1 Eylül 2026 Salı

İHTİLAF AHLAKININ İNŞASI TARİHÎ BİR SORUMLULUKTUR-1: KAVRAMSAL ANALİZ VE İHTİLAF ETMENİN PSİKOLOJİK SEBEPLERİ

 Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Eylül 2026-385. Sayı

İfrat ve tefrit insanlığın iki uç yaklaşımıdır. O sebeple İslâm ümmeti vasat, mutedil, orta bir ümmet olarak tanımlanmaktadır. Buna rağmen ümmetin bir kısmı, bugün hemen hemen her türlü ihtilafı tefrikaya, kavgaya dönüştürebilmekte, ümmetin mensupları arasında kargaşaya yol açabilmektedir. Bunun sebebi hikmeti nedir? Bu hastalıklı durumdan kurtulmak için ne yapılmalıdır? Burada konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle kavramsal bir analiz yapılacak sonra da ihtilafın psikolojik sebepleri üzerinde durulacaktır.

İhtilaf ve Tefrika Kavramları

İhtilafın sözlük anlamı, bir konuda farklı düşünme, ayrılık, uyuşmazlıktır. İhtilafa düşmek ise farklı görüşlere sahip olmak, uyuşamamak, anlaşamamaktır.[1] İhtilaf, halefe kelimesinden türetilmiştir. Half, “önün, önde olanın zıddı”, yanı “arka, “arkada olan” demektir. Half aldığı farklı eklerle, yeni kelimeler meydana gelmekte, çok geniş bir anlam uzayı meydana getirmekte ve Kur’ân’da yaygın bir şekilde kullanılmaktadır: “Önceki kuşakların yerini almak” (7/169;19/59), “gıyabında bir başkasının yerine geçmek” (7/150), “alternatif olarak bir başkasının yerine geçmek” (43/60), “birine halife/vekil olmak” (7/142), “savaştan geri kalanlar” (9/83, 87, 93), “savaşa katılmaktan geri bırakılmak” (9/118; 48/11, 15, 16), “muhalefet etmek” (11/88; 24/63), “verilen sözden dönmek”(2/80; 3/9; 13/31; 20/86, 87; 22/47), “bir şeyin yerine başka bir şey getirmek” (34/39), “otorite etrafında öbeklenmekten kaçınmak” (9/120), “ayrılığa düşmek” (2/176, 213, 253; 3/39, 105; 4/157; 10/19, 93; 16/64, 124; 19/37; 42/10; 43/65; 45/17), “görüş ayrılığı yüzünden kararlaştırılan zamanda buluşamamak” (8/42), “egemen kılmak” (7/129; 24/55), “birini başkasının yerine geçirmek” (6/132; 11/57), “çapraz” (5/33; 7/124; 9/81; 20/71; 26/49), “sonra” (17/76), “birbiri ardı sıra dönüşümlü gelmek” (25/62), “bir başkasının yerine geçen kimse” (2/30, 38/26), “egemen olan kimse” (7/69; 6/165), “tutarsızlık” (4/82), “dönüşüm” (2/164; 3/190; 10/6; 23/30), “çeşitlilik” (30/22), “önceki neslin yerine geçen kötü nesil” (7/169; 19/59), “oruçlunun ağzının kokması”, “yemeğin tadının veya kokusunun değişmesi”, “çocuğun kendisi hakkında beslenen hüsnü zannı boşa çıkarması”, “çocuğun babasının ahlakından sapması”, “hastalıktan yemek yiyememek”, “geride kalmak”, “birinin yerine geçmek”, “halife olmak”,  “elbiseyi yamamak”, “arkadan yaklaşmak”, “ahmak olmak”, “devenin gebe olması”, “amansız muhalif olmak.”[2]

Dikkate almamız gereken bir başka nokta da “ihtilaf” kavramı ile bir şekilde anlam yakınlığı bulunan kavramların Kur’ân’da geçmesidir: “And, Ard, Cdl, Frk, Hcc, Hdd, Hsm, Kt’a, Nşz, Nz’a, Rdd, Şcr, Şkk, Şks, Vly.”[3]  Görülebileceği gibi ihtilafın semantik alanında özel ağırlıkları bulunan pek çok kavram yer almaktadır. İhtilaf tarihsel süreçte kazandığı ıstılahi (terimsel) anlamla çok daha önemli, etkin ve geniş bir anlam alanı oluşturmuştur. Bu boyutu ile Kur’ân’da çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

İhtilafla bağlantılı şekilde ortaya çıkabilecek durumlarla ilgi önemli bir kavram da tefrikadır. Tefrika, iki şey arasını ayırmak, yol çatallanmak anlamındaki f-r-k kökünden türemiş olup parçalara ve bölüklere ayırmak, bölücülük ve ayrıcalık yapmak demektir.[4] Fırka, sözlükte insanlardan ayrılan topluluk, bölüm, parti, tümen anlamındadır. Terim anlamıyla fırka, “İslâm fikir tarihinde siyasi düşünce veya itikadi telakkilere sahip bulunan mezhep anlamındaki düşünce akımı ve gruplarıdır.” Kur’ân’da “tefrîk”, “teferruk” şeklinde geçen bu kavram, dinde ve sosyal hayatta bölünmeyi, parçalanmayı, dağılıp çözülmeyi ifade etmektedir.[5] Tefrika, insan bünyesinde var olan heva-heves cephesinin, insan bünyesi üzerinde etkin olması, fıtratı bastırması, örtmesi sonucu tezahür eden bir ifrat hâlidir.

İhtilafın Sebepleri

İnsan hayatında ve insanlık tarihinin her döneminde ihtilafla karşılaşılmasının sebebi, insanların yaratılışla beraber kazandığı anlayış, görüş, söz ve ifade, çözüm, sorunu ele alış ve sunuş, üslup, muhataba yaklaşım ve iletişim ve eylem farklılıklarının bulunmasıdır. Bu sebeple herhangi bir mesele, farklı kişiler tarafından farklı bir şekilde ele alınıp farklı yaklaşımlarla çözülebilir ve de çözülmek istenebilir. Bunlarla bazen ortak bir noktada buluşulup müşterek bir çözüme ulaşılabilir. Bazen de birden fazla farklı çözüm ortaya çıkabilir. Allah insanları, akıl, zekâ, zihinsel yetenek, algılama, analiz etme, sorun çözme/görüş ayrılığı, dil, ten rengi/fiziksel görüntü/güzel ve çirkin konuşma vb. açılardan farklı yaratmıştır.

Bu sebeple tüm insanlar bu bağlamda aynı şekilde algılama, düşünme, hareket etme, çözüm üretme, strateji ve taktik geliştirme gibi bir yeteneğe ve de sorumluluğa sahip değillerdir. Rûm Suresi’nin ilgili ayetleri konulara/olaylara bağlı olarak insanların algılamalarının, yorumlamalarının, değerlendirmelerinin farklılık arz edeceğine ilişkin bir sınıflandırma yapmaktadır: 1- “Düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” (30/21). 2- “Âlimler için gerçekten ayetler vardır.” (30/22). 3- ‘İşitebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.’ (30/23). 4- “Aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” (30/24). “Aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” (30/28).

Bu sebeple insanların aralarında görüş farklılığının doğması ve buna bağlı olarak da insanlar arasındaki ihtilafların meydana gelmesi tabiidir. İnsanlar arasındaki ihtilaflar herhangi bir konuda görüş farklılığı ile başlamaktadır. Bunun devamı insanların yapısına, psikolojisine, sorumluluk yaklaşımına, şuurlu olup olmamasına bağlı olarak ya olumlu bir boyuta ya da olumsuz bir boyuta ulaşır. Olumsuz boyutta, karşılıklı tartışma, karşılıklı suçlama, karşılıklı kavga söz konusudur. O sebeple ihtilaf, görüş farklılığını, aktif tartışmayı, çatışmayı ve hizipçiliği bünyesinde barındıran önemli bir kavramdır. Bu bağlamda ihtilaf ile aynı kökenden gelen hilaf arasında bir örtüşme söz konusudur. Hilaf, bazen ihtilaf yerine kullanılmaktadır. Hilafın özünde ihtilaftaki gibi farklılık, uzlaşmazlık ve çatışma anlamları bulunması ile birlikte ihtilaftan anlam ve kapsam bakımından daha geniştir.[6]

Kur’ân’a bakıldığında ihtilaf kavramının iki farklı boyutu ile karşılaşılmaktadır: Kâinatın işleyişindeki ihtilaf (2/Bakara 164) ve insanların hayatlarında var olan fikrî ihtilaf. Sünnetullahın sonucu olan her şeyin zevciyat (çift, eş) yaratılması, kâinatın işleyişindeki ihtilaf şeklidir: Dişi-erkek, aydınlık-karanlık, gece-gündüz, elektron-pozitron şeklindeki yaratılış. Dillerin ve renklerin ihtilafı/farklı oluşu da ilahi sünnetin bir sonucudur (30/Rûm 22; 35/Fâtır 27).

Bünyemize yaratılıştan yerleştirilen ihtilaf etme eğilim ya da yeteneği, hangi durumlarda bizi iyiye, güzele, doğruya, gerçeğe, hakka, kardeşliğe yönlendirir ve hangi durumlarda da bizi, kötüye, çirkine, yanlışa, batıla, kaosa, düşmanlığa doğru yol almamıza yol açar? Bunun için ihtilafın doğmasının farklı sebepleri vardır. Bu farklı ihtilaf sebeplerini psikolojik, sosyolojik, ahlaki, siyasi ve stratejik/taktik sebepler olmak üzere beş ana grupta sıralayabiliriz.[7]

İhtilafın Psikolojik Sebepleri

İnsanların beyinlerinin, fizyolojik, psikolojik ve anatomik yapılarının farklı olması, Allah’ın yaratılış yasalarının bir sonucudur. Kadın ve erkek beyin yapıları, sağ ve sol beyin lobları, beyinlerdeki karar merkezleri, insandaki beş duyu ve sinir sistemleri farklı özelliklerdedir. Bu farklı oluş, beş duyu ile alınan dış etkenlerin sinir sistemi üzerinden beyne ulaşması ve beynin gelen verileri analiz edip bir hükme varması sonucu olaylar karşısında insanların değişik tepki vermelerine ve farklı çözüm üretmelerine yol açmaktadır. Bu açıdan ihtilafın psikolojik sebeplerini, farklı algılama, korku, taklit/özenti, fıtrat birimi ile heva birimi arasındaki iç çatışma şeklinde sınıflandırmak mümkündür. Buradaki amaç, insan psikolojisini ayrıntısı ile incelemek ve değerlendirmek değildir. İnsan psikolojisindeki bazı özelliklerin, insanlar arasında ihtilaflara yol açtığını göz önüne alarak Kur’ân ve Sünnet düzleminde ihtilafın analizini yapmaktır.

Farklı Algılama

Algı, duyu organlarından beyne ulaşan verilerin işlenerek bilgiye dönüştürülmesi sonucu bilginin örgütlenmesi, yorumlanması ve anlamlandırılması sürecine verilen addır. İnsanların algılamalarına bağlı olarak ne tepki verileceğine beynin farklı merkezleri karar vermektedir. İnsanlarda beyin, beş duyu, sinir sistemleri vb. değişik olduğundan bütün insanlarda algılama aynı şekilde gerçekleşmez. Algının meydana gelişinde sadece insan yapısı etkili değildir; aynı zamanda da içinde bulunduğu sosyokültürel ve sosyoekonomik çevre/dış etkenler de etkilidir. Bundan dolayı insanların algılama yetenekleri farklıdır. Bu ise tabiatıyla insanlar arasında ilişki, davranış, düşünce ve eylemlerdeki farklılığa dolayısıyla ihtilafa neden olur.

Özetle bir olayın ya da olgunun, bir sözün ya da söylemin farklı kişilerce farklı şekilde algılanması, kişilerarası iletişimlerde çeşitli sorunlara yol açabilir. Bir söz ya da söylem, bir kişi nezdinde şaka görülürken diğerince hakaret olarak algılanabilir. Türkiye’de coğrafi olarak farklı yörelerdeki insanların kullandığı kavramlar, bir yerde/yörede şaka şeklinde algılanırken; bir başka yerde/yörede hakaret telakki edilmektedir.

İhtilaf hadisesinin en güzel örneklerinden biri Bedir’de savaşın Müslümanlar tarafından kazanılmasından sonra elde edilen esirlerle ilgili ne yapılacağı konusunda sahabe arasında yaşananlardır. Ortaya çıkan ihtilafın nirengi noktası, Müslümanların savaşı kazanması sonrasında elde ettikleri esirlere nasıl davranılacağına ilişkin yaklaşım tarzıdır. Esir alınan müşriklerle ilgili öldürülme ve fidye karşılığında serbest bırakılma şeklinde iki farklı yaklaşım tarzı meydana gelmiştir: Konu ile ilgili Hz. Ömer’den ve Hz. Enes’ten rivayet edilen iki hadis şöyle özetlenebilir: “Hz. Ömer: ‘Bedir gününde iki taraf karşı karşıya geldiğinde yüce Allah müşrikleri ağır bir yenilgiye uğrattı. Onlardan yetmiş kişi öldürüldü. Yetmiş kişi de esir alındı. Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- Ebû Bekir, Ömer ve Ali'nin fikirlerini sordu.  Ebû Bekir şöyle dedi, ‘Bu adamlar amca çocukları, akraba çocukları ve kardeştirler. Ben onlardan fidye almanı öneririm. Onlardan aldıklarımız küfre karşı bize güç kazandırır. Belki de Allah onları doğru yola iletir de bize yardımcı olurlar.’  Sonra Peygamberimiz, ‘Sen ne düşünüyorsun ey Ömer?’ dedi.  Ben de ‘Allah'a andolsun ki, ben Ebû Bekir'in fikrine katılmıyorum. Ben diyorum ki, müsaade etsen falan akrabamın boynunu vursam, Ali'nin de Ukeyli -Ebû Talib'in oğlu- öldürmesine izin versen, Hamza'ya da falan kardeşini öldürmesine izin versen, daha doğru olur. Böylece yüce Allah katında gönlümüzde müşriklere karşı bir sempatinin olmadığı belli olur.’ dedim. Şu adamlar müşriklerin yiğitleri, önderleri ve komutanlarıdır dedim. Ebû Bekir'in görüşü, Peygamberimizin hoşuna gitti, ama benim görüşümü hoş karşılamadı. Ve onlardan fidye aldı.[8]

Ertesi sabah Peygamberimiz ve Ebû Bekir'in yanına varınca ikisinin ağladığını gördüm. ‘Seni ve arkadaşını ağlatan nedir? Ağlanacak bir şey varsa ben de ağlayayım. Yoksa siz ağladığınız için ağlarım’ dedim. Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- fidye aldıkları için arkadaşlarına sunulan azaptan dolayı ağlıyoruz. Size gelecek azabın -yanındaki bir ağacı işaret ederek- şu ağaçtan daha yakın olduğu bana sunuldu. Bunun üzerine yüce Allah: ‘Hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.’ (8/Enfâl 67) ayetini indirdi.”[9]

“Hz. Enes: Bedir günü Peygamberimiz esirler konusunda Müslümanların görüşlerini sordu. Şöyle dedi Allah Resûlü: ‘Kuşkusuz yüce Allah, onlara karşı size bir fırsat vermiştir.’  Ömer b. Hattab kalktı ve şöyle dedi: ‘Ya Resûlallah, boyunlarını vur onların.’ Peygamberimiz ondan yüz çevirdi ve tekrar, ‘Ey insanlar, kuşkusuz yüce Allah, onlara karşı size bir fırsat vermiştir. Fakat unutmayınız ki, bunlar daha düne kadar sizin kardeşlerinizdi.’ dedi.  Ömer yine kalktı ve ‘Ya Resûlallah, boyunlarını vur.’ dedi.  Peygamberimiz ondan yüz çevirdi ve tekrar halka aynı şekilde söyledi.  Hz. Ebû Bekir kalktı ve ‘Ya Resûlallah onları bağışlamak ve fidye almak düşüncesinde olduğunu görüyoruz.’ dedi.  Ebû Bekir'in bu sözleri üzerine, Peygamberimiz’in yüzündeki hüznün belirtileri gitti. Esirleri bağışladı ve onlardan fidye kabul etti. Bunun üzerine yüce Allah şu ayet indirdi (8/Enfâl 67).”

Burada farklı görüşlerin ileri sürülmesi ile bir ihtilaf tezahür etmiştir. Olayın bir boyutu farklı algı ve yaklaşımlardan dolayı psikolojik iken diğer boyutu da stratejik yaklaşım tarzıdır. Akrabalık duygusallığı ve fidye elde etme yaklaşımı bir taraftan etkili olurken, diğer taraftan İslâm’ın coğrafyada tam bir hâkimiyet kurması için esirleri öldürme yaklaşımı etkili olmuştur. Gelen ayet ile Allah hem tüm müminleri uyarmış hem de onlara stratejik yaklaşım yapmaları gerektiğini hatırlatmıştır.

Hz. Süleyman ile Saba melikesi Belkıs arasındaki mücadeleye Kur’ân-ı Kerim’de Neml Suresi’nin 15-44. ayetlerinde yer verilmektedir. Bu mücadelede Belkıs’ın Hz. Süleyman ile görüşmeye geleceği ifade edilmektedir.  Hz. Süleyman Belkıs gelmeden önce onun köşkünü Yemen’den Kudüs’e, kendi mekânına getirmiş ve de köşkün zemininde su dolu havuz görüntüsü verecek bir değişiklik yaptırmıştır. Belkıs, Hz. Süleyman’ın yanına geldiğinde Hz. Süleyman ona köşke girmesini söylemiştir: “Ona: ‘Köşke gir.’ denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: ‘Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zeminidir.’  Dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum.’” (27/Neml 44)

Bu bağlamda Kur’ân ayetlerinde değişik konularda/olaylarda farklı algılamaların olduğu bunun uzantısında da ihtilafların meydana geldiği hatırlatılmaktadır. Bu olguyla insanlık tarihinde çok sık karşılaşılır. (2/Bakara 187, 176; 11/Hûd 118, 119).

Korku

Ümit ve korku insan psikolojisindeki temel özelliklerdendir. Her iki kavram da insan hayatının tanziminde etkindir. Korkunun sözlük anlamları şunlardır: “Tehlikeli bir hâl, sıkıntı veya bunlarla ilgili düşüncelerin doğurduğu heyecanla yüklü his, havf, bim, hevl, perva, kaygı, endişe, tasa, üzüntü, ürkme, dehşet, tehlike, muhatara.” korkmak ise “korkuya uğramak, korku hissetmek, havf etmek, sakınmak, çekinmek, endişe etmek, vehme kapılmak, cesaret edememek,  ürkmek.”[10] Görüldüğü üzere korku kişiye, nesneye, diğer canlılara, meydana gelen olaylara, olayların şiddetine bağlı olarak kişide meydana gelen heyecansal bir tepki hâlidir. Kur’ân’da yukarıdaki anlamlar uzayında korku için farklı kavramlar kullanılmaktadır: Haşyet: 20/94; 33/37; 35/28. Havf: 2/38; 11/70; 33/19. Fez’: 38/22. Rahb: 2/40; 16/51. Peygamberlerin kavimleri ve yönetimleri arasında değişik sebeplerle korku merkezli ihtilafların meydana geldiğini Kur’ân’da çok rahat görebilmekteyiz.

Hz. Musa İsrâiloğulları’nı yarılan denizden geçirterek Firavun’un zulmünden kurtarmıştır. Firavunların zulmü altında 2-3 yüzyıl köle olarak yaşayanları kölelik psikolojisinden kurtarmak için yıllarca değişik ortamlara götürerek dolaştırmıştır. Filistin’de ‘Arz-ı Mukaddes’e/Kutsal yere girerek oradaki düşmanla savaşmalarını ve bölgeye yerleşmelerini istemiştir (5/Mâide 20, 21). Fakat Hz. Musa’nın kavmi bu isteğe, orada zorba bir kavmin varlığından dolayı şiddetle karşı çıkmıştır. (5/Mâide 22). İsrâiloğulları’nın bu genel tavrına karşılık “korkanlar arasında bulunan Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi”, onların bu tavrına karşı çıkarak bölgeye “kapıdan girdikleri zaman galip geleceklerini” topluluğa bildirerek farklı düşündüklerini beyan etmiş ve topluluğa muhalefet etmişlerdir (5/Mâide 23).

Bütün bu süreçlerden sonra İsrâiloğulları, Hz. Musa’ya karşı çıkarak bizzat Hz. Musa ile Rabbinin bölgeye gidip “savaşmalarını”, “oradaki düşman halkı yok etmelerini” istemişlerdir. Bu yapılmadığı takdirde Hz. Musa’ya itaat etmeyeceklerini, emrini uygulamayacaklarını çok açık bir şekilde beyan ederek ciddi bir ihtilafın ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır (5/Mâide 24). Hz. Musa’nın kavminin bu tavrı, ihtilafın tefrikaya dönüşmesine sebebiyet vermiş ve Hz. Musa ile kardeşi bir tarafta kavimleri ise karşılarında konumlanmışlardır (5/Mâide 25).

Hz. Peygamber (s.)’in verdiği mücadelede geldiği nokta, stratejik olarak Mekke’nin fethedilmesi aşamasıdır. Hz. Peygamber, akrabalık bağlarını da göz önüne alarak, Kureyş’i hazırlıksız yakalayarak en az zararla Mekke’nin fethedilmesi ile ilgili çok gizli şekilde savaş hazırlıklarına başlamıştır. İslâm ordusu tam hareket etmek üzere iken Bedir ehlinden Hatib İbn’i Ebi Beltea, Mekke’deki sefer hazırlığını ve İslâm ordusunun Mekke’nin üzerine yürüneceğini bir mektup yazıp Mekkeli bir kadına vererek müşriklere göndermiştir. Hz. Peygamber bu mektup olayından haberdar edilmiş, kadının yakalanıp getirilmesi için Hz. Ali ile Hz. Zübeyr’i görevlendirmiştir. Kadını yakalayarak Medine’ye geri getirmişler ve üzerindeki mektubu da Hz. Peygamber’e sunmuşlardır. Peygamber Hatib’e mektubu Kureyş yöneticilerine yazma sebebini sormuştur. Hatib’in verdiği cevap, Mekke’deki akrabalarına Kureyşlilerin kötü bir şey yapabilecekleri korkusundan dolayı mektubu yazdığını şöylece ifade etmiştir: “Vallahi, ya Resûlallah, ben iman ve İslâm’dan ayrılmış değilim. Allah’a ve Peygamber’e inanıyorum. Fakat Kureyş içine yabandan gelip karışmış bir adamdım. Muhacirler gibi kavim ve kabile sahibi değilim. Bütün evlâdü iyâlim Mekke’de/Mekke’de çoluk çocuğum var, onları himaye edecek kimsem yok. Kureyş’e yaranırım da onlara dokunmazlar diye bu işi yaptım/Kureyş’e bir iyilik edeyim de bunları koruyayım. dedim.”[11]

Çok dikkat çekici ve düşündürücü olan Hatib’in Bedir ashabından ve itibarının çok yüksek olmasıydı. Ne yazık ki akrabalık bağı, dava şuurunun önüne geçmiş, bilmeyerek bugünkü tabirle ihanet denebilecek bir tavır sergilemiştir. Onun bu tavrına karşı Hz. Ömer, “Ya Resûlallah! Emret de şunun kellesini uçurayım, çünkü münafıklık etti.” deyip çok sert bir tavır ortaya koyarak ciddi bir ihtilafın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hz. Peygamber bu isteğe karşı çıkmıştır: “Ya Ömer, Bedir’de bulunan bir adamı muaheze etme. Ne bilirsin, belki Cenab-ı Hak Bedir ashabının yaptıklarını affetmiştir.”

Bu yaklaşım ile ortaya çıkan ihtilaf tefrikaya dönmeden engellenmiştir. Bu olay üzerine Mümtehine Suresi’nden bazı ayetler Hz. Peygamber’e gönderilerek iman edenler hayati bir konuda çok ciddi bir şekilde uyarılmışlardır” (60/Mümtehine 1).

Fıtrat ile Heva Arasındaki İç Çatışma

İnsan yaratılışından gelen, bünyesinde bulunan ve sürekli birbiri ile çatışan fıtrat ve heva cephelerinden (94/4, 5; 91/7-10) gelen olumlu ve olumsuz etkiler neticesinde oluşan bileşke kuvvet, insanlar arasında düşünce, inanma, hareket etme, yaşama biçimi vb. konularda aralarında farklılıklar oluşturmaktadır. Bu farklılıklar ve bunlara getirilen çözüm şekilleri, fıtrat yasaları ile uyumlu olduğu, güzel ve doğru ahlak kurallarına uyduğu, nefsaniyet emaresi taşımadığı sürece, görüş ayrılıkları tefrikaya dönüşmeyecek ve çatışmalar meydana gelmeyecektir. Bu durumda ihtilaflar son derece faydalı, yararlı ve de olumludur. Bu durumda ilmî düşünce gelişir, sorunlar/meseleler minimum zararla çözülür, farklı seçenekler/alternatifler ortaya çıkar, toplumsal dayanışma ve bütünleşme sağlanır. Fakat aksi bir durum meydana geldiğinde ihtilaflar tefrikaya, ardından çatışmaya dönüşecek, toplumsal huzur ve güven bozulacaktır. Bu bağlamda sahabe arasında ihtilafa neden olan ve Kur’ân’da yer alan önemli konulardan biri de Tebük Seferi sürecinde vuku bulan olaylar zinciridir.

Hicretin 9. yılında topyekûn savaş çağrısı ile yapılmış genel bir seferberlik olan Tebük Seferi, Roma imparatorunun Medine’ye sefer yapmak üzere olduğu haberi Hz. Peygamber’e ulaşınca başlatıldı. Roma, dönemin en güçlü devletlerinden biri olup yakın bir tarihte İran’ı yenerek büyük bir itibar kazanmıştı. Böyle bir devletin İslâm devletine savaş hazırlığı içerisine girmiş olması, Hz. Peygamber açısından önemliydi. Çok ciddi bir hazırlık yapılması, mümkün olduğu kadar sefere çıkacak ordunun sayıca büyük olması ve yol boyu ihtiyaçlarını karşılayacak güçlü bir altyapı kurulması gerekiyordu. Geçmiş savaşlarda hedef söylenmez, gidilecek yer açıkça belirtilmezdi. Muhatap Roma ve mesafe uzak olunca hem hedef hem de yol açık bir şekilde duyurulmuş ve sefere herkesin katılması açık bir şekilde istenmiştir.

Kur’ân’da Tevbe Suresi’nin 38’den 120’ye kadarki ayetleri Tebük düzleminde meydana gelen durumlarla ilgilidir. Seferin gerçekleşeceği yılda Hicaz ve Necid’de büyük bir kıtlık yaşanmış, hurmalar harap olmuş, develer ölmüş ve birçok hayvan da telef olmuştur. O dönem Medine’de mevsim çok sıcaktı. Medine hurmaları olgunlaşmış, toplanma zamanı gelmişti. Müslümanların durumları ekonomik bakımdan iyi değildir. Ayrıca hem gidilecek mesafe çok uzun hem de çarpışılacak düşman çok güçlüdür. Böyle sıcak bir mevsimde ordunun çölde hareketi kolay olmayacak, çok çile çekilecekti.

Böyle bir ortamda savaşa katılma konusunda, iman edenlerin bir kısmında bir isteksizlik meydana gelmiş, hareket kabiliyetleri zayıflamıştır (9/Tevbe 38). Bu durumun devam etmesi hâlinde toplum Allah tarafından cezalandırılacak ve başka bir toplumla değiştirilecektir (9/Tevbe 39). İman edenlerin Allah yolunda malları ve canları ile cihad etmelerinin kendilerinin yararına olduğu Allah tarafından hatırlatılmaktadır (9/Tevbe 41). Münafık takımının menfaat ilişkisine dikkat çekilmektedir (9/Tevbe 42). Allah, bu hususta doğru söyleyenler ile yalancılar tam manasıyla açığa çıkıp bilinmeden yalancılara, münafıklara, menfaatperestlere, dünyaya tapanlara savaşa gitmeme izni vermesinin yanlış olduğunu Resûlü’ne söylemektedir. (9/Tevbe 43-46). Savaşa katılmayan bu münafıklar kümesinin, savaşa katılmaları durumunda kötülük yapacakları, fitne meydana getirip yaygınlaştıracakları Allah tarafından iman edenlere bildirilmektedir (9/Tevbe 47-51).

Düşman Roma’nın ekonomik durumunun iç açıcı olmayışı Tebük Seferi’ni daha kritik duruma getiriyordu. Bu sefer esnasında, Müslümanlar, samimi Müslümanlardan olduğu hâlde sefere katılmayan üç kişi (Ka’b b. Malik, Mürâre b. Rebî’, Hilal b. Ümeyye), samimi Müslümanlardan Ebû Hayseme, orduya hiç katılmayan münafıklar, önce orduya katılıp sonradan Peygamber tarafından Medine’de kalmaları istenen münafıklar (Ubeyy b. Abdullah ve mahiyeti) olmak üzere beş grup insan ortaya çıktı.

Tebük aynı zamanda bir arınma sürecidir. Münafıkların çıkardığı ihtilaf, çatışmaya ulaşmayan bir tefrika hareketi olarak kalmıştır. Bazılarının Hz. Peygamber’e sundukları gerekçeler mide bulandırıcıdır. Sefere çıkan ordu çok görkemli bir şekilde uğurlanmıştır. Özellikle bu uğurlamada kadınların damlara çıkarak tezahürat yapması geride kalan bazı Müslümanları üzmüştür. Bunlardan biri de Ebû Hayseme’dir. Sefere çıkmayıp evine döndüğünde hanımlarının kendisine yemek ve su hazırladıklarını görünce iç dünyasında fıtrat ve heva çatışması alevlenmiş, fıtrat cephesi baskın hâle gelerek sefere çıkmaya karar verip orduya katılmak üzere harekete geçmiştir. Nitekim şu söz bunu doğrulamaktadır: “Peygamber güneşin yakıcı sıcağında, rüzgârda yürüdüğü, her yorgunluğu göze aldığı hâlde, Ebû Hayseme’ye huzur ve istirahat, serinlik ve şenlik içinde durması, iki hanımının yanında, hazırlanmış yemeğini yemesi hiç olacak şey mi? Bana hemen azık hazırlayın, Peygamber’e yetişeyim.”[12]

Tebük Seferi’ne katılmayan Müslümanlardan üç kişi Ka’b b. Malik, Mürâre b. Rebî’, Hilal b. Ümeyye idi. Ka’b b. Malik, İkinci Akabe Biatı’na ve Bedir hariç tüm savaşlara katılmış biriydi. Ka’b b. Malik’in psikolojisi, Tebük sefer hazırlıkları başladığı zaman kendi ifadesi ile ilginçti. Niçin savaş hazırlıklarını ağırdan aldığını, o şekilde davrandığını kendisi de anlayabilmiş değildi. Onun söyledikleri, içinde bulunduğu psikoloji, konumuz açısından fıtrat ile hevanın meydana getirdiği iç çatışmanın güzel bir örneği idi: “Böyle bir zamanda Resûlüllah sefer hazırlıklarına girişmişti. Hz. Peygamber ve yanındakiler teçhizatlarını hazırladılar, ben de onlarla beraber gidiyor, fakat bir hazırlık yapmadan dönüp geliyordum. Kendi kendime de diyordum ki, gücüm var, daha vakitte var, ne zaman olsa hazırlık yapabilirim. Bir süre böyle geçti. Derken iş birdenbire ciddileşti. Bir sabah Allah Resûlü ile beraberindeki Müslümanlar ansızın hareket edip yola çıktılar. Oysa ben hazırlanmamıştım. Bir iki gün içerisinde hazırlanır, arkalarından yetişirim, dedim. Onlar ayrıldıktan sonra hazırlık yapayım, bazı şeyleri tedarik edeyim diye gittim, yine de bir şey yapamadan döndüm. Sonra yine gittim, yine de bir şey yapamadan döndüm. Ben bu hâlde iken onlar süratle gittiler. Gaza ilerledi. İstedim ki her ne olursa olsun, hemen bir bineğe atlayıp gideyim, yetişeyim. Keşke yapsaydım, lakin kısmet değilmiş yapamadım. Allah Resûlü gittikten sonra Medine de halk içine çıkıp dolaştıkça mahzun oluyordum. Zira gördüklerim ya münafık olarak mimli ya da sakat ve özürlü kimselerdi. Tebük’e varıncaya kadar Resûl-i Ekrem, beni hiç anıp sormamış, fakat Tebük’te konaklayıp otururken bir ara “Ka’b ne yaptı?” buyurmuş. Beni Seleme kabilesinden biri de “İki giysisi ve etrafına gururla bakması onu alıkoydu.” demiş, Muaz b. Cebel de “Fena konuştun, vallahi biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmeyiz”, demiş, Resûlüllah da sükût buyurmuş.”[13]

Tebük Seferi’nde Roma müminlerle savaşmaya cesaret edemeyip geri çekilince Hz. Peygamber büyük bir zafer kazanmış, bulunduğu bölgede değişik kabilelerle özel antlaşmalar yaparak nüfuz alanını genişletmiştir. Ordunun zaferle geri dönmesi sefere katılmayan yukarıdaki grupta yer alan iki farklı insan unsurunu değişik şekillerde etkilemiştir.

Tebük Seferi dönüşü gerçek münafıklar Hz. Peygamber’e gelip özür dilemişler, yalan söyleyerek mazeretlerinin kabulünü istemişlerdir. Hz. Peygamber onların özürlerini kabul ederek dış görünüşü ile söylenenleri tasdik etmiş, işin içyüzünü/hesabını ise Allah’a havale etmiştir.

Böyle bir ortamda Ka’b b. Malik Hz. Peygamber’in huzuruna varınca “öfkeli bir şekilde tebessüm etmiş” ve “gel bakalım” deyip yanına çağırmıştır. Ka’b b. Malik Hz. Peygamber’in yanına varıp oturunca Hz Peygamber ona “Ne diye kaldın, sen omuzuna biat almış değil miydin?” diye sordu. Onun verdiği cevap fıtrat- heva çatışmasının güzel bir örneğini ortaya çıkarmıştır: “Evet, vallahi ben başka birinin, dünya ehlinden birisinin huzurunda oturmuş olsaydım, herhâlde bir özür uydurarak, onun gazabından kurtulacağım düşüncesine kapılırdım ve gerçekten de bana bir ikna kuvveti ihsan edilmiştir. Lakin şimdi şunu kesinkes bilmekteyim ki, bugün ben sana yalan söylesem, kendimden razı etsem de herhâlde çok sürmez Allah sana gerçeği bildirir ve bana karşı öfkelendirir. Ama şu anda bana kızacağın doğruyu söylesem, Allah’ın beni affedeceğini umarım. Hayır, vallahi benim seferden kalmak için hiçbir özrüm yoktu. Vallahi ben hiçbir zaman bu defa senden tehallüf ettiğim kadar bolluk içinde olmadım.” dedim. Hz. Peygamber (s.): “İşte bu gerçekten doğru söyledi, o hâlde kalk, Allah senin hakkında hükmünü bildirinceye kadar bekle!”

Tam bu noktada bu konuşmalara şahit olmuş sahabelerden bazılarının, Hz. Peygamber’in yanından kalkıp huzurdan ayrılan Ka’b b. Malik’in yanına gelip “yalan söyleyerek kendisini aklaması gerektiğine” onun ikna etmeye çalışmış olmaları, anlamlı ve düşündürücüdür: “Vallahi biz seni bundan önce bir günah işlemiş olarak bilmiyorduk. Diğerlerinin yaptığı gibi, Resûlüllah’a bir özür uydurup söyleyemedin, hâlbuki Resûlüllah’ın sana istiğfarı günahını bağışlatmaya yeterdi.” Hz. Peygamber’in huzurunda bulunup da konuşmaları dinleyen bir sahabe neslinin Ka’b b. Malik’i yalan söyleyerek kendisini aklatmasını istemesi de düşündürücüdür. Bu durum fıtrat ile hevanın çarpışmasının açık bir tezahürüdür. Çünkü Ka’b b. Malik bu konuşmaların ciddi bir şekilde etkisi altında kalmıştır. Ka’b b. Malik: “Allah biliyor, bana o kadar serzenişte bulundular ki, tekrar dönüp kendimi yalanlamak istedim. Sonra onlara dedim ki, “Benim durumuma duçar olan başka biri daha oldu mu?” Onlar “Evet oldu, iki kişi daha aynen senin söylediğin gibi söyledi, onlara da sana söylenen şey söylendi” dediler. “Kim onlar?” diye sordum, onlar da “Mürâre b. Rebî’ ve Hilal b. Ümeyye” dediler.  Bedir’de bulunmuş iki salih ve örnek insanın ismini söylediler. Bunların isimlerini öğrenince ben de tekrar Resûlüllah’a dönüp sözümü geri almaktan vazgeçtim.”[14]

Samimi Müslüman olduğu hâlde savaşa katılmayan üç kişi (Ka’b b. Malik, Mürâre b. Rebî’, Hilal b. Ümeyye) hakkında Hz. Peygamber farklı yaklaşımla, Allah’ın bunlar hakkında bir karar verinceye kadar kendi kararını vererek uygulamaya sokmuştur. Elli gün boyunca bunlarla hiçbir şekilde konuşulmayacak, hiçbir şekilde alaka ve münasebette bulunulmayacak ve başlangıçta değil daha sonra konan şart olarak hiçbir şekilde hanımları ile birlikte olmayacaklar.

Böylece Hz. Peygamber Tebük Seferi’ne katılmayan bu üç kişiyi ailelerinden ve de toplumdan tecrit ederek cezalandırmıştır. Yaklaşık 50 gün sonra bu üç kişi hakkında nihai ilahi karar Allah tarafından vahiyle açıklanmıştır (9/Tevbe 117-119). Bu af geldikten sonra fıtrat ve heva çarpışmasının/menfaat-değer çatışmasının nihai sonucu, Ka’b b. Malik’de tam bir dava insanı fedakârlığı olarak tecelli etmiştir: “Ya Resûlallah! Tevbemin kabul edilmesinden dolayı bütün malımı Allah’a ve Resûlü’ne sadaka olarak vereceğim” Hz. Peygamber (s.): “Malının bir kısmını kendine alıkoy, bu senin için hayırlıdır.” Ka’b b. Malik: “Ben de Hayber’deki hissemi alıyorum. Ya Resûlallah! Doğruyu söylediğim için Allah beni kurtardı, kabul edilen tevbem dolayısıyla bundan böyle hayatta olduğum müddetçe doğrudan başka hiçbir söz söylemeyeceğim.”[15]

Tebük Seferi’nden çıkarılabilecek en büyük ders, zorlu, sıkıntılı, tehlikeli durum ve ortamlar, insandaki fıtrat ile heva arasındaki iç çatışmayı daha etkin hâle getirerek değişik ihtilafların Müslümanlar arasında ortaya çıkmasına sebebiyet verebildiğidir.

Şuuraltına İnşa Olunan Özenti/Taklitçilik/Teşebbüh

Özenti, sözlüklerde “başka birine benzemeye çalışma hevesi”, “taklitçilik”; “beğendiği bir durumda olma”, “beğendiği şeye benzeme çabası” şeklinde tanımlanmaktadır.[16]  Farklı değer sistemlerinin oluşturduğu kültür ve medeniyetler esas aldıkları amentülerinin gereği olarak hayatı şekillendirirler. Bireye, aileye, topluma, çevreye, sanat ve teknolojiye ayrı bir renk ve görüntü verirler. Farklılıklarını ortaya koyarlar. Görüntü, şekil, bu farklılığın dışa yansımasıdır. Bir anlamıyla kendi farkındalığının dışa vurmasıdır görüntü. Görüntü bir yere ait olmayı ifade eder.

Tarih boyunca kültür ve medeniyetlerin birbirinden ayrı hayat tarzlarından dolayı aralarında sürekli ihtilaflar ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda birbirleri ile mücadele etmiş, rekabet etmiş ve birbirlerine muhalefet etmişlerdir. Tarihsel süreçte bazen toplumlar kimi zaman liderler-yöneticiler/dava insanları/düşünürler/ilim insanları başka toplumun kimliğini temsil eden ibadet tarzlarına, giysilerin giyilmesine, mimarilerinin, şehirciliklerinin taklit edilmesine bir kimlik sorunu olarak karşı çıkmış; başka toplumlara, kültür ve medeniyetlere benzememek kavgası vermişlerdir.

Böylesi bir sosyokültürel ve ekonomik taklit, özenti toplum içinde, yönetici kadrolar, ilim insanları ve düşünürler arasında ciddi ihtilafların ortaya çıkmasına yol açar. Bu ihtilaflar iyi yönetilemezse tefrikaya dönüşerek bölünmeye ve çatışmaya neden olabilir. Hz. Peygamber (s.) bu konudaki temel bakış açısını, teşebbüh (bir başka kavme, onun temel ayırıcı alametini benimseyecek şekilde benzemek) hadisi ile ifade etmektedir: “Ruhban elbisesi giymekten sakının. Zira kim Ruhban elbisesi giyer veya kendini onlara benzetirse, benden değildir.”[17]

İnançları, örf ve âdetleri gereği birbirlerine giyim, mimari, hayat tarzı, şehircilik konusunda muhalefet eden toplumlar ve onların yönetici kadroları, seri mağlubiyet ve başarısızlık durumlarında bu olgunun tersi bir davranış gösterebilirler. Mağlupların galipleri taklidi diyebileceğimiz bu davranış, psikolojik ezikliğin, aşağılık kompleksinin bir sonucudur. İbn Haldun’a göre bu psikolojik eziklik şekli bir taklitle dışarı vurmaktadır.[18]

Osmanlı İmparatorluğu’nda peş peşe gelen mağlubiyetlerin, başta padişahlar olmak üzere devletin ileri gelenleri ve aydınları üzerinde son derece olumsuz etkileri olmuştur. İbn Haldun’un ifade ettiği eziklik ve taklit etme duygusu tam anlamıyla ortaya çıkmıştır. Osmanlı tarihinde III. Selim, II. Mahmut ve Abdülmecid zamanında İbn Haldun’un dikkat çektiği icraatlar yapılmıştır. III. Selim’e, yakınlarından birinin; “Padişahım, şapka giyip, Frenk olduk deyip, sokağa yürümekten gayrı çare yoktur.”[19] demesi böyle bir psikolojinin sonucudur. Almanya’ya bir heyetle ziyarete giden Seyyid Bey’in; “Olmayacak bu iş. […] Bizim garının […] başına şapkayı giydirip sokağa çıkarmak. Başka çare yok!”[20] tarzındaki çözüm arayışları, mağlubiyetlerin Osmanlı aydınlarının zihni üzerinde yaptığı tahribatın dışa yansımasının göstergesidir.

İhtilafa yol açan psikolojik faktörlerden özenti/taklit etme olgusu, Kur’ân’da İsrâiloğulları ile ilgili dile getirilmektedir. Hz. Musa, köleleştirilen İsrâiloğulları’nı (26/Şu’arâ 22) Mısır’dan çıkararak Firavun’un zulmünden kurtarmıştır (20/Tâhâ 78). Onların bağımsız yaşayabileceği yeni bir mekâna, yerleşim bölgesine, Arz-i Mevud’a ulaşmak için yolculuğa çıkarmıştır. Ne var ki onlar yolları üzerinde puta tapan bir kavimle karşılaşmışlar, bunun üzerine Hz. Musa’dan ibadet etmeleri için kendilerine de benzer bir put yapmasını isteyerek ciddi bir ihtilafın ortaya çıkmasına sebebiyet vermişlerdir (7/A’râf 138, 139).

İslâm Dünyasının En Ciddi Sorunu

İnsanların yeteneklerinin, iradelerinin, becerilerinin, arzu, istek ve düşüncelerinin farklı oluşu/ihtilafı, yaratılış kanunlarının/ilahi sünnetin doğal bir sonucudur. İnsanlarda yaratılıştan gelen bu farklı oluş, bir boyutu ile insanlığı daha iyiye, güzele, doğruya götürebilirken, diğer boyutu ile kin, nefret ve düşmanlık girdabında felakete sürükleyebilir. İhtilafı tefrikaya çevirebilir. Sorun, ihtilafta değil, ihtilafın tefrikaya, onun da fırkalaşmaya/hizipleşmeye, kavgaya, savaşa ve kaosa dönüştürülmesindedir.

Tarafların doğru ve sağlam olmak kaydıyla ortak bir çözüme ulaşması, bir gücün ortaya çıkmasını sağlar ve de iyi bir birlik ve dayanışma meydana getirir, huzurlu bir ortam oluşur. Farklı çözümlere ulaşılması durumunda tarafların her biri ayrı yeni birer güç merkezi hâline gelebilir. Taraflar, arasında meydana gelen ihtilafları ya uzlaşmaz bir duruma sokarak kaosa, tefrikaya sebebiyet verebilirler ya da birbirlerini anlayışla karşılayarak bir barış ortamı inşa edebilirler. Eğer ihtilaflar uzlaşmaz bir düzleme çekilirse o zaman tefrika kaçınılmazdır.

Bugün Türkiye’nin ve İslâm dünyasının en ciddi sorunlarından biri, farklı düşünce ve bakış açılarına karşı gösterilen tahammülsüzlüktür. En basit konudan en karmaşık konuya kadar her şeyde insanların tümünün aynı düşünmesi mümkün değildir. İnsan yapısına da uygun değildir. Düşünme sistemini körelten, gelişmeyi engelleyen bir durumdur. Ama farklı düşünenlerin, farklı fikir söyleyenlerin, tekfirle, ihanetle suçlanması, onlara hakaret edilmesi de yanlış bir yaklaşımdır.

 

[1] Doğan, M, Büyük Türkçe Sözlük, Pınar Yayınları, İstanbul, 18. Baskı, 2005.

[2] Halil Aldemir, Kur’ân-ı Kerim’e Göre İhtilaf, Nedenleri, Alanları, Boyutları, Çözüm Yolları, Kitabi Yayınevi, İstanbul, 2010, s. 31-50.

[3] Halil Aldemir, age., s. 31-50.

[4] Karaman, F. ve diğerleri, Dinî Kavramlar Sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2006, s. 185, 642.

[5] Karaman, F. ve diğerleri, age., s. 185, 642.

[6] Taha Cabir Alvani, İhtilaf, Farkın Farkındalığı, çev. İbrahim Kapaklıkaya, Mahya Yayınları, İstanbul, 2012, s. 25-34.

[7] Burhanettin Can, “İhtilaf Ahlakının İnşası Tarihî Bir Sorumluluktur”, Umran, 2017, sayı: 271, s. 4-11. Halil Aldemir, age., s. 31-50.

[8] Seyyid Kutub, Fîzılâli’l-Kur’ân, Hikmet Yayınları, İstanbul, cilt: 7, s. 82-90. İbn Kesir, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1985, cilt: 7, s. 3379-3383.

[9] Müslim, Ebû Davud, Tirmizi, Tirmizi, İbn-i Cerir, İbn-i Mürdeveyh değişik yollardan İkrimi b. Amman el-Yemani'den rivayet ettiler.

[10] Doğan, M, age.

[11] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Azım Dağıtım, İstanbul, cilt: 7, s. 535-547. Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, Hz. Muhammed ve Hayatı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1974, s. 317-320. Muhammed Heykel, Hz. Muhammed Mustafa, Hürriyet Yayınları, İstanbul, 1972, s. 391.

[12] Muhammed Heykel, age., s. 391, 424.

[13] Elmalılı M. Hamdi Yazır, age., cilt: 4, s. 420-425.

[14] Elmalılı M. Hamdi Yazır, age., cilt: 4, s. 420-425.

[15] Elmalılı M. Hamdi Yazır, age., cilt: 4, s. 420-425. Buhari, Ahkâm, 53; Cihad, 103; Menakib, 23; Menakibü’l -Ensar 43; Tefsiru sureti 9714, Edeb, 63; Müslim, Tevbe, 53.

[16] Doğan, M, age.

[17] Çakan, İ., “Sünnette Giyim-Kuşam ve Örtünme, İslâm’da Kılık-Kıyafet ve Örtünme, İSAV, İstanbul, 1987, s. 43-63.

[18] İbn Haldun, Mukaddime, MEB, Ankara, cilt: I, s. 374

[19] Atay, F.R., Çankaya, Ankara, s. 430-431.

[20] Yalçın, H.C., Tanıdıklarım, haz. Göktürk Ömer Çakır, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2025, s. 222.

1 Ağustos 2026 Cumartesi

MOBİL CİHAZLAR MERKEZLİ SİBER SAVAŞ

 Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Ağustos 2026-384. Sayı

‘Akıllı’[1]/zeki cep telefonlarının her geçen gün yeteneklerinin gittikçe geliştirilmesi beraberinde kullanımının da yaygınlaşmasını sağlamıştır. Bu telefonlar bugün ilkokul düzeyinde de kullanılmaya başlamıştır. Çocuklar, gençler, yaşlılar akıllı cep telefonlarını kullanarak hiçbir kısıtlama olmadan her alana her yere ulaşabilmektedirler. Böylesi geniş bir hareket alanı serbestisi, imkânı, siber saldırılar için çok uygun bir zemin, bir alt yapı meydana getirmektedir. 21. asrın sessiz savaşlarının ağırlık merkezine yerleşmiş olan siber savaşlar, siber saldırılar, her geçen gün ağırlığını ve etkisini gittikçe artırmaktadır ve artıracaktır. Dolayısıyla bu yazıda akıllı cep telefonları merkezli olarak mobil cihazlar/mobil akıllı cihazlar üzerinden yürütülen siber saldırılar genel çerçevede ele alıp değerlendirilecektir.[2]

Mobil Ekosistem

Mobil araçlar üzerinden yürütülen ve yürütülecek siber saldırı merkezli siber savaşların[3] ağırlığını görebilmek için geçen yazılarda siber uzay, siber savaş ve siber saldırı kavramlarına ilişkin yapılan tanımlama ve analizlerin hatırlanmasında fayda vardır.[4] İngilizce sözlüklerde mobile kelimesinin anlamı “Müteharrik, serbest hareket eden; kolay değişen; değişken, seyyar”dır. Mobility ise, “tahrik veya hareket kabiliyeti”dir. Mobil kelimesinin Türkçe sözlüklerdeki anlamı ise, “hareketli”dir. Mobil telefon ise, “seyyar telefon, taşınabilir telefon, cep telefonu” demektir.

Mobil kelimesinin bu anlamını göz önüne aldığımızda mobil cihaz özelliği olan tüm akıllı/zeki sistemlerin siber saldırı merkezli olarak hedefe konabileceğini dikkate almamız gerekmektedir. Mobil cihazlar üzerinden yapılabilecek siber saldırıların tehlike boyutunu görme bağlamında mobil akıllı sistemleri hatırlamak gerekir: Akıllı bilgisayarlar, akıllı telefonlar, sağlık teknolojileri, akıllı ev cihazları (IoT cihazları), akıllı giyilebilir teknolojiler, akıllı arabalar ve otonom araçlar, akıllı endüstriyel ve altyapı sistemleri, akıllı finansal sistemler, akıllı telekomünikasyon sistemleri, akıllı ulaşım ve altyapı sistemleri, akıllı şehir teknolojileri, akıllı tarım cihazları, akıllı askerî ve savunma sistemleri, akıllı otonom deniz araçları, akıllı dronlar ve otonom uçan cihazlar, akıllı robotlar vb.[5]

Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli konu “akıllı sistemlerin” gittikçe yaygınlaşması ve evlere değişik kullanım alanı hâlinde girmesidir. Her geçen gün akıllı sistemlerin kapsam alanı genişlemekte ve çeşitlenmektedir. Nanoteknolojiden pikoteknolojiye doğru gidildikçe bu genişleme ve yaygınlaşma daha da artacaktır. Yukarıda ifade edilen tüm akıllı sistemlerin temel özelliklerinden biri de hareketli olmalarıdır. Hareket mekanizmaları, konumları ve şekilleri farklı olabilir. Mobil cihazların ilişki ağlarının ve işlem kabiliyetlerinin her geçen gün artması, onları siber saldırıların hedefi hâline getirmiştir ve gittikçe daha çok hedefe konacaklardır.

Başta “mobil akıllı telefonlar” olmak üzere tüm akıllı sistemlerin yazılım ve donanımlarının sürekli geliştirilmesi, bu sistemlerin günlük hayatta kullanımlarının gittikçe yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Her ürünün en yeni olanını kullanmak bir tüketim hastalığının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Tüketim hastalığı dolayısıyla alınan cihazların bünyesinde barındırdığı özelliklerin tehlike boyutunun bulunup bulunmadığı noktasında genel olarak kullanıcılar bir sorgulama yapmamaktadırlar. Mobil cihazlardaki hızlı gelişme ve yaygınlaşmaya karşılık kullanıcıların kullanım hassasiyet düzeyinin buna uygun gelişip yaygınlaşmaması mobil cihazlar üzerinden siber saldırıların yaygınlaşmasına imkân vermektedir.[6]

Devletler, ülkeler arası bölgesel ve küresel hâkimiyet mücadelesi, şirketler arası rekabet, değişik amaçlı değişik örgütlerin varlığı ve mücadelesi, istihbarat örgütleri arası mücadele, yerel ve uluslararası mafya, merak ve macera tutkusu mobil cihazlar üzerinden siber saldırıların yaygınlaşmasına imkân ve fırsat vermektedir. Bu nedenle hem yeni kötücül yazılımlar sürekli geliştirilmekte ve hem de saldırı araçları modüler bir yapı olarak inşa edilmektedir. Bu durum, siber saldırı amaçlı kötücül yazılımların tespitini zorlaştırmaktadır. O nedenle siber saldırılara karşı kullanılacak yazılım, donanım ve tekniklerin sürekli yenilenmesi ve güncellenmesi gerekmektedir.

Bu noktada, akıllı mobil sistemleri kullananların şuur düzeyini artırmak, geliştirmek ve genişletmek çok önemli bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle siber saldırı amaçlı kötücül yazılımların/kötü amaçlı yazılımların tehlike boyutunu daha iyi görüp anlayabilmek için mobil cihazların kullanıldığı mobil ekosistemi, bir bütün olarak ele alıp ana hatları ile değerlendirmekte fayda vardır. Siber saldırıların daha iyi anlaşılabilmesi için mobil ekosisteminin çok iyi anlaşılması ve analiz edilmesi gerekmektedir.

Mobil ekosistemde iletişim alt yapılarının yanı sıra hem kendi içlerinde hem de dış dünya ile ilgili birçok arakesit, “ara yüz” mevcuttur: Bluetooth, yakın alan iletişimi, abone kimlik modülü, biyometrik doğrulama, wi-fi, hafıza kartı, küresel konum sistemi, güç/veri kablosu, çevresel algılayıcılar. Mobil cihazlarda dış dünya ile etkileşim hâlindeki tüm ara yüzler, doğal olarak siber saldırganların sisteme sızabilmesinde kullanılmak istenen çok önemli noktalardır. O nedenle sistemlere intikal etmede, girmede bu ara yüzler yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ara yüzlerin konumuna, durumuna, muhtevasına ve özelliklerine bağlı olarak siber saldırı amaçlı kötücül yazılımlar geliştirilmiş ve geliştirilmektedir.

Siber Saldırılarda Kullanılan Mobil Kötü Amaçlı Yazılımlar

Kötü amaçlı yazılımlar “kullanıcının isteği/bilgisi dışında veya izinsiz olarak var olan sistem üzerindeki açıklıklardan (arabellek taşması, hassas verilerin şifrelenmemesi, kritik işlemler için kimlik doğrulanmaması vb.) yararlanarak istenmeyen değişiklikler yapan/işlem yapan, önemli bilgileri ele geçiren veya değiştiren veya kullanılmaz hâle getiren programlar/yazılımlar veya kod parçalarıdır.”[7]

Dijital teknolojideki, donanımsal ve yazılımsal olarak sürekli gelişmelerin doğasına uygun biçimde kötü amaçlı yazılımlar, saldırılara karşı alınan ve alınabilecek tedbirler karşısında sürekli geliştirilirler. Sürekli yöntem ve şekil değiştirmeleri, çok dostane görüntüler vermeleri, kullanıcılara menfaat sunuyor gözükmeleri, böyle bir algı oluşturmaları mobil cihazlar üzerinden yapılan siber saldırıların tehlike boyutunu göstermesi açısından önemlidir. Mobil cihazlar üzerinden yapılan siber saldırılar, beraberinde siber güvenlik sistemlerinin de kendilerini mütemadiyen yenilemeleri ve geliştirmelerini sağlamaktadır. Bu nedenle taraflar siber uzayda, siber savaş kapsamında sürekli olarak birbirlerini takip etmekte, gözlemlemekte ve karşı hamlelerde bulunmaktadırlar.

Mobil saldırılara karşı alınacak tedbirler ve onlara verilecek karşı cevaplar için sürekli olarak geliştirilen kötü amaçlı yazılımların çalışma mantığının, felsefesinin, hareket kabiliyetinin, kullandığı donanım ve yazılımın/programların ve saldırının ana hedeflerinin neler olduğunun çok gerçekçi bir şekilde analizlerinin ve değerlendirilmelerinin süreklileştirilmesi gerekir. Kötü amaçlı yazılımlar kullanılarak yapılan hedef odaklı siber saldırılar; küresel tehditler (global threats), gelişmiş kalıcı tehditler (APT) ve hizmeti engelleme saldırıları (DOS) şeklinde sıralanabilir.[8]

 Küresel Tehditler

Küresel boyuttaki siber saldırılar, genel olarak “elektronik e-posta ve internet tarayıcılarındaki” açıklardan/savunmasızlıklardan yararlanarak, çok sayıda bilgisayar kullanılarak gerçekleştirilmektedir (BOTNET örneği). Çok sayıda bilgisayar kullanıldığından saldırının asıl kaynağını tespit etmek çok zorlaşmakta ve saldırının başarılı olma ihtimali de artmaktadır.

 Gelişmiş Kalıcı Tehditler

Gelişmiş kalıcı tehditler, özel amaçlı ve hedef odaklı olup belli kurum ve kuruşlara yönelik yapılan siber saldırıları kapsamaktadır. Bu sınıftaki siber saldırıların hedefi, kurumların finansal kaynaklarına, itibarlarına, psikolojik ve sosyal etkilerine büyük oranda zarar vermektir. Kurumun sahip olduğu sisteme büyük zarar verildiği için sistemi eski hâline getirmek çok daha zor olmaktadır. Bu durumda mevcut sistem, verimli çalıştırılamamakta, müşteri hizmetleri aksamakta, kurum itibar kaybetmektedir.

Hizmeti Engelleme Saldırıları

Hizmeti engellemek, sistemi işlemez hâle getirmek amaçlı siber saldırılarda iki ana boyut vardır: 1. Siber saldırı yapılan hedef sisteme aynı merkezden aşırı miktarda büyük boyutlu veriler gönderilmektedir; 2. Siber saldırı yapılan sisteme çok farklı kaynaklardan sürekli benzer veriler gönderilmektedir. Bu seçeneklere uygun olarak birinci boyut itibarıyla genel olarak savunmasız bilgisayarlar (zombi) kullanılmakta, ikinci boyut itibarıyla da “başka bir kullanıcının IP adresi kullanılmaktadır.” Saldırının başka bir bilgisayardan gelmesi, saldırıyı başlatan ana kaynağın bulunmasını âdeta imkânsız kılmaktadır.

Kötü amaçlı/kötücül yazılımlarda ana hedef, mobil cihazlar üzerinde bulunan açıklıkları kullanarak cihazın kontrolünü ele geçirip hedef üzerinde her türlü değişikliği yapabilmek, kişisel ve kurumsal her türlü bilgiyi çalabilmek; ele geçirdiği hedefi truva atı olarak kullanarak başka hedeflere siber saldırılarda bulunabilmektir. Kötü amaçlı yazılımlar, belirtilen amaçlara uygun olarak spam maillerle, faydalı uygulamaların içerisine yerleştirilen/konan, şahsın ve kurumun göremediği, bilmediği gizli paketlerle/yazılımlarla hedef sistemlere girmekte/bulaşmaktadırlar.

John von Neumann tarafından automata adlı kendi kendini kopyalayabilen bir virüs, 1950’li yıllarda teorik olarak öngörülmüştür. Kötü amaçlı yazılımlarla ilgili ilk öngörü budur. Teorik olarak yapılan bu öngörü, 1971 yılında the Crepeer adı ile Bob Thomas tarafından laboratuvar ortamında hayata geçirilmiştir. Kötü amaçlı ilk yazılım bu olmuştur. İlk mobil kötü amaçlı yazılım Cabir adı ile 2004 yılında Kaspersky Laboratuvar araştırmacıları tarafından tespit edilmiştir. Cabir, dönemin en meşhur Symbian işletim sistemine sahip cep telefonlarını hedef almıştır. Cabir mobil kötü amaçlı yazılım bluetooth arayüzündeki açıklıkları kullanarak sisteme girmekte ve diğer telefonlara kendini kopyalatabilmekteydi.

Cabir yazılımı ile ilgili dikkat çekici nokta, yazılımın bizzat kendisinin kötü amaçlı geliştirilip yazılmamasıdır. Kötü amaçlı bir yazılım olmamasına rağmen Cabir programında kullanılmış yöntem, siber saldırganlara önemli imkânlar sunduğundan siber saldırı amacıyla kullanılmıştır. Bu nedenle Cabir, mobil telefonlara yönelik ilk kötü amaçlı yazılım kabul edilmektedir.[9]

Cabir’in yöntemini kullanan Commwarrior adında yeni bir mobil kötü amaçlı yazılım 2005 yılında tespit edilebilmiştir. Bu yazılımın ana özelliği, telefona bir kez bulaştığında adres defterindeki tüm kişilere SMS gönderebilmektedir. Alıcılar gelen mesajı açtıkları anda bu yazılım kendini hedef telefonlara kopyalamaktadır. Mobil kötü amaçlı Commwarrior yazılımı, finansal etki yapan ilk mobil kötü amaçlı yazılım kabul edilmektedir. 2006 yılında, RedBrowser, Commwarrior’u geliştirerek çoklu mobil platformlara bulaşabilen ilk mobil kötü amaçlı yazılımlara dönüştürmüştür.[10]

Mobil akıllı telefonlar başta olmak üzere mobil akıllı sistemlerin sürekli gelişip yaygınlaşmasına bağlı olarak daha sonraki yıllarda hem şahıslar hem şirketler hem de devletler tarafından mobil kötü amaçlı yazılımlar özel biçimde ele alınıp sürekli geliştirilmiş ve yaygınlaştırılmışlardır. Siber saldırıların gittikçe etkin hâle gelmesi, kötü amaçlı yazılımların sürekli olarak yenilenmesine sebep olduğundan kötü amaçlı yazılımlar, geleneksel kötü amaçlı ve yeni kötü amaçlı yazılımlar olmak üzere iki şekilde tasnif edilmektedirler.

Geleneksel Kötü Amaçlı Yazılımlar

Yaygın olarak kullanılan, literatüre girmiş geleneksel kötü amaçlı yazılımlar; virüsler, solucanlar, truva atları, arka kapılar, fidye yazılımları, korsan amaçlı kullanılan yazılımlar, robotlar, casus yazılımlar şeklinde sıralanmaktadır.[11] İlerleyen kısımlarda kötü amaçlı yazılımların, ana özellikleri öne çekilerek çalışma mantıkları özetlenmektedir. Mobil cihaz kullananların bu özellikleri göz önüne alarak kullandıkları sistemleri kontrol etmeleri ve gerekli tedbirleri almalarında fayda vardır. Mobil cihaz kullananların Lübnan ve İran’da mobil cihazlar üzerinden hayata geçirilen siber saldırıların etkisini ve sonuçlