlayıcı içeren bu cihazları, Lübnan’a sipariş veren firma ya da şahsa teslim etmiştir.[5] Nitekim değişik medya kanallarında verilen haberlerin analizi, olayın bu boyutunu doğrulamaktadır. Sky News Arabia’nın haberine göre “MOSSAD, Lübnan’da Hizbullah’ın elindeki 5 ay önce ithal edildiği söylenen çağrı cihazlarının pillerine önceden patlayıcılar yerleştirmiş ve pillerin sıcaklığını aynı anda, uzaktan yükselterek cihazları patlatmıştır.” El-Cezire televizyonunun haberine göre de “cihazların pillerine yerleştirilen patlayıcı, 20 gramın altında idi.”[6] 

Çağrı cihazlarına, aynı anda yoğun, sürekli mesajlar gönderilerek pillerinin ısısı yükseltilebiliyor. Yapılan siber saldırının bu olgu üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır. Lübnan ve Suriye’de Hizbullah üyelerinin taşıdığı “Pager” cihazlarına saldırılardan hemen önce “Sakın saldırmayı düşünme!” şeklinde 100 karakteri geçmeyen mesajlar yollanmış ve kısa sayılmayacak “BİPPPPP” sesinden sonra da çağrı cihazları patlatılmıştır.[7] Lübnan-Suriye hattında Hizbullah üyelerine yapılan bu siber saldırı, ABD ordusundan emekli jeopolitik uzmanı ve ABD Dışişleri Bakanlığı eski danışmanı Rich Outzen tarafından farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Ona göre Lübnan-Suriye hattında çağrı cihazı ve telsiz üzerinden yapılan saldırı, muhtevası ve geleceğe etkileri açısından özel olarak dikkate alınıp değerlendirilmeli, analiz edilmelidir. Bu olay bünyesinde 21. yüzyılda siber uzayda olabilecek siber savaşlar için önemli mesajlar taşımaktadır:

“Cep telefonlarına patlayıcı konulması yeni bir yöntem değildir. Ancak Lübnan’da gerçekleştirilen saldırının hazırlık aşaması, kullanılan yöntem ve çoklu saldırı konsepti bakımından bir ilktir. Bu ölçekte ve derinlikte bir saldırıyı kopyalamak pek çok grup için zor olsa da hassas bölgeler için, havalimanları, siyasi karargâhlar ve ulusal liderler için dikkat edilmesi gereken hususlar listesine alınmalı. Kesinlikle 21. yüzyılda hepimizin endişe etmesi gereken yeni bir tehdit olduğu kabul edilmelidir. Bu kadar çok sayıda patlayıcının aynı anda uzaktan patlatılmasının başka devletlerin ve çok az da olsa bazı örgütlerin yapabileceği bir eylem türü olduğunu kabul etmek gerekir. Çevrim içi sipariş sitelerinin kötü niyetli gruplar tarafından terör saldırısı için kullanılması gerçek bir tehdittir. ABD’de genel kanaat, İsrail istihbaratının Hizbullah’ın verdiği siparişi tespit ederek ya üretim merkezinde ya da sipariş yoldayken müdahale ederek cihazlara patlayıcı koyduğu yönündedir. Son telsiz patlamaları, fizikî bir manipülasyonla cihazlara müdahale edildiği ihtimalini daha da güçlendirmektedir. “İsrail bu unsurlarla konvansiyonel bir çatışmaya girmek yerine onların zayıf olduğu istihbarat yöntemlerini kullanmayı tercih etmiştir.”[8]

Dünya kamuoyu ilk kez böyle bir saldırının varlığına şahit olmuş ve çok şaşırmıştır: Gazeteci yazar Hamilton Wende ‘Bu kadar çok insanın bir siber saldırıda tam olarak saldırı anında yaralandığını göz önüne alarak bu saldırının daha önce bir benzerini yaşamadığımızı söyleyebiliriz. Siber saldırı ve askerî müdahalenin bir kombinasyonu olması yaşananları eşsiz değilse de çok sıra dışı hâle getiriyor. Üstelik şimdiye kadar sonuca ulaşan saldırıların en büyüğü. Bizi nasıl etkileyeceğini bilmek zor.’” [9]

Hizbullah’a yapılan bu saldırı ile Rusya’ya yapılan Kursk saldırısının ortak paydaları aynı idi. Kursk ve Hizbullah’a yapılan çağrı cihazı saldırıları, siber savaşta yeni bir dönemi başlatmıştır.

İsrail’in Siber Saldırı Birimi: Unit 8200 “İnsan-Makine Takımı”

İsrail, siber savaşları yönetmek ve icra etmek üzere Unit 8200 adı altında çok özel bir istihbarat birimi kurmuştur.[10] Unit 8200, yapay zekâ verileriyle düşman konumuna koyduğu şahısların yerlerini tespit ederek, bulundukları konumda sivil zayiata bakmaksızın onları imha etmeyi gerçekleştirmek amacıyla oluşturulan bir siber saldırı mekanizmasıdır. Unit 8200, çağrı cihazları ve telsizlere patlayıcıları yerleştirip onları uzaktan patlatarak hedefi yok etmek ya da hedefe ciddi zayiatlar vermek üzere çizilmiş bir strateji uygulamaktadır. HAMAS’ın 7 Ekim saldırısı öncesindeki istihbarat başarısızlığının sorumluluğunu üstlenerek istifa eden Tuğgeneral Yossi Sariel, İsrail’in uygulaması gereken siber savaş strateji ve taktiklerini yazdığı The Human-Machine Team (İnsan-Makine Takımı) isimli kitapta konuyu ana hatları ile açıklamakta; geleceğin dünyasında insan-makine/yapay zekâ-derin öğrenme denkleminin önemine dikkat çekmektedir.

İsrail’in Unit 8200 birimi, İslâm dünyasında siber saldırıyı merkeze alarak birçok saldırı gerçekleştirmiştir. İran’ın nükleer altyapısını hedefleyen ve tarihe ilk büyük siber savaş saldırısı olarak geçen Stuxnet Operasyonu, 2017’de Lübnan’ın Telekom altyapı şirketi Oregon’a düzenlenen siber saldırı bu bağlamda ilk akla gelenlerdir. Ayrıca 2018’de Avustralya’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne yol alan bir uçağa yönelik IŞİD saldırısının engellenmesi, HAMAS’a The Gospel ve Lavender isimli siber savaş yazılımları ve Lübnan-Suriye hattında Hizbullah mensuplarına çağrı cihazları üzerinden yapılan saldırılar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Şer İttifakı’nın İran’da Sokak Kameralarını Kullanarak İran’ın Lider Kadrosuna Siber Saldırısı

Şer İttifakı’nın İran’a karşı 28 Şubat 2026’de başlattığı hibrit savaşın, çok boyutlu ve çok eksenli şekilde analiz edilmesi gerekmektedir. Dijital teknolojinin uydular aracılığıyla kullanılabilme imkânı siber savaş bağlamında hibrit savaşa ayrı bir boyut ve derinlik kazandırmıştır.  Bir taraftan şehirler, sivil halk bombalanırken diğer taraftan İran’ın önde gelen lider kadrosuna siber saldırılarla suikastlar düzenlenmiştir. Bu siber saldırılar, “yıllarca süren dijital zemin hazırlığı olan bir çalışmanın” ve “daha geniş bir dijital organizasyonun” eseri olarak gerçekleştirilmiştir. “Tahran’daki trafik kameralarının neredeyse tamamı yıllar önce ele geçirilmiş, görüntüler şifrelenip Tel Aviv ve güney İsrail’deki sunuculara aktarılmıştır.” Hamaney’in konutunun yakınındaki Pasteur Caddesi’ndeki güvenlik görevlilerinin araçlarını nereye park ettiğini, ne zaman nöbet değiştirdiğini ve hangi üst düzey yetkiliyi koruduklarını gösteren ayrıntılı profiller oluşturmak için sokak kameraları kullanılmıştır.

Böyle bir sonucun elde edilmesinde iki ana faktör etkili olmuştur:

  1. Pentagon-OpenAI Antlaşması (“Yapay Zekânın Askerîleşmesi”), 2. Elon Musk’ın “Starlink ve Uydu İstihbaratı.” Böylece istihbarat örgütleri (CIA, MOSSAD) bu firmalar üzerinden ülkelerin coğrafi konumlama verilerini çok rahat bir şekilde kullanma imkânına sahip olmuşlardır.

Elon Musk’ın SpaceX şirketi tarafından geliştirilen Starlink uydu internet sistemi sayesinde, İsrail, “drone operasyonlarını ve hava saldırılarını” koordine etmiştir. İsrail siber istihbarat ağı vasıtasıyla, İran’ın rejime karşı çıkan protestocuları izlemek için kullandığı kamera ağı, bir siber sızma hareketi ile İsrail tarafından İran devletinin lider kadrosunu izleyen bir araç hâline dönüştürülmüştür.[11]

İran, Starlink aracılığıyla yürütülen bu siber saldırıları engelleyebilmek, yok edebilmek için daha sonra Rusya’dan Krasukha-4 ve Murmansk-BN sistemlerini alarak kendi siber güvenlik sistemine entegre etmiş ve savaş boyu çok başarılı bir şekilde kullanmıştır.[12]

Siber Saldırı İçin Elektromanyetik Dalgaların Silah Olarak Kullanılması

Çin elektromanyetik dalgaları silaha dönüştüren ülkelerden biridir. Çin elektromanyetik dalgaların farklı frekans/dalga boylarını kullanarak bir siber saldırı silahı geliştirmiş ve bunu değişik alanlarda kullanmaktadır. 2016-2018 tarihleri arasında ABD’nin Küba ve Çin’de görevli 40 diplomatına elektromanyetik dalgaları kullanarak çok özel bir saldırı yapmış ve sonucunda da başarılı olmuştur. Yapılan siber saldırının sonucu diplomatlarda “mide bulantısı, baş ağrısı, yüksek ses duyumu, kafatasında baskı, dengesiz yürüme, görme bozuklukları ve baş dönmesi” gibi bir dizi rahatsızlık meydana gelmiş ve sebebi o gün tespit edilememiştir. “Dört yıl sonra ABD Ulusal Bilimler Akademisi, vuku bulan bu rahatsızlıkları” “Havana Sendromu” şeklinde adlandırmış ve bunun sebebinin “yönlendirilmiş mikrodalga enerjisi” olduğunu açıklamıştır.[13] Ağustos 2020’de Çin ile Hindistan arasındaki sınır gerginliğinde de Çin, Hintli askerlere karşı mikrodalga silahı kullanarak onları etkisizleştirmiştir.  Çinli Profesör Jin Canrong, Renmin Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta şöyle demiştir: “Hintli askerlere vücudu ısıtarak tahrişe ve ağrıya sebep olan yüksek frekanslı elektromanyetik darbelerle saldırdık. ‘Hintli askerler diri diri pişti.’”[14] 

Çin’in kullandığını söylediği mikrodalga, elektromanyetik dalgaların özel bir hâlidir. Mikrodalgalar uydu haberleşmesi, radar sinyalleri, telefon ve navigasyon uygulamalarında, tıpta ve gıda pişirmekte kullanılmaktadır. Mikrodalga fırınlar, pişirilecek maddenin su moleküllerini titreştirerek ısıtan mikro dalgalar ile çalışırlar. Cep telefonlarının, elektromanyetik dalgaları algılayabilmesi için baz istasyonlarına ihtiyacının olması gibi; fırının da mikrodalgaları algılayacak şekilde imal edilmesi gerekir.

Washington Devlet Üniversitesi Biyokimya ve Temel Tıp Bilimleri Profesörü Martin L. Pall, 17 Aralık, 2019’da yazdığı bir makalede, elektromanyetik dalgaların tehlikelerine dikkat çekerek yönetimleri uyarmıştır: “Elektromanyetik dalgalar, hücre ölümlerine yol açar, kısırlığı artırır, çok büyük yangınlara sebep olabilir, çünkü titreşimleri bitki hücrelerindeki suyu ısıtır ve üzerlerine benzin spreyi sıkılmış gibi yanmaya sebep olur.”[15]

Cep Telefonları Üzerinden Konum Belirleyerek Hedefi Vurma: Çeçen Lider Dudayev’in Öldürülmesi

Büyük şehirlerde insanlar araçları ile bir yerden bir yere giderken, genellikle, cep telefonlarına yüklenmiş olan Yandex ya da Google Maps’ı kullanmaktadırlar. Bu programlar gidilecek yer için bir yol haritası çizmekte, başlat komutu ile birlikte uydu üzerinden şoför, sesli olarak, trafiğin en az olduğu yollara yönlendirilerek hedefe ulaşması sağlanmaktadır. Hatta yol yoğunluğu, yolda trafik kazası olduğu, kasislere yaklaşıldığı, okul bölgesinden geçildiği ve trafik polis kontrolü bulunduğu gibi bilgiler sesli olarak arabayı kullanana iletilerek şoför yönlendirilmektedir. Dolayısıyla cep telefonu ile yol tarif algoritmalarını kullanan herkes, çok rahat bir şekilde anbean takip edilebilmekte, girip çıktığı her yer bilinmektedir. Eğer siz düşmanlar tarafından hedefe konmuş biri iseniz, cep telefonunuzdan konumunuz belirlenip füze gibi silahlarla vurulma ihtimaliniz çok yüksektir.

Rusya’ya karşı güçlü bir bağımsızlık mücadelesi veren Çeçen lider Cevher Dudayev 1996 yılında, bir Rus füzesi ile vurularak şehit edilmiştir. Öldürülmesine ilişkin herhangi bir resmî açıklama bugüne kadar yapılmamıştır. Yıllar sonra Rus Pravda gazetesine röportaj veren Dudayev suikastında yer alan Yakovlev ve Aksenov adındaki iki Rus ajanın açıklamaları mevcuttur. Bunlar, cep telefonlarının siber saldırı maksadıyla kullanılabilmesine ilişkin bilgiler vermesi açısından önemlidir: “Dudayev konuşmalarını, dönemin Türkiye Başbakanı Necmettin Erbakan’ın hediyesi olan bir uydu telefonu üzerinden yaptığından yeri tespit edilememekteydi. Türkler, Dudayev’i takip etmek için uydu telefonuna ayrıca bir mikroçip yerleştirmişti. Ancak yerinin saptanması için en az 7 dakika konuşması gerekiyordu ama o beşinci dakikada telefonu kapatıyordu. Bir keresinde 15 dakika konuşan Dudayev’in yeri tespit edildi. Ancak suikast girişimi için bu bilginin teyit edilmesi gerekiyordu. Bu bilgi de içeriden 1 milyon dolara anlaşılan bir köstebekten geldi. Gelen teyit üzerine harekete geçen Rus istihbaratı, Dudayev’in infazını gerçekleştirdi.”[16]

MOSSAD Destekli İsrailli Şirketlerin iPhone Telefonlara Sızması

CIA ve MOSSAD başta olmak üzere genel olarak bütün istihbarat örgütleri takibe aldıkları, hedefe koydukları telefonları, telefon sistemlerini dinlemek için özel bir gayret gösterirler. Casus yazılımlarla hedef sistemin içine sızarak arzu ettikleri her bilgiyi almayı ve alınan bilgiye bağlı olarak da siber saldırı gerçekleştirmeyi stratejileri yapmışlardır. Bu işin doğasında vardır. Önemli olan bu durumun olup olamayacağını düşünmek, olabilme ihtimaline karşı gerekli tedbirleri almak ve karşı saldırılar gerçekleştirmektir. “Komplo teorisi” diyerek geçiştirmek yapılan en ciddi hatalardan biridir. Bu olgu ne yazık ki Türkiye’de bir hastalık hâline gelmiştir.

Cep telefonu üreten firmalara istihbaratların sızmaya çalışması, hibrit savaş kapsamında siber savaş stratejisinin doğal bir sonucudur. İsrail menşeli bazı firmalar, bu amaçla iPhone telefonlara sızarak siber saldırı için altyapı oluşturmuşlardır: “iPhone yazılımındaki güvenlik açığından faydalanarak telefonlara sızan ikinci bir İsrailli şirket olduğu ortaya çıktı. Daha önce NSO Group isimli firmanın Pegasus yazılımıyla iPhone telefonlara kullanıcılarının haberi olmadan sızarak içerisindeki bilgilere, kamera ve mikrofona eriştiği tespit edilmişti. Reuters’in 5 isimsiz kaynağa dayandırdığı haberinde QuaDream isimli daha küçük ve düşük profilli bir şirketin de hükûmetlere bu casus yazılımı sattığı ileri sürüldü.

Her iki rakip şirket de 2021 yılında kullanıcıların herhangi bir linki tıklamasına ya da mesaja cevap vermesine ihtiyaç kalmadan tamamen uzaktan sızmayı başarmış. Kaynaklara göre her iki şirkette oldukça karmaşık ve ‘sıfır tıklama’ şeklinde adlandırılan siber korsanlık tekniğini kullanmıştır. Uzmanlar bu durumun, telefonların aslında şirketlerin kabul ettiğinden çok daha fazla suistimale açık olduğunu gösterdiğini belirtti. NSO Group ve QuaDream’ın yaptığı sızmaları analiz eden uzmanlar, şirketlerin birbirine çok benzeyen yöntemler kullandığını tespit etti. Zorla Erişim (ForcedEntry) olarak sınıflandırılan bu sızma yöntemi teknik olarak en sofistike korsanlıklardan biri olarak gösteriliyor.”[17]

Yukarıda ismi geçen QuaDream firması, 2016 yılında eski bir subay olan Ilan Dabelstein ve iki eski NSO çalışanı olan Guy Geva ve Nimro Reznik tarafından akıllı telefonları ele geçirmek, WhatsApp, Telegram ve Signal gibi uygulamalar üzerinden yapılan mesajlaşmalara erişmek amacıyla kurulmuştur. Firma bu maksatla ana casus yazılım olan Reign’i kullanmıştır. Reign casus yazılımı, “Telefon görüşmelerini canlı olarak kaydedebilmekte, ön ve arka kamerayı ve mikrofonu aktif hâle getirebilmektedir.” Bir taraftan tüm konuşmalar elde edilirken diğer taraftan da bulunduğunuz konum sürekli kontrol altında tutulmaktadır. “QuaDream’in ilk müşterileri, Singapur hükûmeti, Suudi Arabistan ve Meksika hükûmetleri olmuştur.” Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde, NSO Group’a ait Pegasus casus yazılımı uluslararası kamuoyunda çok sık gündeme gelmiştir.[18] 2021 yılında İrlanda’da 6 Filistinli aktivistin cep telefonuna NSO Group’a ait Pegasus casus yazılımı, Temmuz 2020 ve Nisan 2021 tarihleri arasında yüklenmiş ve bu yazılım üzerinden 6 Filistinli aktivist hacklenmiştir.[19]

 

Sonuç: Akıllı Sistemlere Düzenlenecek Siber Saldırılar,                                                                       21. Yüzyılın En Önemli Tehdidi Olacaktır

 

Buraya kadarki bölümlerde özetle ele alınıp değerlendirilen olaylar, birer siber saldırı örnekleridir. Çağrı cihazları, telsizler ve cep telefonları dâhil tüm akıllı sistemlerin üretenler ya da yabancı istihbaratlar tarafından birer saldırı mekanizmasına ve silaha dönüştürülmesi ihtimali çok yüksektir. Bu bağlamda yaptığı yorumlara genişçe yer verilen Rich Outzen’in, akıllı sistemlerin 21. yüzyılda silah olarak kullanılma ihtimalinin bulunduğuna dikkat çekmesini ciddiye alıp üzerinde durulmasında fayda vardır. Şöyle diyor Outzen: “Eğer bir kutu muz veya sebze sepeti sipariş ediyorsanız bu o kadar büyük bir tehdit olmayabilir, ama elektronik cihazların güvenliğinin daha ciddiye alınması kesinlikle gereklidir.”[20]

Yukarıda ele alınan olayların analizinden cep telefonları dâhil olmak üzere tüm akıllı sistemlerin siber saldırılarda silaha dönüştürülebileceğini ifade etmemiz abartı ya da komplo teorisi şeklinde değerlendirilmemelidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli mesele, akıllı sistemlerin gittikçe yaygınlaşması ve insanların hayatına değişik kapsamlarda girmesidir. Her geçen gün akıllı sistemlerin kapsam alanı genişlemekte ve çeşitlenmektedir. Nanoteknolojiden piko teknolojiye doğru gidildikçe bu genişleme ve yaygınlaşma daha da artacaktır. Derleyebildiğimiz kadarı ile şu an mevcut olan akıllı sistemleri şöyle tasnif edebiliriz:

Akıllı Bilgisayarlar: Bilgisayarlar, kuantum bilgisayarlar, tabletler, şarj aletleri,

Akıllı Telefonlar: Akıllı telefonlar, akıllı saatler, bluetooth cihazları ve kulaklıklar, şarj aletleri,

Sağlık Teknolojileri: Kalp pilleri, insülin pompaları, sağlık izleme cihazları, hasta izleme sistemleri,

Akıllı Ev Cihazları (IoT Cihazları): Akıllı termostatlar, akıllı güvenlik kameraları, akıllı kilitler, akıllı aydınlatma sistemleri, akıllı ses sistemleri, akıllı beyaz eşyalar (buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi), akıllı süpürgeler, akıllı prizler ve fişler,

Akıllı Giyilebilir Teknolojiler: Sanal gerçeklik (VR) gözlükleri, artırılmış gerçeklik (AR) gözlükleri, akıllı giysiler ve ayakkabılar,

Akıllı Arabalar ve Otonom Araçlar: Otonom arabalar, akıllı araçlar, elektrikli scooter ve e-bisikletler, otonom kamyonlar ve teslimat araçları,

Akıllı Endüstriyel ve Altyapı Sistemleri: Akıllı enerji ve su şebekeleri, endüstriyel kontrol sistemleri, petrol ve doğalgaz altyapı sistemleri,

Akıllı Finansal Sistemler: Banka sistemleri (ATM’ler, online bankacılık), borsa işlem sistemleri, kripto para cüzdanları ve platformları,

Akıllı Telekomünikasyon Sistemleri: Mobil iletişim altyapıları (4G/5G), Fiber optik internet altyapıları, DNS ve internet yönlendirme altyapıları,

Akıllı Ulaşım ve Altyapı Sistemleri: Akıllı trafik ışıkları, otopilot sistemleri (trenler, metro); hava trafik kontrol sistemleri, deniz trafiği izleme sistemleri,

Akıllı Şehir Teknolojileri: Akıllı otopark sistemleri, akıllı atık yönetimi sistemleri, şehir güvenlik ve izleme sistemleri,

Akıllı Tarım Cihazları: Otonom traktörler ve tarım makineleri, akıllı sulama ve tarım yönetim sistemleri,

Akıllı Askerî ve Savunma Sistemleri: Akıllı füze sistemleri, akıllı radar sistemleri, uydu iletişim sistemleri, otonom silah sistemleri,

Akıllı Otonom Deniz Araçları: Otonom gemiler ve su altı araçları, deniz araştırma ve keşif araçları,

Akıllı Dronelar ve Otonom Uçan Cihazlar: Ticari dronelar, askeri dronelar, teslimat droneları,

Akıllı Robotlar: Akıllı savaşçı robotlar, akıllı işçi robotlar, akıllı aşçı robotlar.

Mevcut ya da var olabilecek tüm akıllı sistemlerin aşağıda ifade edildiği şekilde siber saldırı aracına dönüşebilme ihtimali mevcuttur:

  1. Saldırı için konum belirlemede kullanılabilir,
  2. Üretim aşamasında içine patlayıcı yerleştirilebilir,
  3. Paravan şirketler üzerinden taşıma esnasında sisteme patlayıcı yerleştirilebilir,
  4. Size ait tüm bilgiler kopyalanıp değişik amaçlar için kullanılabilir,
  5. Size ait olmayan bilgiler sizin sisteminize yüklenip daha sonra da sizin akıllı sistemleriniz üzerinden kamuoyuna servis edilebilir,
  6. Aileniz, aile efradınız sosyal medyadaki özel gruplar tarafından beyinlerini yıkayacak özel operasyonlarla birer silah hâline dönüştürülebilir,
  7. Elektro manyetik dalgalarla, kardeşler, arkadaşlar, komşular ya da aynı mekânda çalışanlar birbirleri ile çatıştırılabilir,
  8. Elektromanyetik dalgalarla fertler değişik hastalıklara duçar kılınabilir,
  9. Elektromanyetik dalgalarla insanlar köleleştirilebilir,
  10. Beyinler yıkanarak cinsiyetsizleştirme tuzakları kurulabilir,
  11. Beyinler yıkanarak ferdileştirilip aile yok edilebilir.

Bu noktada asla unutmamız gereken en önemli gerçek, 21. asrın şeytanlarının İblis’in yeminini hayata geçirmek için insan beynine yönelik siber saldırılar için seferberlik ilan etmeleridir:

“(İblis) dedi ki: ‘Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onları (insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda pusu kurup oturacağım. Sonra da önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından kendilerine sokulacağım. Onların çoğunu şükrediciler bulmayacaksın.’” (7/A’râf, 16, 17).

Allah’ın yardımını, “görünmez ordularla desteğini” hak etmek için bütün bu tehlikeleri basiret, feraset, hikmetle analiz ederek, tüm iman etmiş olanları, Kur’ân ve Sünnet düzleminde ortak paydalar etrafında güneş modeli sistemini inşa edecek şekilde bir araya getirmek için “Allah’ın ipine” sımsıkı sarılmalı düşüp parçalanmaktan kurtulmalıyız:

“Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin!” (3/Âl-i İmrân, 102).

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın, dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz de O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz onun nimetiyle kardeşler oldunuz. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.”  (3/Âl-i İmrân, 103).

 

[1] https://haberglobal.com.tr/yazarlar/israil-saldirilari-sonrasi-dijital-guvenlik-tehdit-altinda-ucaklar-dusurulup-ulasim-araclari-patlatilabilir-mi-379186

[2] Ergün Diler, “Bac Şu İşe!”; Takvim, 19 Eylül 2024.

[3]Ergün Diler, agy.

[4] https://www.fokusplus.com/siyaset-bilim/cep-telefonlari-da-cagri-cihazlari-gibi-uzaktan-patlatilabilir-mi

[5] Ergün Diler, agy. https://t24.com.tr/yazarlar/eray-ozer/amazon-da-satilan-bir-kitapla-lubnan-daki-saldirinin-ne-ilgisi-olabilir,46474

[6] Arslan Bulut, “Uzaktan Pil Isıtıp Telefon Patlatmak!”, Yeniçağ, 19 Eylül 2024.

[7] Ergün Diler, agy.

[8] https://www.fokusplus.com/gundem/cagri-cihazi-ve-telsiz-saldirilari-21-yuzyilin-yeni-tehdidihttps://www.timeturk.com/gundem/elektronik-cihaz-siparisinde-guvenlik-sistemi-coktu-mu/haber-1793230

[9] https://t24.com.tr/yazarlar/eray-ozer/amazon-da-satilan-bir-kitapla-lubnan-daki-saldirinin-ne-ilgisi-olabilir,46474

[10] https://t24.com.tr/yazarlar/eray-ozer/amazon-da-satilan-bir-kitapla-lubnan-daki-saldirinin-ne-ilgisi-olabilir,46474

[11] Ali Murat Kırık, “Amerika-İsrail-İran Savaşında Yapay Zekâ ve Dijital Cephe”, Türkiye, 22 Mart, 2026.

[12] Ali Murat Kırık, agm.

[13] Arslan Bulut, agy.

[14] Arslan Bulut, agy.

[15] Arslan Bulut, agy.

[16]  https://www.ntv.com.tr/dunya/dudayevin-sonunu-hazirlayan-konusma,rY7IydhcQ0uhB4yKI0E-Jw

[17] Yaşar Süngü, “iPhone Telefonlara Sızan İkinci İsrailli Şirket”, Yeni Şafak, 22 Eylül 2024.

[18] Yaşar Süngü, agy.

[19] Yaşar Süngü, agy.

[20] https://www.fokusplus.com/gundem/cagri-  cihazi-ve-telsiz-saldirilari-21-yuzyilin-yeni-tehdidi   https://www.timeturk.com/gundem/elektronik-cihaz-siparisinde-guvenlik-sistemi-coktu-mu/haber-                                                       1793230

1 Nisan 2026 Çarşamba

21. ASRIN FİRAVUN VE NEMRUTLARI SONLARINI HAZIRLARKEN-1: ABD-İSRAİL VE İRAN SAVAŞININ HİBRİT SAVAŞ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

 Prof. Dr. Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Nisan 2026-380. Sayı

“Gerçek şu ki, onlar hileli düzenler kurdular.  Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış bir düzen vardır.” (14/İbrahim 46)

Şer İttifakı (Siyonizm-ABD-İngiltere-İsrail ve Fransa) 21. yüzyılı, dijital dönüşüm asrı şeklinde öngörmekte, bu sebeple büyük sıfırlama stratejisini uygulamaya sokabilmek için önce biyolojik savaşı (pandemi süreci), sonra ekolojik savaşı, daha sonra Ukrayna’da senelerce sürecek hibrit savaşı, Siyonist soykırımcı İsrail üzerinden Filistin-Lübnan elektronik-siber savaşı (çağrı cihazı, telsizler ve cep telefonlarının internet bağlantısıyla patlatılması)  ve daha sonra da İran-Lübnan üzerinden hibrit merkezli topyekûn bir savaşı fiilen başlatmışlardır. İngiltere ve Fransa ABD-İsrail-İran-Lübnan savaşında şimdilik fiilen yer almamaktadır.

Zikredilen beş önemli sürecin yıllar ekseninde peş peşe ve birbirini destekler mahiyette vuku bulması, tüm dünyada çok uzun sürecek yeni bir kavganın hatta harbin kilometre taşları görülebilir. Bu savaşların önemli bir boyutu, ekonomik krizle çökertip kadife darbelere uygun bir gayrimemnunlar kitlesi oluşturdukları ülkeleri iç dinamiklerini kullanarak parçalamak ve 2050’li yıllara doğru bin şehir devlet inşa etmek amaçlı olduğu gerçeğidir. İran Körfez savaşı bu boyutu ile ayrıca tahlil edilmelidir. Ukrayna-Rusya savaşına ABD-İsrail-İran-Filistin-Lübnan hattı eklenmiş durumadır. Her iki eksende süren savaşlarda Avrasya satranç tahtasında yer alan ya da alabilecek strateji oyuncuları, ABD, AB (Fransa, Almanya…), Rusya, Çin, Hindistan, Ukrayna, Azerbaycan, Kazakistan, Türkiye, İran, Japonya, Endonezya, Pakistan ve petrol-doğal gaz üreten ülkeler olacaklardır. Küresel düzlemde enerji merkezli, ekonomik ağırlıklı olarak devam eden iki eksendeki savaşa esas karakterini verense hibrit savaştır.[1] Bu yazıda, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş, hibrit savaş teorisi kapsamında ele alınacaktır.

İran-ABD Barış Görüşmelerini Bombalayanlar

Gelinen süreci daha iyi anlayıp analiz edebilmek için 22 Eylül 2023 tarihinde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son yıllarda yaptığı konuşmalara bakmakta fayda vardır. Siyonist cani Netanyahu, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 78. oturumunda Filistin’i yok sayan ‘Yeni Ortadoğu’ merkezli bir konuşma yapmıştı. Netanyahu, BM’de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır, Sudan ve Ürdün’ün yeşil renge boyandığı ‘Yeni Orta Doğu’ başlıklı bir harita göstererek Ortadoğu’nun şekillendirileceğini pervasızca ifade etti. Ayrıca soykırımcı Netanyahu’nun haritasında Filistin diye bir devletin bulunmadığı vurgulanmalıdır.

Siyonist oluşumun Dışişleri Bakanlığı 8 Ocak 2025 tarihinde Arapça sosyal medya hesabından İncil’i referans alarak Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye topraklarını “İsrail’in tarihî sınırları” içinde gösteren cüretkâr bir harita paylaştı.[2] Netanyahu, Eylül 2025’te, BM Genel Kurulu’nda küstahça konuşurken Filistin toprağı Doğu Kudüs’ü, Batı Şeria ve Gazze’yi işgal devleti İsrail’in sınırları içine alan iki harita gösterdi. Haritaların birinde Suriye, Irak ve İran siyaha boyanmış ve üzerine “lanet” anlamına gelen İngilizce curse kelimesinin yer alması pervasızlığının nerelere kadar uzandığının ilanıydı. Diğer haritada ise Hindistan, Suudi Arabistan, Mısır ve Sudan yeşile boyanmış ve üzerinde “nimet/hayır” anlamına gelen blessing yazılmıştı.[3]

Son iki yılda Netanyahu, BM’de yaptığı küstah konuşmalarda gösterdiği haritalara uygun olarak ABD ile iş birliği içinde Ortadoğu’yu Filistin-Lübnan-İran üzerinden değiştirme ve savaşı bölgeye yayma stratejisini yürürlüğe sokmaya çalışmaktadır. Buna hizmet edecek bir şekilde “Büyük Ortadoğu” ve “Büyük İsrail” projeleri kapsamında Ortadoğu’yu paramparça ederek hallaç pamuğu gibi atmayı arzulayan Şer İttifakı’nın Firavun ve Nemrutları (Trump-Netenyahu), İran’ın nükleer tesislerini tehlike gösterip İran’dan uranyum zenginleştirme tesislerini iptal etmesini istemişlerdir. İran süreci iyi okuyarak bu konuda görüşme yapmaya ve masaya oturmaya razı olmuştur. İran, uranyum zenginleştirmesinin reaktör yakıt yapımı için gerekli seviyede tutulacağı konusunda olumlu bir tavır sergileyerek yapılan teklifi kabul etmiş ve Şer İttifakı’nın tertibini bozmuştur.

İran’la anlaşma noktasına gelindiği bir aşamada İsrail, bütün uluslararası düzeni, anlaşmaları bozacak tarzda 12 Gün Savaşı olarak anılan 13 Haziran 2025’te, İran’a ani bir saldırı yaparak, fiilen bir savaşı başlatmış, barış masasını devirerek görüşmeleri engellemiştir. ABD ise sürece dâhil olarak İsrail ile birlikte İran’ı sürekli bombalamıştır. 2026’da Umman, ABD ile İran arasında var olan nükleer zenginleştirme programı ile ilgili ihtilafları çözüme kavuşturmak için arabuluculuk görevi üstlenmiştir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile İran arasında “uranyumun zenginleştirilmesinin sınırlandırılması programı” ile ilgili müzakereler başlamış ve süreç çok olumlu bir noktaya gelmiş, barış anlaşmasının imzalanmasına ramak kalmıştır. Cenevre’de İran ve Amerikan heyetleri arasında arabuluculuk yaptığı büyükelçilik binasından çıkan Umman Dışişleri Bakanı Bedir bin Hamad El Busaidi, “görüşmenin iyi gittiğini”, “‘çığır açıcı gelişmenin’” olduğunu dile getirmiştir. Bakan CBS’ye ise şu beyanatı vermiştir: “İran, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını ortadan kaldırmayı, mevcut malzemeyi ülke içinde düşük seviyeye indirmeyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından tam denetime izin vermeyi kabul edebileceğini söylemiş ve hatta ABD denetçilerinin de sürece katılabileceğini belirtmiştir. Anlaşmadan sonra İran, yalnızca sivil amaçlı zenginleştirme yapacaktır. Bir ilkeler anlaşması, günler içinde imzalanabilecektir.”

Umman Dışişleri Bakanı bu beyanatı verirken Siyonist rejimin başbakanı Netanyahu’nun emriyle İsrail Hava Kuvvetleri, 28 Şubat 2026’da 200 uçakla 500 İran hedefine saldırı düzenlemiştir. Trump, İsrail’in saldırısından 4 saat sonra “İsrail ile iki ülkenin eşgüdüm içinde İran’a roketlerini, donanmasını, nükleer tesislerini tümüyle yok etmek üzere kapsamlı bir saldırı” başlattıkları açıklamasını yapmıştır. Başta Tahran olmak üzere ülkenin 22 büyük şehrinde hastahaneler, okullar, ibadethaneler, sivil ve askerî tesisler ayırt edilmeden, insan hakları, uluslararası hukuku tanımadan bombardıman uçaklarıyla sivil halkın üzerine bomba yağdırılmış, yüzlerce yer tahrip edilmiştir. Gazze’deki çocuklara nispet edercesine sadece bir kız ilkokulunda 165 çocuk hava saldırısıyla hunharca katledilmiştir. Tahran’daki liderlik yerleşkesinde üst düzey yetkililer toplantı hâlindeyken Siyonist katliamcıların saldırıları sonucu İran’ın lider kadrosundan 48 kişi öldürülerek tasfiye edilmiştir.

13 Haziran 2025 ve 28 Şubat 2026’da yapılan görüşmelerde çözüm an meselesi iken, yapılan teklifler İran tarafından kabul edilmişken Şer İttifakı’nın saldırmaya başlaması nasıl izah edilebilir?  Önce ABD!”, “Askeri Ortadoğu’dan çekeceğim!”, “Beni Amerikan kıtası ilgilendirir!”, “Kanada benim eyaletim olacak!”, “Grönland ve Venezuela benimdir!” diyen Trump nasıl olur da iki uçak gemisini ve bir sürü savaş gemisini Doğu Akdeniz’e, Umman ve Hürmüz Boğazı açıklarına gönderebilir?! Bu durum, Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail, İslâm’ın İslâm’la savaşı, şehir devletleri, kaos teorisi projeleri, Siyonizm’in amentüsü, Üçüncü Dünya Savaşı projesi ile açıklanabilir değildir. Muhtemelen bu değişim, ABD Adalet Bakanlığı tarafından beklenmedik bir şekilde Epstein şebekesiyle alakalı dosyanın kamuoyuna duyurulması sonrasında meydana gelmiş olabilir.

 

Beşinci Nesil Savaşlar, Hibrit Savaşlar ve Sessiz Savaş

 

Yeni bir kavram olan beşinci nesil ya da hibrit savaşla ilgili, sessiz savaş, etki altına alma savaşı, algı savaşı, bilginin silah olarak kullanıldığı savaş, temassız savaş, dijital savaş ve bilgi-tabanlı savaş şeklinde isimlendirmeler yapılmaktadır.[4] Hibrit savaş, bünyesinde bir araya gelme imkânı bulunan farklı savaş türlerinin bir entegrasyonudur. Bu savaş, dördüncü nesil savaşlara siber savaş, dijital savaş gibi yeni savaş türlerinin eklenmesi ile ortaya çıkan çok karmaşık yeni bir savaş türüdür. Hibrit savaşa ilişkin ilk tanımlama 2007 yılında Frank Hoffman tarafından yapılmış ve şöyle denmiştir: “hem devletler hem de devlet dışı çeşitli aktörler tarafından yürütülebilen” bir savaş türü olup “hibrit savaşın temelini, sınırsız savaş, birleşik savaş ve dördüncü nesil savaş olmak üzere üç farklı savaş teorisi oluşturmaktadır.”[5] (Şekil 1) ABD ve NATO hibrit savaş kavramı yerine hibrit tehdit kavramını kabul etmiş ve kullanmaktadır.[6]

 

Şekil 1. Hibrit savaşın temel oluşumu[7]

Hibrit savaşın daha iyi anlaşılabilmesi için “gri bölge” ifadesini açıklamak gerekir.[8] Gri bölge, “siyasi hedeflere ulaşmak maksadıyla askerî seçeneklerin uygun olmadığı veya çeşitli sebeplerle uygunsuz görüldüğü alandır.” (Şekil 2). Gri bölgede ise hibrit savaşın kullandığı teknikler ve taktikler yer almaktadır. Gri bölge stratejisinde kurallar yoktur ve sınırlar muğlaktır. Hibrit savaş bu bölge özellikleri üzerine inşa edilmektedir.

Şekil 2- Gri bölgenin karakteristik yapısı[9]

Hibrit savaşın, devletler ve devlet dışı olmak üzere iki temel aktörü vardır. Devlet dışı aktörler, devletten bağımsız hareket eden, konvansiyonel olmayan hareketler gösteren ve terör eylemleri ile sivil halka şiddet uygulayan, şiddet ve kaos yardımı ile ülke yönetimine sahip olmak isteyen gruplar ve yapılardır. Devlet dışı aktörler, askerî ve sivil olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.[10]

Hibrit savaşlarda düzenli orduyla beraber düzensiz silahlı gruplar, askerle beraber sivil halk, askerî güçle beraber askerî olmayan (ekonomik, sosyolojik, psikolojik, politik vb.) güçler, sıcak çatışmayla birlikte şiddet içermeyen yöntemler, paralı askerler, vekâlet savaşları, terör yöntemleri, ayaklanmalar, iç isyanlar, gayri nizami savaş türleri, teknolojinin getirdiği siber savaşlar, drone savaşları gibi her türlü yeni imkânlar kullanılmakta ve ortaya çıkacak yeni imkânların ek olarak kullanılması da amaçlanmaktadır.[11] Bu sebeple hibrit savaşta “temel strateji, devlet dışı aktörler veya devletler tarafından yeni doktrin ve organizasyon türleri oluşturmak, teçhizat geliştirmek, nihayetinde çatışmaya asimetrik ve yaratıcı bir yaklaşım getirerek çatışma süresini uzatmaktır.”[12]

Hibrit savaş konusunda dünyadaki gelişmelere baktığımızda geleceğin savaşlarında küçük ve etkili devlet dışı aktörlerin çok baskın olacağı görülebilir. Bu unsurları daha da etkili kılacak ise hiç şüphesiz teknolojidir. Geliştirilen yönlendirilmiş enerji silahları, elektronik savaş, uzaya konuşlu silah sistemleri, toksik ve radyoaktif saldırılar, psikolojik harp, siber savaşlar ve bilgi kirliliği gibi araç ve imkânlar,[13] hibrit savaşlarda devlet dışı aktörlerin etkisini çoğaltacaktır. Özellikle bu devlet dışı aktörler, sanayileşmiş, yüksek teknolojiye sahip ülkelerle hareket ettiklerinde tahribatları daha da artacaktır.

Devlet dışı aktörler, devletten bağımsız hareket ettikleri için uluslararası hukuk kendilerini bağlamamaktadır.  Dolayısıyla manevra yetenekleri çok yüksek olan devlet dışı aktörlerin kendi başlarına davranabilenleri olduğu gibi bir devletin himayesi altında faaliyet gösterenleri de vardır. Hangi şekil altında var olurlarsa olsunlar ana amaçları, hedef ülkede şiddet ve kaos yardımı ile ülke yönetimine sahip olmak, ülke yönetimini zayıflatmak, ülke yönetimini iş birliği yaptığı ülkenin arzu ve isteklerine tâbi kılmaktır.

Hibrit Savaşın Safhaları ve Bileşenleri

Hibrit savaşın safhalarına ilişkin görüşler, zamanla değişmekte ve gelişmektedir. Sahadaki uygulamalardan hareketle teori geliştirilmektedir. Hibrit savaş stratejisinde birbirine bağımlı önemli safhalar mevcuttur. Şekil 3’te de görülebileceği gibi “askerî yöntemlerin kullanılmadığı asimetrik savaş” (bilgi/enformatik, etik, psikolojik, ideolojik, diplomatik ve ekonomik yöntemlerin arzu edilen yönde politik, ekonomik ve askerî alt yapı oluşturma planının bir parçası olarak kullanılması) hibrit savaşın birinci safhasıdır.

İkinci safhada dezenformasyon savaşı başlatılıp, neyin gerçek neyin yanlış olduğuna ilişkin bir kaos ortamı oluşturulmaktadır. Bunun başarılabilmesi için diplomatik ve askerî kurumlardan, basın organlarından koordineli bir şekilde yanlış bilgiler, emirler, direktifler ve talimatlar etrafa yayılmaktadır. Üçüncü safha olan bu aşamada siyasi ve askerî yöneticilerin yanlış karar vermeleri, yanlış yönlere yönlendirilmeleri için aldatıcı özel operasyonlar yapılmaktadır. Aldatma ve rüşvet gibi yöntemlerle hükûmet görevlileri ve askerî personel üzerinde yoğun bir baskı uygulanarak istifa etmeleri sağlanmak istenmektedir.

Dördüncü safhada sokak hareketleri ile siyasi iktidara karşı tüm gayri memnunların toparlanması ve bir baskı unsuru haline gelmesi sağlanarak hem halkın hem de iktidarın içinde gerilim ve huzursuzluk artırılmaktadır. İktidarın saflarında bölünme, taraftarlarında saf değiştirme hedeflenmektedir. Beşinci safhada hedef ülkede uçuşa yasak bölge ilan edilerek özel silahlı birlikler ve silahlı muhalif gruplar eş zamanlı koordineli bir şekilde devreye sokularak ortak faaliyet göstermeleri sağlanır. Bu şekilde halkta daha fazla huzursuzluk ve gerilim meydana getirilerek siyasi iktidara karşı güvensizlik oluşturulur ve halk tabanında saf değiştirmelerin olması sağlanarak siyasi iktidar yalnızlaştırılır.

Altıncı safhada, askerî harekât başlatılmaktadır. Ardından teknolojik üstünlük devreye sokularak (yedinci aşama) siyasi iktidarın ve askerî yönetimin iradesi tam çözülerek en kısa sürede ve en az zayiatla hedef bölge genel hatlarıyla ele geçirilmek istenmektedir. Ancak bölgenin değişik kısımlarında yerel direnişler mevcut olabilir. Bunun için sekizinci aşamaya geçilerek tüm yerel direnişler tasfiye edilip bölgede tam bir hâkimiyet sağlanması hedeflenmektedir. Böylelikle harekât tamamlanmaktadır.

Şekil 3- Hibrit Savaş Stratejisinin Aşamaları[14]

Hibrit savaşta, etkili olabilecek yeni bir alan, siber uzay olacaktır (Şekil 4). Siber savaşta saldırılar uzaydan yere, yerden uzaya ve uzaydan uzaya şeklinde olabilecektir.

Şekil 4. Beşinci savaş alanı siber uzay[15]

Hibrit savaşta, muharebe sahası daralacak, fakat savaş alanı genişleyecektir. Hibrit savaşta, öncelikli strateji, savaşmadan kazanmak olacak, askerî olmayan araçlarla sonuç almak öncelenecektir. Hibrit savaşta, ülke yöneticileri (siyasetçiler ve stratejik karar vericiler) düşmanın daha çok baskılarına muhatap olacaklardır. Hibrit savaşta, büyük veri, veri mühendisliği, sosyal-medya ve diğer internet araçlarının kullanımı çok etkin ve önemli olacak; ağlar savaşının ağırlığı artacaktır. Düşman kuvvetlerinden ziyade, sistemlerin imhası daha önemli olacaktır. Karşı tarafın siyasi otoritesini yıkmak öncelenecektir.

Şer İttifakı’nın Hibrit Savaş Kapsamında Siber Savaş Stratejisi: İran’ın Lider Kadrosunun Tasfiyesi

Şeytan İttifakı’nın 28 Şubat 2026 tarihli saldırıları ile hibrit savaş, çok boyutlu ve çok eksenli olarak başlamıştır. Hibrit savaşın çok önemli bir boyutu siber savaştır. Bir taraftan şehirler, sivil halk bombalanırken diğer taraftan İran’ın önde gelen lider kadrosuna siber saldırılarla suikastlar düzenlenmiştir. Bu siber saldırılar anlık, günlük bir çalışmanın eseri olmayıp yıllarca süren dijital zemin hazırlığı olan bir çalışmanın ve daha geniş bir dijital organizasyonun eseri olarak gerçekleşmiştir: “Financial Times’in birden fazla İsrail istihbarat yetkilisine dayandırdığı haberine göre Tahran’daki trafik kameralarının neredeyse tamamı yıllar önce ele geçirilmişti ve görüntüler şifrelenip Tel Aviv ve Güney İsrail’deki sunuculara aktarılmaktaydı. Bu görüntüler, Hamaney’in konutunun yakınındaki Pasteur Caddesi’ndeki güvenlik görevlilerinin araçlarını nereye park ettiğini, ne zaman nöbet değiştirdiğini ve hangi üst düzey yetkiliyi koruduklarını gösteren ayrıntılı profiller oluşturmak için kullanıldı.

“İsrail istihbarat yetkililerinden biri: ‘Tahran’ı kendi büyüdüğüm sokak kadar iyi tanıyorduk. Ve bir yeri o kadar iyi tanıyınca, yerinden oynamış tek bir şeyi fark ediyorsunuz.’”[16]

Böyle bir sonucun elde edilmesinde etkili olan faktörlerden biri, Pentagon-OpenAI Antlaşması veya yapay zekânın askerîleşmesidir. Pentagon yapay zekâ modellerini (küresel yapay zekâ ekosistemi) savaş amaçlı kullanabilmek için yapımcı firma OpenAI şirketi ile Şubat 2026’da bir antlaşma yapmıştır. Bununla OpenAI’ın GPT modelleri gizli ortamlarda kullanılabilir hâle gelmiş, istihbarat ve hedefleme süreçlerine entegre olabilme imkânını elde etmiştir. Bu bağlamda Elon Musk’ın xAI şirketi de gizli sistemler için onay almıştır. Böylece istihbarat örgütleri (CIA, MOSSAD), bu firmalar üzerinden ülkelerin coğrafi konumlama verilerini çok rahat bir şekilde kullanma imkânına sahip olmuşlardır: “Anthropic CEO’su Dario Amodei, ‘yapay zekâ, devletlere kamuya açık veriyi ve coğrafi konumlama verilerini yasal görünümlü ama devrimsel ölçekte analiz etme kapasitesi sunmaktadır; mevcut hukuk bu kapasiteyle yüzleşmemiştir.’ demiştir.”[17]

Etkili faktörlerden ikincisi uydu internet sisteminin topladığı istihbarattır. Dijital teknolojinin uydular aracılığıyla kullanılabilme imkânı, hibrit savaşa ayrı bir boyut ve derinlik kazandırmıştır. Bu konuda Musk’ın SpaceX şirketi tarafından geliştirilen Starlink uydu internet sistemi, ABD-İsrail ve İran savaşında İran’ın zararına çok tehlikeli bir iletişim ağı oluşturmuş; bu ağ sayesinde İsrail, “drone operasyonlarını ve hava saldırılarını” koordine etmiştir. Böylece CIA’nın siber saldırıları için çok önemli bir alt yapı meydana getirilmiştir: “SpaceX’in ABD güvenlik kuruluşlarıyla ilişkisi köklüdür. Şirket, 2021 yılında Ulusal Keşif Ofisi (NRO) ile 1,8 milyar dolar değerinde casus uydu ağı kurulum sözleşmesi imzalamıştır. CIA’nin risk sermayesi kolu In-Q-Tel ise SpaceX’in kuruluş sürecinde kilit bir destekçi olmuştur. Daha da ileri gidildiğinde, Starlink’in askerî versiyonu olan Starshield’ın, Pentagon için yüzlerce düşük yörüngeli uydu içeren özel bir ağ oluşturduğu bilinmektedir.”[18]

İran’da üst kadronun tasfiyesinde yukarıda ifade edilen her iki sistem birlikte kullanılmıştır. İsrail siber istihbarat ağı vasıtasıyla, Tahran’da protesto eylemlerini izlemek amacıyla kurulan kamera ağını ele geçirmiştir. İran’ın rejime karşı çıkan protestocuları izlemek için kullandığı bir araç, bu siber sızma hareketi ile Siyonist rejimce İran’ın lider kadrosunu izleyen bir araca dönüştürülmüştür: “Pasteur Caddesi yakınındaki tek bir kamera açısı, Hamaney’in konutuna ulaşan bütün koruyucular ve araçlar hakkında kritik bir istihbarat akışı sağlamıştır. Bu veriler, milyarlarca veri noktasını işleyen algoritmik sistemlerle beslenmiştir.

Sistem; telefon ağı sinyalleri, uydu görüntüleri, insan istihbaratı ve dijital kanal verileri gibi çok sayıda kaynağı birleştirerek ‘yaşam kalıbı’ profillemesi yapmaktadır. Saldırı günü ise Pasteur Caddesi yakınındaki bir düzineden fazla baz istasyonu kasıtlı olarak devre dışı bırakılmış; böylece Hamaney’in korumaları uyarı almak için iletişim kurmaya çalıştığında yalnızca meşgul sinyaliyle karşılaşmıştır.”[19]

Şer İttifakı, İran’da hibrit savaşı etkin hâle getirip uygulayabilmek için 13 Haziran 2025 ve 28 Şubat 2026 saldırıları ile mevcut İran yönetimine karşı sokağa çıkan, eylem yapan örgüt ve kitlelere destek amaçlı çok yoğun bir askerî harekât başlatmıştır. Bir taraftan İran’ın stratejik alanlarını bombalarken diğer taraftan yönetici kadrolara karşı yoğun saldırılarda bulunmuştur. Şer İttifakı’nın siber savaş kapsamında uyguladığı bir stratejinin sonucunda İran’ın çok önemli lider kadrosu tasfiye edilmiştir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Nükleer fizikçi Abbasi, Azad Üniversitesi Rektörü Muhammed Mehdi Tehranchi, Beheşti Üniversitesi Nükleer Mühendislik Bölüm Başkanı Abdülhamid Manouchehr. Aynı üniversiteden nükleer mühendis Profesör Ahmet Rıza Zülfikari ile nükleer fizikçi Emir Hüseyin Feqhi, İran’ın Dinî Lideri Ayetullah Ali Hamaney, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammet Pakpur, Savunma Konseyi Genel Sekreteri ve Hamaney’in Danışmanı Ali Şemhani, Hatemü’l-Enbiya Başkanı Salah Asadi, Genelkurmay Başkanı Abdulrahim Musavi, Hamaney’in karısı, kızı ve torunu… İran, Starlink aracılığıyla yürütülen bu siber saldırıları engelleyip yok edebilmek için Rusya’dan Krasukha-4 ve Murmansk-BN sistemlerini alarak kendi siber güvenlik sistemine entegre etmiş ve başarılı bir şekilde kullanmıştır.

Şer İttifakı’nın Hibrit Savaş Stratejisi Başarılı Olamadı ve Şer İttifakı Yalnızlaştı

Şer İttifakı öne çıkan devlet ricalini suikastlarla öldürerek İran içinde daha önce kitlesel protesto düzenleyen gruplara cesaret verip daha büyük eylemlere girmelerini, sistemi işlemez hâle getirmelerini ve yönetimin devrilmesini sağlamak istemiştir. Hatta bu amaçla Kürt milliyetçiliğine yaslanan PJAK terör örgütünün de silahlı mücadeleyi başlatmasını bizzat Trump istemiş sonra da vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Şer İttifakı, Şekil 3’te görülen ilk yedi aşamayı uygulamasına rağmen sekizinci aşamaya gelememiştir. Altınca aşamada kullandıkları hiçbir kural tanımayan askerî harekât, Şer İttifakı’nın iç destekçilerinin, gayrimemnun kitlelerin bölünmesine, büyük çoğunluğun kendilerinden uzaklaşıp mevcut İran yönetiminin saflarında yer almasına sebebiyet vermiştir. Bir taraftan İran’ın lider kadroları suikastlarla öldürülürken diğer taraftan ilkokulların bombalanması ile çocukların öldürülmesi, mevcut yönetime muhalif grupların tavır değiştirmesinde çok etkili olmuştur. Ali Laricani’nin katledilmesinden önce düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşünde Laricani’nin yanı sıra Mesut Pezeşkiyan, Abbas Arakçi gibi isimlerin sokaklarda birlikte görülmesi kitleler üzerinde çok olumlu bir etki meydana getirmiştir.[20] Böylece Şer İttifakı’nın başlattığı hibrit savaş, şeytani müttefiklerin askerî savaş boyutuna inmiş, İran kendi içerisinde bütünleşmiştir. Zalime ve emperyalizme karşı birlikte mücadele edilmiştir. İran yönetimi bu olguyu çok iyi görmeli, iyi analiz etmeli ve gayrimemnun üretecek bir kitle oluşturmamalı, kalbini kırdıklarının da bir şekilde gönüllerini kazanmalıdır. İran’ın balistik füzeler aracılığıyla Siyonist rejimin demir kubbesini kevgire döndürmesi, İsrail’in önemli şehirlerini vurması, işgalcilerin nükleer tesislere saldırı düzenlemesi, İsrail halkı üzerinde çok olumsuz bir etki meydana getirmiş ve Netanyahu’ya karşı protestoların başlamasına vesile olmuştur.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı Şer İttifakı’na destek veren ülkelerin gemilerine kapatması, enerji ihtiyacını bu coğrafyadan karşılayan ülkelerin karşı karşıya kalabilecekleri sıkıntılar sebebiyle doğrudan veya dolaylı bir şekilde Şer İttifakı’na tavır almalarını sağlamak istemiştir. İran yönetiminin Şer İttifakı’na destek vermeyen tüm ülkelerin gemilerine Hürmüz Boğazı’nın açık olduğunu ve bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini açıklaması, oldukça iyi bir psikolojik harekât olmuştur.

İran kendisinden beklenmeyen bir direniş sergileyerek dünya kamuoyunu şaşırtmıştır. Verdiği direnişle her geçen gün psikolojik üstünlüğü artarken Şer İttifakı’nın itibarı gittikçe zayıflamaktadır. Küresel düzlemde ABD-İsrail şeytani birlikteliğine karşı açık ve kesin bir tavır alınmaktadır. İran sahip olduğu füze sistemleri ile ilk 14 günde ABD’nin bölgedeki radar ve erken uyarı sistemlerini, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Katar, Kuveyt, Dubai, Bahreyn, Umman, Güney Kıbrıs’taki İngiliz üssünü, Irak ve Suudi Arabistan’daki ABD üslerini, CIA ofislerini vurmuştur. ABD’nin uçak gemileri İran’ın balistik füzelerinin menzilleri dışına çıkmışlardır. Gemilerden biri de bazı iddialara göre İran tarafından vurulması sonucu gemide yangın çıkmış ve Girit adasına çekilmek zorunda kalmıştır.[21]

İsmi geçen yerlere yapılan füze saldırılarında asıl amaç, buraların güvenli olmadığını, her an buraları vurabileceği imajını oluşturarak, buralardaki ekonomik faaliyetlere zarar vermektir. Böylece “Hem içerdeki sosyal fay hatlarına enerji yüklemek hem de yabancılara buralarda güvende değilsiniz, gidin.” mesajını vermek istemiş olabilir. Trump Basra Körfezi’nin güvenliğini sağlayabilmek için NATO’dan, AB ülkelerinden, Japonya ve Çin’den yardım talep etmiştir.[22] Bu ülkelerin hiçbiri savaş bağlamında Trump’ın yanında yer almamışlardır. Sorunun barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasını istemişlerdir.

Şer İttifakı’nın başlattığı savaş sürerse dünya, Hürmüz Boğazı krizi ile çok ciddi bir enerji krizi dolayısıyla ekonomik buhranla karşı karşıya kalabilir. Bu sebeple dünya 21. asrın firavunu Trump’ın isteklerini geri çevirmiştir. İran, oluşan bu psikolojiyi görmeli ve iyi yönetmelidir. Bu gayrimemnun ülkeleri Şer İttifakı’nın yanına itecek davranış ve uygulamalardan kaçınmalıdır.

 

[1] Burhanettin Can, “Ukrayna-Kazakistan Hattındaki Kriz Neyin Habercisidir?-1: 3. Dünya Savaşının mı yoksa 5. Dünya Soğuk Savaşının mı?”, Umran, 2022, sayı: 331, s. 10-21.

[2] Akit, 1Ekim 2025.

[3] https://www.sde.org.tr/netanyahunun-nimet-ve-lanet-kavramlari-uzerinden-ortadoguyu-dizayn-projesi-konu-795

[4] Ufuk Uras, Beşinci Nesil Savaş/Sessiz Savaş, Harkul Savunma Araştırma Merkezi, Kasım 2020. Mustafa Şenol, “Hibrit Savaş Kapsamında Siber Savaş ve Siber Caydırıcılık”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, Grafiker Yayınları, Ankara, 2018, s. 181-221.

[5] Mustafa Şenol, age.

[6] Mustafa Şenol, age.

[7] Mustafa Şenol, age.

[8] Mustafa Şenol, age.

[9] Mustafa Şenol, age.

[10] H. Yalçınkaya, “Savaşın Değişimi ve Savaş Çalışmalarında Farklı Disiplinler”, H. Yalçınkaya (ed.), Savaş, Farklı Disiplinlerde Yeni Yaklaşımlar, Siyasal Kitapevi, Ankara, 2010.

[11] Ufuk Aras, age.

[12] Erol Işıkçı, Erman Kiraz, “Hibrit Savaş Kavramının Yeni Savaşlar Perspektifinden İncelenmesi”, Savsad Savunma ve Savaş Araştırmalar Dergisi, 2020, cilt: 30, sayı: 2, s. 253-266.

[13] A. B. Uşaklı ve H. Alper, “Teknolojik Gelişmelerin Savaşları Dönüştürmesi ve Gelecekteki Savaşlara Hazır Olmak”, H. Yalçınkaya (ed.), Savaş, Farklı Disiplinlerde Yeni Yaklaşımlar, Siyasal Kitapevi, Ankara, 2010.

[14] Ali Nedim Karabulut, “Eski Savaş, Yeni Strateji: Rusya’nın Yirmi Birinci Yüzyıldaki Hibrit Savaş Doktrini ve Ukrayna Krizi’ndeki Uygulaması”, Uluslararası İlişkiler, cilt: 13, sayı: 49, 2016, s. 25-42.

[15]Mustafa Şenol, age. s. 181-221.

[16] Ali Murat Kırık, “Amerika-İsrail-İran Savaşında Yapay Zekâ ve Dijital Cephe”, Türkiye, 22 Mart, 2026.

[17] Ali Murat Kırık, agy.

[18] Ali Murat Kırık, agy.

[19] Ali Murat Kırık, agy.

[20] Turgay Yerlikaya, “Propaganda ve Savaş Karşıtı Kamuoyunun Yükselişi”, Yeni Şafak, 16 Mart 2026.

[21]  https://www.yenisafak.com/gundem/abd-kendini-dahi-koruyamiyor-kayiplari-artiyor-4806071

[22] “Trump, NATO’yu İran Konusunda Yardım Etmemesi Hâlinde ‘Çok Kötü’ Bir Gelecekle Karşılaşacağı Konusunda Uyardı”, Şarku'l Avsat, 16 Mart 2026.

 

1 Mart 2026 Pazar

İSLÂM COĞRAFYASINI KASIP KAVURAN BİR HASTALIK FİTNE-3: İMAN EDENLER İÇİN FİTNE DENKLEMİ

   Prof. Dr. Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Mart 2026-379. Sayı

Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.[1]

                                                                                  Hz. Muhammed (s.)

Kur’ân-ı Kerim’de fitne kelimesi; Allah, insan ve şeytanla ilgili olarak kullanılmaktadır. Bu durumda fitne kelimesi Allah’a nispet edildiği zaman, lehlerine ya da aleyhlerine olmak üzere, kulların iyi ya da kötü şeylerle denenmeleri, imtihan edilmeleri; beşerden kaynaklandığı zaman, her türlü kötülük, ayartma, manevi çöküntüye uğrama, baskı, dinî-siyasi, sosyal kargaşa; şeytandan kaynaklandığı zaman da saptırma anlamına gel­mektedir.

Hiç şüphesiz imtihan, insan iradesinin test edilmesidir. İmtihan insanın, kendisine yol göstermek üzere gönderilen peygamberlerin yoluna uyup uymamasına ilişkin tercihini ortaya koymasıyla ilgilidir. İnsanın özgür iradesi ile yapacağı bir tercih ve bununla alakalı tabi tutulacağı ödül ve ceza sisteminin açığa çıkmasıdır imtihan. Allah, her türlü alternatifi yaratandır. İnsan ise yaratılanlar arasında tercih yapandır (3/Âl-i İmrân, 265; 4/Nisâ, 79; 30/Rûm, 41; 42/Şûra, 30). O sebeple hikmeti farklı olmakla beraber peygamberler dâhil herkes bu sisteme tabidir. Bu çerçevede ilahi kelamın ayetleri incelendiğinde âlemlerin Rabbi Allah, peygamberlerinden insana doğru bir eleme, arındırma sistemi ortaya koymuştur. Fitnenin semantik alanını evrensel küme şeklinde değerlendirirsek fitne evrensel kümesinin alt kümelerini, Kur’ân’a göre fitne sisteminde imtihana tabi tutulan insan unsurlarını, aşağıdaki gibi tasnif edebiliriz:

  • İnsanların imtihan edilmesi: Genelde tüm insanların, müminlerin ve kâfirlerin imtihan edilmesi.
  • Peygamberlerin imtihan edilmesi: Hz. Musa’nın, Hz. Davud’un ve Hz. Süleyman’ın imtihana tabi tutulması.
  • Bazı toplumların imtihan edilmesi: Semûd, Firavun ve Hz. Musa’nın kavimleri ile İsrailoğullarının imtihan edilmesi.

Geçen yazıda, fitne kavramının altı boyutu ile Allah’a nispet edilen fitne kavramını ele alıp incelemiştik. Burada, genelde insan, özelde iman edenlerle ilgili fitne olgusu üzerinde duracağız.

Tüm İnsanların Fitneye Tabi Tutulup İmtihan Edilmesi

Tevhid dinine göre bu dünya-öteki dünya denkleminde bu dünya, ahiretin tarlası olarak vardır; ölüm ve dirim, insanları imtihan etmek için Allah tarafından yaratılmıştır: “O, amel bakımından hanginiz daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (67/Mülk, 2). Dolayısıyla bu dünyada insanlar yapıp ettiklerinin karşılığında, ahirette gidip yaşayacağı mekân ya cennet ya da cehennem olacaktır. İşte ilahi denklemde, sünnetullahta, fitne sistemi bir yol ayırımı olup iman edenle etmeyeni, samimi olanla olmayanı, sebat edenle etmeyeni, dürüst olanla olmayanı, zalimle mazlumu, Hak ile Batılı, doğru ile yanlışı, temiz ile kirliyi, hak yolda olanla olmayanı, saf altınla posayı birbirinden ayıran bir kavşak noktasıdır. İnsanların Allah tarafından fitneye tabi tutulması, söz ve fiil arasındaki uyumu, dengeyi ve samimi olup olmamayı ortaya çıkarmak amaçlıdır. Söyledikleri ile yaptıkları arasındaki tezadı ortaya çıkarmak ve bunu insanlara teşhir ederek insanları korumak ilahi bir yasadır: İnsanlar, (yalnızca) ‘İman ettik!’ diyerek, sınanmadan bırakılıvereceklerini mi sandılar? Ant olsun, onlardan öncekileri sınamadan geçirdik, Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. Yoksa kötülükleri yapanlar, bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar? (29/Ankebût, 2-4)

İlahi denkleme göre Allah’ın insanları fitne imtihanına tabi tutmasının bir boyutu, insanlar arasındaki sınıfsal ayırımı ortadan kaldırmaktır. Tüm makamlar, mevkiler, mal-mülk ve çocuk sayısı, iman etme düzleminde bir anlam kazanmaktadır. İman etmedikçe ya da kalbinde hastalık bulundukça, zan ve tahminle yalan söyledikçe, münafıklık yaptıkça, bir insanın maddi zenginliklerinin iman boyutunda bir anlamı ve de Allah indinde iman etmişler düzleminde yeri ve kıymeti yoktur. İnsanlar için en büyük imtihanlardan biri de budur: “Sabah akşam -onun rızasını dileyerek- Rablerine dua edenleri kovma. Onların hesabından senin üzerinde bir şey (yükümlülük), senin hesabından da onlar üzerinde bir şey (yükümlülük) yoktur ki onları kovman gereksin. Yoksa zalimlerden olursun. Böylece: ‘Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?’ demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil mi? (6/En’âm, 52, 53)

İnsanların fitneye tabi tutulmasının bir sebebi de samimi olanla olmayanı, gerçekten iman edenle etmeyeni, kalbinde hastalık bulunanla bulunmayanı ayırt etmek, ortaya çıkarıp teşhir etmek içindir: Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: ‘Bu, hanginizin imanını arttırdı?’ der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler. Kalplerinde hastalık taşıyanların ise, iğrençliklerine iğrençlik ekleyip-arttırmış ve onlar kâfirler olarak ölmüşlerdir. Görmüyorlar mı her yıl bir veya iki kez fitneye tutulduklarını? Yine de tevbe etmiyor, ibret almıyorlar. (9/Tevbe, 124-126; Ayrıca bk. 27/Neml, 46, 47). Allah dünyevi imkânlarla tüm insanları imtihan etmektedir. Bunlara yüklenen anlam, verilen önem ve kullanma düzleminde müminleri hassas davranmaya davet etmektedir. Bu dünya öteki dünya denkleminde, mal mülk edinme ve onu kullanma, ona bağlanma düzleminde, dünyevileşme-sekülerleşme boyutunda Allah, Hz. Peygamber (s.) üzerinden tüm iman edenleri özel olarak uyarmakta ve dikkatli davranmaya davet etmektedir: Onlardan bazı gruplara, kendilerini onunla denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. (20/Ta-Hâ, 131).

Hz. Âdem’in yaratılması, İblis’in Allah’a isyan etmesi, Hz. Âdem’le eşinin cennete yerleştirilmesi… İblis’in onları cennetten çıkarabilmek için Allah’ın onlara tayin ettiği hukuk sistemini, bizzat onları tuzağa düşürerek cennetten çıkarması ve İblis’in kıyamete kadar yaşama izni alarak Allah’ın yolundan gidenlere karşı sınırsız ve topyekûn savaş ilan etmesi olgusu, genelde tüm insanların özelde müminlerin asla unutmaması gereken bir durumdur. Nitekim Allah insanoğlunu bu konuda özel olarak uyarmaktadır: Ey âdemoğulları! Sizi de şeytan bir fitneye düşürmesin, nasıl ki ana ve babanızı, onların çirkin yerlerini göstermek için onların örtülerini çekip atarak kendilerini cennetten çıkardı. Şüphe yok ki, o şeytan ve onun gürûhu sizi, sizin onları göremeyeceğiniz bir taraftan görürler. Muhakkak ki biz şeytanları, iman etmeyen kimseler için dostlar kılmıştık. (7/A’râf, 27).

Peygamber olsun olmasın, inansın ya da inanmasın tarih boyu herkes, fitne düzlemindeki temel yasaya tabi tutulmuştur ve de tabi tutulacaktır: “Yoksa siz, sizden öncekilerin durumu başınıza gel­meden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuş, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve onunla birlikte inananlar: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ de­mişlerdi. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.” (2/Bakara, 214; Bk. 3/Âl-i İmrân, 142).

İnsanlar ve Müminler Arasında Fitne Çıkaran İnsan Unsurları

İnsandan kaynaklanan fitne, her türlü kötülük, ayartma, manevi çöküntüye uğratma, baskı, işkence, eziyet, savaş, dinî- siyasi, sosyal kargaşa anlamına gelmektedir. Bu anlam boyutu ile fitneye yol açan insan unsurları, Kur’ân’a göre şunlardır:

  • “Kâfirler” (4/101-102; 60/5; 37/161-163; 10/83-92; 7/120-126; 20/131),
  • “Yahudilerden küfre sapanlar” (5/41),
  • “Münafıklar” (4/91; 33/14; 5/41; 9/38-57; 22/52-53; 29/10-11; 57/13-15),
  • “Firavun veya Firavunlaşanlar” (10/83-92; 7/120-126),
  • “Kalplerinde hastalık bulunanlar” (3/7-9),
  • “Zan ve tahminle yalan söyleyenler” (51/10-14),
  • “Ateşe girecek olanlar” (37/161-163).

Kur’ân’a göre bu insanlar, tüm insanlar arasında özelde ise müminler içerisinde, fitne bağlamında, her türlü kötülüğün, manevi çöküntünün, küfrün, şirkin, dalâletin, günahın, her türlü dinî-siyasi, sosyal kargaşanın yaygınlaşmasına ve iman edenlere eziyet, işkence, baskı, şiddet ve zulüm uygulanmasına, gittikçe artırılmasına” çalışırlar. Allah’ın indirdikleri ile hükmedilmesini istemeyip buna şiddetle karşı çıkarlar.

Yukarıdaki insan unsurundan inkâr edenler, özellikle, savaş zamanlarında iman edenleri fitneye uğratmak için sürekli gayret ederler. Onun için Allah, namaz kılma zamanlarında düşmanın fitnesinden sakınmak üzere gerekli tedbirlerin alınması konusunda müminleri uyarmaktadır (4/101-102). Kur’ân’a göre inkâr edenlerin fitnesine, muhlis olan kullar düşmez; ateşe girecek olanlar ise düşer (37/160-163).

Müminler arasında fitne çıkarmak için uğraşan, çalışan ikinci insan unsuru, münafıklardır. Kâfirlerin kâfirlikleri açık olduğu için müminler, onlara karşı daha tedbirlidirler. Ancak münafıklar, görünürde Müslüman ama içten inkârcı oldukları için müminler tarafından bilinmeleri her zaman mümkün olmayabilir. Dolayısıyla münafıklar, fitne ve fesat çıkarmada, fitne ve fesadı yaymada kâfirlerden daha tehlikeli insanlardır. Fitne ve fesat, onlarda karakter hâline gelmiş olup şartlar uygun olduğunda, “balıklama” fitne ve fesadın içine dalarlar (4/91). Savaş veya sıkıntılı zamanlarda müminlere yardım etmez, onları yalnız bırakır, kaçarlar; fırsat buldukları takdirde düşmanla iş birliği yaparak müminler arasında her türlü kargaşanın çıkması için çalışırlar: Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar:Allah ve Resûlü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi.’ diyorlardı. Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: ‘Ey Yesrib halkı, artık sizin için burada kalacak yer yok, şu hâlde dönün.’ Onlardan bir topluluk da: ‘Gerçekten evlerimiz açıktır.’ diye peygamberden izin istiyordu; oysa onların evleri açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı. Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı. Oysa ant olsun onlar, daha önce ‘arkalarını dönüp-kaçmayacaklarına’ dair Allah’a söz vermişlerdi; Allah’a verilen söz (ahit) ise, (ağır bir) sorumluluktur. (33/Ahzâb, 12-15). Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir. Senden, yalnızca Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp da kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister. Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, herhâlde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve: ‘Onlara siz de oturanlarla birlikte oturun.’ denildi. Sizinle birlikte çıksalardı, size ‘kötülük ve zarardan’ başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara ‘haber taşıyanlar’ vardır. Allah, zulme sapanları bilir. Ant olsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri hâlde hak geldi ve Allah’ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı. Onlardan bir kısmı: Bana izin ver ve beni fitneye katma.’ der. Haberin olsun, onlar fitnenin ta içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem, o küfre sapanları mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, sana bir musibet isabet edince ise: ‘Biz önceden tedbirimizi almıştık.’ derler ve sevinç içinde dönüp giderler. (9/Tevbe, 44-50).

Münafıklar, Müslümanlar arasında yalana kulak tutarak, yalan haberleri yaygınlaştırarak, Müslümanlar içinden haber, bilgi toplayıp düşmanlara aktararak ve kelimelerin anlam alanlarını çarpıtarak, bağlamlarından kopararak, iman edenler içerisinde fitne ve fesat çıkarırlar. Yukarıda ismi geçenler içerisinde fitne çıkaracakları veya çıkarmak isteyecekleri pek tahmin edilemeyen iki insan unsuru daha vardır. Bunlar kalplerinde hastalık bulunanlar, zan ve tahminle yalan söyleyenler. Her iki insan unsurunun fitne çıkarmaya eğilimli oldukları, çok dikkatli bir gözlemin sonucunda belli olabilir, ortaya çıkabilir.

Müminler içerisinde fitne fesat çıkaran, kalbinde hastalık bulunan insan unsurları, genellikle Kur’ân’ın muhkem ve müteşabih ayetleri üzerinde olmadık yorumlar yaparak fitne çıkarıp Müslümanların kafasını, zihnini ve aklını karıştırıp saptırmak isterler. Allah, kalplerinde hastalık bulunan insan unsurunun, Kur’ân ayetlerinin anlam alanlarını çarpıtmaya çalışarak fitne çıkarmak için uğraştıklarını ve de uğraşacaklarını tüm iman edenlere açıklayarak dikkatli olmalarını istemektedir: “Sana kitabı indiren odur. Ondan, kitabın anası olan bir kısım ayetler muhkemdir; diğerleri de benzeşen/müteşabihlerdir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne (ve karışıklık) çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun yorumunu Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona inandık, onun tümü Rabbimizin katındandır.’ derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/Âl-i İmrân, 7).

Günümüz Türkiye’sinin en ciddi sıkıntılarından biri de budur. Bu insan unsuru, tarihte kalmış tüm ihtilaflı konuları bugüne taşıyarak, bunları kötü bir dil kullanıp küfür sistemi ile aramızdaki tezadın önüne geçirerek, toplum içerisinde yeni fay hatları inşa etmekte, fitne ve fesadın yayılmasına katkıda bulunmaktadırlar.  Bu noktada Hz. Peygamber’in yaptığı uyarı son derece önemlidir:  “Ahir zamanda, dinle dünyayı talep eden insanlar zuhur edecek. Bunlar, insanlara iyi görünüp, onları aldatmak için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki koyun postu yanlarında kaba kalır. Dilleri de baldan daha tatlıdır. Ancak kalpleri kurtlarınkinden vahşidir. Cenab-ı Hakk bunlar için şöyle diyecektir: “Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz, yoksa bana karşı cürete mi yelteniyorsunuz? Zat-ı Akdesime yemin olsun, bunlar üzerine, kendilerinden çıkacak öyle bir fitne göndereceğim ki, içlerinde halim olanlar bile şaşkına dönecekler.” (Tirmizî, “Zühd”, 60, 2406, 2407).

Âl-i İmrân Suresi’nin 7. ayetinde kalbinde hastalık bulunanların fitnesine karşı tavır alacak, karşı duracak ve de fitnesinden etkilenmeyecek iki insan unsuru ilimde derinleşenler ve de temiz akıl sahipleridir.  Bu ayetler zincirinde dikkat çeken nokta, kalplerinde maraz taşıyanların durumuna düşmemek için yapılması gereken bir duanın yer almasıdır: Rabbimiz, bizi hidayete eriştirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve yanından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan sensin sen” (3/Âl-i İmrân, 8).

Fitne hastalığına yakalanan ve de ilk başta tehlikesi çok görülemeyen ikinci insan unsuru zan ve tahminle yalan söyleyenlerdir. Fitne ve fesat ateşini en çok körükleyen ve yaygınlaştıran insan unsurlarından biri de bunlardır: “Kahrolsun, o zan ve tahminle yalan söyleyenler. Ki onlar, bilgisizliğin kuşatması içinde habersizdirler.Hesap ve ceza (din) günü ne zaman?’ diye sorarlar. O gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler. Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir.” (51/Zâriyât, 10-14).

Bu insan unsuru da kalplerinde hastalık bulunan insan unsuru gibi hemen görülüp farkına varılabilen bir insan unsuru olamayabilir. Bu insan unsuru muhtemelen kalbi marazlı insan unsuruna nazaran daha tehlikeli ve daha geniş bir kesime/kümeye aittir. Özellikle ilim dünyasında yanlış varsayımlar üzerinden teori üretenler bu topluluğu aittir. İlim insanı kisvesi altında gerçekleri çarpıtıp görmezlikten gelerek, görülmemesini istediklerini göstermeyerek ilim yaptığını sananlar ve söyleyenler, zan ve tahminle yalan söyleyen insan unsurlarıdır. “İnsanın maymundan geldiği” (Darwinizm), “insan cinsiyetsiz olarak vardır” (Quirizm), “evrenin tesadüfen var olduğu”, “tek bir parçacıktan olduğu” ile ilgili yanlış varsayım ve yalanlar üzerine inşa edilmiş teorilerdir. Darwinizm insanı maymunlaştırırken, quirizim insanı cinsiyetsizleştirmektedir.

Kur’ân’a göre önem taşıyan temel nokta, bütün bu üretimleri “Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanların” yapmasıdır. İstanbul Sözleşmesi düzleminde yapılan tüm yasal düzenlemelerde bu rahatlıkla görülebilir. Bu sözleşme, quir teorisine hukuksal boyut kazandırma operasyonuydu.  Asıl tehlike kalbinde hastalık bulunan ve ağızları ile inandık diyen insan unsurunun bu teorileri ilmî gerçek sanarak savunmaları ve de yaygınlaştırmalarıdır. Bilgi sahibi olmadıkları her konuda konuşan, hüküm yürüten, kulaktan dolma bilgileri hakikatmiş gibi alıp süsleyip aktaran, yayan böylece kafa karışıklığına yol açan felaket tellalları bu guruba dâhildir. Avrupa uyum yasaları kapsamında bizim kültür ve medeniyet kodlarımızla uyuşmayan birçok kavram hem hukuk sistemine hem de eğitim sistemine yerleştirildi. Ne yazık ki temel kavramlarımız, kültür ve medeniyet kodlarımız tahrip edilmiş ve toplum tam bir fitne ortamına çekilmiştir: “Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı hâlde ağızlarıyla ‘inandık’ diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlardır (haber toplayanlar). Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, ‘Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının.’ derler. Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, artık onun için sen Allah’tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arıtmak istemedikleridir.” (5/Mâide, 41).

Müminlerin Fitne ile İmtihan Edilmesi

İblis’in isyanı ve kıyamete kadar yaşama izni alması ile birlikte başlayan sürecin, müminler için özel bir anlamı vardır ve de olmalıdır. Çünkü İblis insanoğluna topyekûn ve sınırsız bir savaş açacağına yemin etmiştir. İblis ve şeytanlar, iman edenler dâhil olmak üzere tüm insanların kalplerine fitne, fesat ve vesvese vermek için seferberlik ilan etmişlerdir. Bu bağlamda müminlerle ilgili fitnenin değişik boyutları vardır: Cihad boyutu, mal ve makam elde etme boyutu

Cihad ve savaş ortamlarında iman edenlerin bir kısmında meydana gelen kararsızlık, bir fitne ve deneme olarak Kur’ân’da yer almaktadır: Gerçek şu ki, mümin erkeklerle mümin kadınlara fitne uygulayanlar sonra da tevbe etmeyenler (yok mu); işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlar içindir.(85/Burûc, 10) Sonra muhakkak ki, fitneye uğratıldıklarından sonra hicret edenleri, sonra da cihadda bulunanları ve sabredenleri Rabbin (mükâfatlandıracaktır). Şüphe yok ki, senin Rabbin onun ardından da elbette yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir. (16/Nahl, 110). Burada hicret etmekte kararsız kalanların durumuna özel bir vurgu yapılmaktadır. Hicret ettikleri takdirde önceden hicret edenlerin durumunda olacakları, ona göre muamele görecekleri açık bir şekilde belirtilmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken, iman edip hicret edenlerle iman edip hicret etmeyenler diye iki farklı iman eden insan unsurunun varlığına dikkat çekilmesidir. Bu durum Enfâl Suresi 72-75 ayetlerinde ‘veli’ anahtar kavramı düzleminde hususen değerlendirilmektedir. İman edip hicret edenlerle iman edip hicret etmeyenler birbirlerinin velisi değildir. Buna karşılık kâfirler topluluğu birbirlerinin velisidir. Bu ayetlere göre dünyadaki fitne ve fesadın etkin olmasının sebebi, müminlerin parçalanmasıdır: Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yapmakta olduklarınızı görendir. Küfredenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (8/Enfâl, 72-73).

Müminlerden bu tezadı ortadan kaldırıp mücadelenin temel yasalarına uyanlar, gerçek müminlerdir: İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek müminler bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. Bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar da sizdendir. … (8/Enfâl, 74-75). Müminler için mal, kadın, erkek çocuk ve makam tutkusunun bir fitne konusu olması, insanın heva yapısının doğal bir sonucudur. Genelde insanlar özelde müminler için ciddi zaaflardan biridir: Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katındakidir.(3/ Âl-i İmrân, 14).

Bu sebeple Hz. Peygamber ümmetini/iman edenleri hem mal ve hem de kadın tutkusu konusunda özel olarak ve de ciddi bir şekilde uyarmaktadır: “Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.” (Tirmizî, “Zühd”, 26, 2337).  Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona varis kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadından da sakının! Zira Benî İsrail’in ilk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır. (Müslim, “Zikr”,  99, 2742; Tirmizî, “Fiten”, 26, 2192; İbn Mâce, “Fiten”, 19, 4000).

Kâfirler, münafıklar, müşrikler, fasıklar, Siyonistler ve kalbinde hastalık bulunanlar, zan ve tahminle yalan söyleyenler, Allah’ın ahkâmıyla hükmedilmesini istemezler. Allah’ın insanlığa vazettiği hayat tarzının hayata uygulanmasını engellemek için her türlü fitne, fesadı çıkarır; hile, aldatma entrikaya başvururlar (5/Mâide, 49).

Müminlere herhangi bir “iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise sevinirler” (9/50). Her türlü kötülüğün Müslümanlara dokunmasını, acılar içerisinde kıvranmalarını, sürekli ıstırap içerisinde yaşamalarını canı gönülden isterler (57/14). Böylelikle müminler üzerinde devamlı bir psikolojik baskı kurulmasını arzu ederler. Ancak, zorda kaldıkları zamanda da Müslümanlarla birlikte olduklarını söyleyerek onlardan yardım isterler. Gerçekte tüm bu yapıp ettikleri ile kendi kendilerini fitneye düşürmüş olup bedellerini öte âlemde ödeyeceklerinin farkında olmayan şuursuzlardır (57/14).  Bu sebeple bu coğrafyada İblis ve onun yolundan giden şeytanların, İslâm dünyasındaki fay hatlarını (#) harekete geçirebilmek için her türlü fitne ve fesadı icra etmek için seferber olacakları asla unutulmamalıdır:

  • Kavmiyetçilik fay hatları: Arap # Türk # Fars # Kürt # Dürzi
  • Mezhepçilik fay hatları: Sünni # Şii # Selefi # Alevi
  • Dinî fay hatları: İslâm # Hıristiyanlık # Yahudilik
  • Laiklik-sekülerlik # din fay hattı
  • Zengin # fakir fay hattı
  • Sistem-devlet # millet fay hattı
  • Yöneten # yönetilen fay hattı
  • Devletler # yönetimler arası fay hattı.

Müminlerin ise bu gerçekleri gerektiği gibi görüp gereğini yapmaları olmazsa olmazdır.

Sonuç: Fitne ve Fesattan Korunmak için Dua

Fitne konusuna, Kur’ân ve hadislerin çokça yer vermesi insandaki fıtrat ve heva cephesi şeklindeki birbirine taban tabana zıt iki ana yapının bulunmasındandır. Yaşanan şartlar, bu iki zıt yapıdan hangisini daha çok besler ise insanın düşünce, tutum ve davranışları ona bağlı olarak şekillenmektedir ve de şekillenecektir. Bu bağlamda fıtrat yapımızı besleyip kuvvetlendirmesi noktasında duanın özel bir önemi ve de ağırlığı vardır.  Hz. Peygamber’in fitne belası ile ilgili duaları müminler için önemli bir rehber özelliği taşımaktadır: “Allah’ım! Aczden, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.” (Buhârî, “Da’avât”, 38, 40, 42, “Cihad”, 25; Müslim, “Zikr”, 52, 2706; Tirmizî, “Da’avât”, 71, 3480, 3481; Ebû Dâvud, “Salât”, 367, 1540, 1541; “Hurûf”,  1, 3972;  Nesâî, “İstiâze”, 6, 8, 257, 258).  “Allah’ın kerim olan rızası için, eksiksiz, mükemmel kelimetullah hakkı için -ki hiç kimse muttaki olsun, facir olsun onu aşıp daha güzelini söyleyemez- (bela olarak) semadan inen, semaya yükselen (ve ceza gerektiren) şerlerden, yeryüzünde yarattığı şerden, yerin altından çıkan şerden, gece ve gündüz fitnelerinden, gece ve gündüz gelen musibetlerden Allah’a sığınırım. Ey Rahman, hayır getiren hadiseler hâriç.” (Muvatta, “Şi’r”, 10, 2, 950, 951).

Ve:

Ya Rabbi! Başkalarının hatalarını görmekten kendi hatalarını göremeyen, başkalarının haksızlıklarını görüp de kendi haksızlıklarını göremeyen, başkalarının fitnesini, zulmünü görüp de kendi yaptığı fitne ve zulmü göremeyen insanlardan, toplumlardan, cemaatlerden, hareketlerden, milletlerden bizi koru!

Ya Rabbi! İslâm ümmetini, mutedil, şahit, hayırlı ve tebliğci bir ümmet kıl, insanlığı tahrip edecek bir işgal girişimine karşı dimdik ayakta duranlardan eyle! Ya Rabbi! Bizi, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış, yalnızca Allah’tan korkarak, yalnızca Allah’a teslim olmuş ve yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak isteyen bir ümmet eyle!

Ya Rabbi! Bu ümmete şuur ver; basiret ve feraset sahibi kıl! Ya Rabbi! Bizi nefsimizin, heva ve hevesimizin kölesi yapma! Ya Rabbi! Bizi bağy hastalığı ile imtihan etme! Ya Rabbi! Bizi her türlü fitne ve fesattan koru! Ya Rabbi! Bizi sırât-ı müstakîmden ayırma, dimdik ayakta duranlardan eyle!

[1] Tirmizî, “Zühd”, 26, (2337).

 

1 Şubat 2026 Pazar

İSLÂM COĞRAFYASINI KASIP KAVURAN BİR HASTALIK FİTNE-2: FİTNENİN ALTI BOYUTU

 Prof. Dr. Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Şubat 2026-378. Sayı

“Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.”

                                                                                Hz. Muhammed (s.)[1]

 

İslâm coğrafyasında vuku bulan tüm hadiseler, iç ve dış dinamiklerin arakesitinde vuku bulmaktadır. Tüm sorumluluğu ve suçu dış güçlere yükleyip kendimizi temize çıkarma, gerçekçi bir yaklaşım olmadığı gibi iman etmenin yüklediği görev ve sorumlulukla da bağdaşmamaktadır. “Siz, insanlara iyiliği emrediyorken, kendinizi mi unutuyorsunuz? Oysa siz kitabı okumaktasınız. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (2/Bakara, 44) ayeti kapsamında İslâm coğrafyasındaki iç dinamiklerin bu büyük kaos ortamında çok büyük payının bulunduğunu göz önüne almamız gerekmektedir. Ümmetin hâlihazırdaki durumunu, çok önemli anahtar kavram niteliğindeki fitne kapsamında değerlendirmekteyiz.

Geçen sayıdaki yazıda fitnenin semantik alanı incelendi.[2] Burada çok anlamlı ve çok önemli anahtar kavram konumundaki fitnenin muhataba göre kazandığı anlamları ve Allah’ın imtihan etmesi boyutunu ele alacağız. Ancak fitne odak kavramı kapsamında Allah’ın sınamasındaki ana amacın çok iyi anlaşılabilmesi için dinin anlam sahasını ana hatları ile özetlemekte fayda vardır.

Dinin Anlam Alanı, Tevhid Dini Ve Şirk Dini/Seküler Din

Din, İslâmî terminolojide merkezî kavramlardan birisidir. Din kelimesi, dil yönünden incelendiğinde; baş eğmek, itaat etmek, hakkını almak, ödünç almak, borç etmek, borç vermek, adet edinmek, baş eğdirmek, zorlamak, hesaba çekmek, idare etmek, ceza veya mükâfat vermek ve hizmet etmek gibi anlamları bulunmaktadır.[3] Kur’ân-ı Kerim’de dinin bütün bu anlamları birbiri ile bağlantılı kullanılmakta ve altı boyutlu bir yapı tanımlanmaktadır:

  1. Yüce egemenlik sahibinden gelen üstünlük ve galibiyet: Allah.
  2. Yüksek hâkim otoriteden gelen değerler sistemi: Tevhidî değer sistemi.
  3. Yüksek hâkim otoriteden gelen değerler sistemi çerçevesinde fıtrat üzerine inşa edilen fikrî ve amelî nizam.
  4. Yüksek egemenlik sahibinin verdiklerine karşı kendini borçlu hissedip boyun eğmek, ona itaat etmek, tapınmak, hizmetkârlık yapmak.
  5. Yüksek otorite sahibinden gelen değerler sistemini benimseyip, hayata aktaran insan topluluğu: Millet/ümmet.
  6. Yüksek otorite tarafından vazedilen nizama uymaya ve ihlâsla bağlanmaya karşılık bu yüksek otoritenin verdiği mükâfat veya karşı gelmek sebebiyle isyan etmeye verdiği ceza: Cennet, cehennem.

Kur’ân-ı Kerim’de din kelimesinin bu anlam boyutları ayrı ayrı kullanıldığı gibi altısı bir arada bulunacak şekilde de kullanılmaktadır (9/Tevbe, 29, 33; 40/Mü’min, 26; 3/Âl-i İmrân, 19,85; 8/Enfâl, 39; 110/Nasr, 1-3). Mevdudi, Kur’ân’da din kavramına yüklenen anlamın, yukarıdaki anlamları ihtiva edecek şekilde bir bütün oluşturduğunu ifade etmektedir.[4] Hz. Peygamber Tevbe Suresi’nin 31. ayetini; “Onlar, Allah’ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Oysa hepsi ancak bir ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı ki, ondan başka hiçbir ilah yoktur. O onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir.” okuyup aşağıdaki şekilde yorumlarken, din kelimesindeki altı boyutlu anlamın nasıl bir bütünlük taşıdığının da güzel bir örneğini vermiştir: “Aslında onlar, bunlara (ruhbanlarına) tapınmadılar, ancak bunlar (Allah’ın haram ettiği bir şeyi) kendileri için helâl kılınca hemen helâl addediverdiler, (Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi de) kendilerine haram edince hemen haram addediverdiler.”[5]

Din kelimesinin birinci anlamında yüksek otorite, üstün güç, insan yapısını bilen ve ona göre nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin bilgileri (dinin 2 ve 3. anlamı) bildiren, yol gösterici bir güç olmalıdır. Kendisine sunulan bu ikrama karşı insan, bu yüksek otoriteye karşı kendisini borçlu hissetmeli, ona gereken saygıyı göstermeli, ona itaat ve ibadet etmelidir (dinin 4. anlamı). Kendisine sunulan reçeteye bağlı olarak yaşayıp hem bireysel hem de toplumsal temelde barışı ve düzeni sağlayacak bir toplum kurulmalıdır (5. anlam). Kendisine verilen reçeteye uyduğunda ödüllendirilmeli, aksi durumda da cezalandırılmalıdır (6. anlam).

Altı boyutlu yapıyı göz önüne aldığımızda tevhid dininin birinci boyutu: En yüce, yüksek mutlak hâkim otorite, Allah’tır. Allah, Kur’ân-ı Kerim’de esmâ-ı hüsnâ şeklinde ifade edilen isimlerle kendini tanıtmaktadır. Rablik ve ilahlık vasfı konumuzla bağlantılı en önemli iki noktadır.[6] Bu ikisi ile birlikte Allah, en yüksek otorite olarak mutlak hâkim, mutlak kanun koyucu, hüküm koyucu, mutlak yol gösterici, mutlak terbiye edici, mutlak huzur ve sükûn verici ve tek sığınılacak merci hâline gelmektedir. Allah bu iki vasfını, hiçbir varlıkla paylaşmamaktadır (21/Enbiyâ, 22; 25/Furkân, 43; 9/Tevbe, 31; 2/Bakara, 172). Bunun aksi durum şirk olup seküler bir dine vücut verir.

Tevhid dininin ikinci ve üçüncü boyutu: En üst otorite olarak Allah, Hz. Âdem ile eşini ve onların zürriyetini başıboş bırakmamış, bunalım dönemlerinde onlara resûller, nebiler vasıtasıyla değerler sistemi göndererek yol göstermiş, yaşanacak bir sistem vazetmiştir (5/ Mâide, 44-51).

Tevhid dininin dördüncü boyutu: Allah, bahşettiklerine karşılık insanın kendisini Allah’a karşı borçlu hissedip ona itaat etmesi, yalnız ona tapınması ve yalnız ona kulluk yapması ve yalnız ondan korkmasıdır (1/Fâtiha, 1-7; 16/Nahl, 36; 36/Yâ-Sîn, 60, 61; 9/Tevbe, 31; 21/Enbiyâ, 92, 93).

Tevhid dininin beşinci boyutu: Tevhid dinine göre, yüce egemenlik sahibi yüksek otorite olan Allah’tan gelen değerler sistemini benimseyip yaşama aktaran insan topluluğu, kabul etmeyenlerden ayrı bir millet/ümmettir (3/Âl-i İmrân, 64, 110; 10/Yûnus, 104-106).

Tevhid dininin altıncı boyutu, ödül ve ceza sistemidir. Ödül ve cezanın bir kısmı, bu dünya, bir kısmı ise öteki dünya ile ilgilidir. Öteki dünyada gerçekleşecek hesap gününün, din günü şeklinde anılması, bundan dolayıdır.

Kur’ân’da tevhid dini, bu altı boyutu ile tanımlanmaktadır. Bunlardan herhangi birinin inkârı, reddi, önemsiz kılınması dini, tevhid dini olmaktan çıkarmakta, şirk dini/seküler din hâline dönüştürmektedir. Dini, sadece Allah ile kul arasında namaz, oruç, hac, zekât, dua ve zikir boyutlu tanımlayıp onu, ferdin kalbine, vicdanına, evine ya da mabedine hapsetmek büyük bir yanılgıdır. Dinin, bireysel hayattan toplumsal hayata, ekonomik hayattan ceza hukukuna kadar günlük hayatın her sahasını tanzim etmesine karşı çıkmak, tevhid dinini parçalayıp yeni bir din inşa etmek demektir. Doğrusu böylesi bir din, seküler din olup Kur’ân’a göre şirk dinidir.

Fitne Kavramının Altı Boyutu

Fitne kelimesinin semantik alanı, geçen sayıda çok ayrıntılı bir şekilde analiz edildi.[7] Burada hatırlatma bağlamında fitnenin anlam alanı özetlenecektir. Fitne: halisini sahtesinden ayırmak için altını potaya atıp eritmek, bir şeyi arıtmak, madeni ateşte eritmek, bir şeyi ateşte eritmek, yanmak, yakmaktır. Bir kimseye dininden ve görüşünden dönmesi için işkence etmek, bir şeyi denemek, sınayarak öğrenmek, sınamak için güç, zor ve sıkıntılı işlere maruz bırakmak, bir kimseyi sıkıntıya uğ­ratmak, birini ayartmak, baştan çıkarmak, kandırmak, saptırmaktır. Kişiyi üzerinde olduğu durumdan uzaklaştırmak, bir şeyi ortadan kaldırmak, kişiyi hedefinden uzaklaştırmak, düşünce ve inançlarından vazgeçirmektir. Dalâlete düş­mek, bir şeyden çok hoşlanmak; bir şeye aşırı düşkün ve tutkun olmaktır. Âşık olmak, birini büyülemek, birinin aklını başından almak, gönlünü çal­mak, aklını çelmek, insanı ne yapacağını bilemeyecek derece­de şaşkına çevirmek, döndürmektir. Deneme ve tecrübe etme, imtihan, bela, kötülük yönünden ayartma, mihnet, azap, iğvâ, kışkırtma, azdırma, baştan çıkarma, zulüm, baskı, ayrılık, nifak, karışıklık, kargaşa, iç savaş, kanlı çarpışma, ihtilaf, çekişme, birbirine düşme, kardeş kavgasıdır.  Deneme, sınama; baskı, işkence; sapma, saptırma ve ayartma; fesat, kargaşa, karışıklık çıkarma; bela ve musibet; azap; deliliktir.[8]

Kur’ân’da fitne kelimesi Allah, insan ve şeytanla alakalı kullanıldığından fitnenin çok geniş anlam kümesi, kullanıldığı varlıkla ilgili genel anlam kümesinin bir alt anlam kümesi hâline dönüşmekte, anlam sahası kısıtlanmaktadır. Bu durumda fitne kelimesi; Allah’a nispet edildiği zaman lehlerine ya da aleyhlerine olmak üzere, kulların iyi ya da kötü şeylerle denenmeleri; insanla ilgili olduğunda, her türlü kötülük, ayartma, manevi çöküntüye uğrama, baskı, dinî-siyasi, sosyal kargaşa ve şeytanla alakalı olduğunda saptırma anlamına gel­mektedir.[9]

Fitne kelimesinin ıstılahi anlamı, Allah’ın, insanın, şeytanın var olduğu, değişik imtihan alan/konularının ve ödül ve ceza sisteminin yer aldığı altı boyutlu bir uzay inşa etmektedir. Bu uzayın her boyutu birbiriyle bağlantılı olarak insanın/insanların arınması, saflarının berraklaşması, inananla inanmayanın, samimi olanla olmayanın, sebat edenle etmeyenin, ihlaslı olanla olmayanın, zalimle mazlumun, kalbinde hastalık bulunanla bulunmayanın, dünyevileşenle dünyevileşmeyenin, muttaki olanla olmayanın birbirinden ayrıştırılması için şeytanın da katalizör olarak kullanıldığı bir ortamda insanın, Allah tarafından imtihana tâbi tutulmasıdır. İmtihan eden, deneyen, sınayan Allah; denemeye tabi tutulan insan, insanın denemeye tabi tutulduğu alanlar/konular ve katalizör olarak kullanılan şeytandır. Fitne kavramı, bu çerçevede, altı boyutlu bir uzayda ele alınıp değerlendirilirse, gerçek anlamına ve ağırlığına kavuşabilir.

Dinin Altı Boyutu ile Fitne Kavramının Altı Boyutu Arasındaki İlişki

Tevhid dinine göre bu dünya Allah’tan gelen değerler sistemine göre düzenlenir ve insanlar ona göre yaşarlar. Bu dünyada tevhidi değerler sistemine göre takınılan tavır, inşa edilen hayat ve yapılan her şey hesap gününde değerlendirmeye tâbi tutulur. O sebeple tevhidi değer sistemine göre bu dünya ahiretin tarlasıdır. Bu dünyada yapılanlara göre insanlar öte dünyada ya cennetle ya da cehennemle ödüllendirileceklerdir. İşte fitne olgusu, dinin altıncı boyutunu meydana getiren ödül ve ceza sistemine göre herkese layık olduğu muamelenin yapılabilmesi, ödüllendirilmesi veya cezalandırılması için bir arındırma, ayrıştırma sistemidir.

Fitnenin altı boyutlu bir uzay olduğunu göz önüne aldığımızda fitne sistemini şöyle formüle edebiliriz: İmtihan eden Allah’tır; imtihan edilen insandır. İmtihan konuları/araçları nimetler ve külfetlerdir. İmtihanda saptırıcı, kafa karıştırıcı unsurlar, İblis’in yolundan giden cin ve insan şeytanlarıdır. İmtihan sonucu, ödül ve cezadır. Fitnenin son bulması ise tüm dünyanın İslâmlaştırılmasıdır. (2/Bakara, 193, 8/Enfâl, 39).

Fitne Kavramının Allah Boyutu: Allah’ın İmtihan Etmesi

İnsanın yaratılışında, “Allah’ın Âdem’e secde edin!” emrine İblis’in itaat etmemesi ile başlayan bir süreçte İblis, Hz. Âdem’e ve onun izinden giden herkese savaş açmıştır. Bunun ilk sonucu, Hz. Âdem’le eşinin İblis’in fitnesine/vesvesesine kapılarak cennette Allah tarafından kendilerine tanınan hukuka riayet etmemelerinden dolayı cezalandırılıp yeryüzüne gönderilmeleri olmuştur. Allah, Kur’ân’ın değişik ayetlerinde Hz. Âdem’den meydana gelecek nesilleri başıboş bırakmayıp onlara yol gösterici rehberler, nebiler ve resûller göndereceğini vaat etmiştir.

Gönderilen elçilere tâbi olanların ödüllendirileceği, tâbi olmayanların da cezalandırılacağını ifade etmiştir. Rehberler ve onlarla gönderilen değerler sistemine tâbi olup olmama imtihanın odak noktasıdır. Bu imtihan insanlığın tekâmülü içindir. Genelde imtihan, kabiliyeti ölçmek için yapılan yokla­ma, kişinin manevi direnme gücünü ortaya koyan zor durum anlamına geldiğine göre Allah’a nispet edilen fitne kelimesi, ödül ve ceza için bir arındırma, ayrıştırma mekanizmasıdır. Kur’ân’da da en çok bu an­lamda kullanılmaktadır.[10]

İnsanlığın, değişik fitnelerle sürekli ve karmaşık bir denemeye tâbi tutularak, tekâmüle doğru yol alması istenmektedir. Ayrık otlarının, zehirli unsurların, hastalıklı yapıların arındırılarak, ayrıştırılarak insanlığın tekâmül etmesi, olgunlaştırılması, daha sağlıklı ve sıhhatli bir yapıya kavuşturulması ve bu imtihan karşısında takındığı tutum ve tavra göre ödüllendirilmesi için fitne, bir sistem olarak ortaya konmuştur. Bu imtihan, bazen nimetle bazen de külfetle gerçekleştirilmektedir. İnsanın nimet ya da külfet, zahmet, sıkıntı karşısındaki düşünce, tutum ve tavrı değerlendirilmektedir.

Allah, her şeyi bir kanuniyete göre yaratmıştır. Sünnetullah diye isimlendirilen bu ilahi yasa, değişmezdir (17/İsrâ, 77; 33/Ahzâb, 38; 48/Fetih, 23). Kâinattaki her şey ve her canlı bu yasaya tâbidir. Fitne, bu genel sistem içerisinde, sünnetullaha tâbi insanların arındırılması, ayrıştırılması ve bu arındırma ve ayrıştırmanın sonucuna göre ödüllendirilmesi ile ilgili özel bir alt sistem, özel bir alt yasa olarak var kılınmıştır: “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de hayırla da deneyerek imtihan etmekteyiz ve siz bize döndürüleceksiniz.” (21/Enbiyâ, 35).

İmtihan bir ayrıştırma olduğuna göre imtihanın şartları da ona göre olmaktadır/olacaktır: “Andolsun, biz sizi bir parça korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.” (2/Bakara, 155). Ayet, insan için özel anlam ve ağırlığı olan sevdikleri ile ilgili bir imtihanın varlığına dikkat çekmektedir. İnsanın tâbi tutulduğu imtihan mal, mülk, makam, rızk, evlat, eş, dost, akraba, kavim, sağlık, ölüm, hastalık, musibet, yok­luk, düşman tasallutu gibi hem nimet hem de külfet şeklinde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla fitne kelimesinin insanla ilgili boyutunda insanın tâbi tutulduğu/tutulacağı alan ya da konular göz önüne alınması gerekmektedir.

Allah’ın Melekler Topluluğunu İmtihanı

İnsanın yaratılışı, Kur’ân’ın değişik surelerinde farklı derinliklerde fakat her seferinde değişik bir açılım getirilerek anlatılmaktadır (2/Bakara, 29-39; 7/A’râf, 10-27; 20/Tâ-Hâ, 115-129; 59/Zümer, 16; 15/Hicr, 27- 43; 17/İsrâ, 61-65). Bu ayetlerde dikkat çeken önemli bir nokta, insanın yaratılışı ile ilgili meleklerin serzenişte bulunarak insanın olumsuz yönünü dile getirmeleridir. İlahi planı bilemedikleri için takındıkları bu tavrın yanlışlığı, bir imtihan ile kendilerine gösterilmiştir. Allah, Hz. Âdem’i varlık/eşya hakkında bilgilendirip, melekleri bilgilendirmemiştir. Sonra eşya, melekler topluluğuna gösterilerek ne oldukları sorulmuş; melekler, yöneltilen soruya cevap veremezken Hz. Âdem, soruyu cevaplandırmıştır. Melekler tarafından zaafları öne çıkarılarak değerlendirilen Hz. Âdem, sınavın sonunda üstün konuma gelmiştir (2/Bakara, 31-33). Bu üstünlüğün bir nişanesi olarak, saygı anlamında, meleklerin Âdem’e secde etmesi Allah tarafından emredilmiştir. Bu da melekler topluluğu için bir imtihandı ve İblis hariç, melekler topluluğunun tümü emri yerine getirmiştir (2/Bakara, 34; 7/ A’râf, 11; 20/Tâ-Hâ, 116; 15/Hicr, 29-31).

O ana kadar davranış bakımından melek özelliği gösteren topluluk, yapı olarak melek ve cinlerden meydana gelmişti. Topluluk, secde edip etmemeye bağlı olarak davranışları farklılaşıp birbirlerinden ayrışmışlardır. Fiziksel yapı (donanım) bakımından melek olanlar, Allah’ın emrine itaat edip, secde etmişler; fiziksel yapı olarak ateşten yaratılan cinlerden İblis, emre itaatsizlik ederek secde etmemiştir.

Bu şekilde bir ayrışma, insanoğlunun kaderinde önemli bir dönüm noktası olup, insan için en tehlikeli bir düşmanı, fitne kaynağını ortaya çıkarmıştır. İblis, kendisinin ateşten, Âdem’in topraktan yaratılmasını referans alarak ateşten yaratılanların, topraktan yaratılanlara göre daha üstün bir sınıfı oluşturduklarını ileri sürerek ilk ayırımı (kavmiyetçilik) yapmış ve secde etmeyi reddetmiştir. (2/Bakara, 34; 7/A’râf, 12-13; 15/Hicr, 31-33).

O sebeple etnik ve sınıfsal ayırım fitnesi, şeytani düşüncenin ürünüdür. İblis, insanlık âlemine, ırkçılık ve sınıf fitnesini sokmuştur. Faşizm, kapitalizm ve komünizm, ırkçılık ve sınıf fitnesinin bir sonucudur. O sebeple kaos teorisi, etnik ve mezhepsel bir zemine oturtulmuştur. Bugün içine düştüğümüz fitneden en az zararla çıkabilmenin bir yolu, kavmiyetçilikten vazgeçmek, bu hastalığa yakalananları tedavi etmek olmalıdır.

İblis’in Hz. Âdem’e bu tavrı gösterdiği an, aynı zamanda olumsuz değer sisteminin (fitne sistemi) ortaya çıkmasının başlangıcı olmuştur. İblis’in isyanından sonra bir tarafta Hz. Âdem ve eşi, diğer tarafta İblis vardır. İki ayrı varlık, birbirine karşıt iki ayrı safta konumlanmıştır. İblis, artık Hz. Âdem ile eşinin ve tüm insanlığın apaçık bir düşmanıdır (20 Tâ-Hâ, 117).

İlk İnsan Hz. Âdem’le Eşinin İmtihanında İblis Faktörü ve Cennetten Çıkarılma

Hz. Âdem ve eşi cennete yerleştiklerinde hayatlarını tanzim edebilecekleri gerekli tüm değerler kendilerine bildirilmiştir. Yasak ve serbestlik alanları ortaya konmuş ve iki kişilik bir toplumun hayatına ilişkin tüm düzenlemeler yapılmış ve cennette kalabilmeleri için gerekli hukuki sistem belirlenmiş ve kendilerine çok açık bir şekilde bizzat Allah tarafından bildirilmiştir. Kendilerine cennetin diledikleri yerinde, diledikleri miktarda yeme, içme hakkı verilmiş; ancak mahiyetini bilmedikleri bir tek ağaca yaklaşmamaları, onun meyvesinden yememeleri kendilerinden istenmiştir. Cennette kalmaları, barınma, yeme-içme ihtiyaçlarının karşılanması ve güvenlikte kalmaları, bu yasağa uymalarına bağlı kılınmıştır (2/Bakara, 35; 20/Tâ-Hâ, 118-119). Ayrıca Allah Hz. Âdem’e, İblis’in düşmanları olduğunu bildirmiş, ona dikkat etmeleri gerektiğine de hususen dikkat çekmiştir: “‘Ey Âdem, bu gerçekten sana da eşine de düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.’ Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman cennette kalmana bağlıdır.”, “Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da.” (20/Tâ-Hâ, 117-119; 7/A’râf, 22)

Ayetlerden Hz. Âdem’le eşinin, İblis kendilerine yaklaşıp vesvese verinceye kadar, yasak ağacın meyvesine karşı bir arzu, bir eğilim duymadıkları, ona ihtiyaç hissetmedikleri anlaşılmaktadır. Ancak İblis’in kendilerine yaklaşıp yaptığı telkinlerin sonunda bir arzu, eğilim ve ihtiyaç duygusu ortaya çıkmıştır (2/Bakara, 36).

Ayetlerden, yasak ağacın mahiyetini İblis’in bildiği ve fakat Hz. Âdem ile eşinin bilmediği anlaşılmaktadır. İblis, Hz. Âdem’le eşine bu noktadan hareketle tuzağını kurmuş ve yasak ağacın mahiyetini, tam zıt istikamette anlamlandırarak ve de çok daha üst vaatlerde bulunarak onlara sunmuştur: “Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: ‘Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.’”, “Ve: ‘Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim’ diye yemin de etti.” (7/A’râf, 20, 21; Bk. 20/Tâ-Hâ, 120-121)

Allah’ın açık ikazına rağmen, bir tek yasak ağaca tamah edilip İblis’in gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerine uyulmuştur. İblis’in söylediklerinin doğru olup olmadığı noktasında tefekkür edilmemiş, Allah tarafından açık bir şekilde düşmanları olduğu kendilerine bildirilen İblis’in amacı, niyeti, hedefi ve söylediklerinin mahiyeti sorgulanmamıştır. Allah’ın daha önce kendilerine verdiği bilgiler, hiç göz önüne alınmamıştır. ‘Ölümsüzlüğün’, ‘iki melek olmanın’ ve ‘yok olmayacak mülke sahip olmanın’ dayanılmaz cazibesi, vaat edilenlerin gerçekleşebilir olup olmadığının düşünülmesini ve kurulan tuzağın görülmesini engellemiştir. Stratejik akıl devre dışı bırakılmıştır. Hz. Âdem ile eşinin Allah’ın emirlerine uymamalarının bedeli, çıplak kalmaları ve Cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderilmeleri olmuştur (7/A’râf, 22-25).

Fitne Denkleminde İblis’in İnsanlığa Sınırsız ve Topyekûn Savaş İlanı

İblis, Allah’ın melekler topluluğuna Âdem’e “secde edin” emrine karşı çıkarak isyan etmiştir. Bunun sonucunda Allah tarafından lanetlenmiş ve kovulmuştur. Ancak İblis, secde etmeme olayından sonra Allah’tan “insanların dirileceği güne kadar yaşama” mühleti istemiş ve istediği kendisine verilmiştir (7/A’râf, 14-15; 17/İsrâ, 61-63; 15/Hicr, 36-38). İblis’e istediği izin verilince, yaptığı yemin ile tüm insanlığa sınırsız ve topyekûn bir savaş ilanında bulunmuştur: “Dedi ki: ‘Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onları (insanları) saptırmak için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.”, “Sonra da muhakkak onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından kendilerine sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” (7/A’râf, 16, 17; 15/Hicr 39; 38/Sâd, 79-84)

İblis’in insanlığa meydan okumasına ve savaş ilanına karşı Allah, İblis’in açtığı sınırsız ve topyekûn savaşın (hibrit savaş modeli) bileşenlerini açıklayarak insanlara hem yol göstermiş hem de onları İblis’e karşı uyarmıştır: “Demişti ki: ‘Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza.’” (17/İsrâ, 63). “(Allah): ‘Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaatlerde bulun.’ Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.’” (17/İsrâ, 64).

İblis yaptığı bu büyük yeminle; “insanları saptıracağını”, “fıtratı bozmayı emredeceğini” (4/Nisâ, 118-119), “yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğini”, “ihlaslı kullar müstesna olmak üzere hepsini azdıracağını” (15/Hicr, 28-43; 38/Sâd, 70-85), “insanları, ayartıp, yoldan çıkarıp saptıracağını” (3/Âl-i İmrân, 155; 4/Nisâ, 60; 6/En’âm, 71), insanların kalbine vesvese vereceğini (114/Nâs, 5; 7/A’râf, 200, 201; 8/Enfâl, 11), “insanları kuruntuya düşüreceğini (4/Nisâ, 119-120; 7/A’râf, 20-21; 17/İsrâ, 63-64), “kötülükleri güzel göstereceğini” (6/En’âm, 43; 8/Enfâl, 48; 16/Nahl, 63; 27/Neml, 24; 29/Ankebût, 38; 47/Muhammed, 25), “İnsanları aldatmak için yaldızlı laflar söyleyeceğini” (6/En’âm, 112-113), “aşırı vaadde bulunacağını” (4/Nisâ, 120; 14/İbrahim, 22; 17 İsrâ, 64), “her türlü kötülüğü emredeceğini” (2/Bakara, 169; 4/Nisâ, 14, 118-119; 6/En’âm, 128; 7/A’râf, 200; 24/Nûr, 21; 38/Sâd, 82-83), “edepsizliği emredeceğini” (24/Nûr, 21), “çıplaklığı teşvik edeceğini” (7/A’râf, 27), “Allah ile kandırmak isteyeceğini” (35/Fâtır, 5, 6), “resûllerin yapıp ettiklerine-söylediklerine fitne sokmak isteyeceğini” (22/Hacc, 52, 53), genelde insanları, özelde müminleri “fakirlikle korkutacağını” (2/Bakara, 268; 7/A’râf, 200-201; 41/Fussilet, 96; 23/Mü’minûn, 97-98), “hayırlı olan işleri unutturacağını (12/Yûsuf, 42; 18/Kehf, 63), “müminlerin arasına kin ve düşmanlık sokmak isteyeceğini” (5/Mâide, 91; 12/Yûsuf, 100; 17/İsrâ, 53; 58/Necm, 10, 19), “kendi dostlarını Müslümanlara karşı kışkırtıp, tahrik edeceğini” (6/En’âm, 121; 3/Âl-i İmrân, 175) çok açık bir şekilde beyan etmektedir.    

Sonuç: İblis’in İnşa Ettiği Fitne Ortamlarına Karşı Dikkatli Olmak

Kur’ân-ı Kerim’de İblis’in tüm bu beyanlarına yer verilmesi, Allah’ın bize tehlikenin ana kaynağını göstermesi ve ona göre davranmamızı istemesindendir. Her türlü fitne ortamından en az zararla çıkmanın yolu, Kur’ân ve Sünnet’in tanımladığı, tasvir ettiği şuurlu mümini ortaya çıkarabilmektir.

Yol boyu İblis faktörünü ve İblis’in insanlığa açtığı sınırsız ve topyekûn savaş olgusunu unutmamak gerekmektedir. İblis, kurduğu ve de kuracağı tuzaklarla insanın kötülük cephesinin kapılarını açarak tamahkârlık, aç gözlülük, doyumsuzluk, şükürsüzlük ve ölümsüzlük fitnesini harekete geçirmek isteyecektir. İnsanlığın kaderinde mal, makam ve evlat fitnesi, İblis ve İblis’in yolunda gidenlerin tarih boyu harekete geçirmek için gözettiği alanlar olmuştur ve de olacaktır (8/Enfâl, 26-29; 5/Mâide, 48; 6/En’âm, 165; 3/Âl-i İmrân, 186; 16/Nahl, 92; 27/Neml 40; 76/İnsan, 2; 64/Teğâbun, 14-18). Ayrıca ölümü unutturarak, ölümsüzlük fitnesini harekete geçirip insanın, ahireti ve hesap gününü unutması için çalışmış ve de çalışacaktır.

O sebeple İblis’in inşa etmeye çalıştığı fitne ortamlarından çıkmanın bir yolu, nefsimize hoş gelenlerin ilahi rızaya ve emirlere uygun olup olmadığının sorgulanmasıdır. Bu yapılırken unutulmaması gereken kaçınılmaz gerçek, ölüm ve hesap günü olmalıdır. Bu dünyada yapacağımız her şeyin hesabının verileceği şuuru bizi, fitneye hizmet etmekten alıkoyacak en önemli etkenlerden biridir.

O sebeple İblis’in inşa etmeye çalıştığı fitne ortamlarından çıkmanın bir yolu da öncelikle İblis’in insanlığa açtığı sınırsız ve topyekûn bir savaşın varlığının asla unutulmaması, yol boyu göz önünde bulundurulmasıdır. Bu sebeple itici, bölücü, parçalayıcı değil affedici ve kuşatıcı olunmalıdır. İtidal elden bırakılmamalıdır.

O sebeple İblis’in inşa etmeye çalıştığı fitne ortamlarından çıkmanın diğer bir yolu, mahiyetine tam vâkıf olamadığımız bilgileri gerçek kabul edip ardına düşmemek ve yaygınlaştırmamaktır. Fitne (kaos) ortamında medyada, sosyal medyada/dijital ortamlarda servis edilen bilgilerin kahir ekseriyetinin, belli bir amaca hizmet etmek üzere, istihbarat örgütleri tarafından servis edildiği göz önüne alınmalıdır.

Henüz vakit varken Allah’ın Resulü’nün aşağıdaki uyarısına bu açıdan bakılmalı ve gereği yapılmalıdır: “İlerde gerçeği duymayan sağır, hakkı söylemeyen dilsiz ve gerçeği görmeyen kör fitneler olacaktır. Kim fitneye yönelirse, o da ona yönelecektir. Dilin ona yönelmesi kılıç etkisi yapacaktır.”[11]

[1] Tirmizî, Zühd 26, (2337).

[2] Burhanettin Can, “İslâm Dünyasını Kasıp Kavuran Bir Hastalık: Fitne-1: Fitre Kavramının Semantik Analizi”, Umran, 2026, sayı: 377, s. 12-19.

[3] Mevdudi, Kur’ân’ın Dört Temel Terimi, Pınar Yayınları, İstanbul, 2023, s. 113-124. Nakip Attas, İslâm ve Laisizm, Pınar Yayınları, İstanbul, 2002, s. 69-99. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’ân’ın Temel Kavramları, Yeni Boyut, İstanbul, 199, s. 86-92.

[4] Mevdudi, age., s. 113-124.

[5] Tirmizî, Tefsir, Berâe, (3094).

[6] Mevdudi, age., s. 113-124. Nakip Attas, age., s. 69-99.

[7] Burhanettin Can, agy.

[8] Hüseyin Keskin, Kur’ân’da Fitne Kavramı, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2003, s. 19-36. Vecdi Akyüz, Kur’ân’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1998, s. 311-339. Râğıb El-İsfehânî, Müfredât, Kur’ân Kavramları Sözlüğü, çev. Yusuf Türker, Pınar Yayınları, İstanbul, 2007.

[9] Hüseyin Keskin, age., s. 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339.

[10] Hüseyin Keskin, age.

[11] Rudai, Büyük Hadis Külliyatı, İz Yayıncılık, İstanbul, 2014, c: 3, s. 431, hadis no: 9788.

21. ASRIN FİRAVUN VE NEMRUTLARI SONLARINI HAZIRLARKEN-2: ŞER İTTİFAKI’NIN İSLÂM COĞRAFYASINDAKİ SİBER SALDIRILARI

  Prof. Dr. Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Mayıs 2026-381. Sayı “Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağ...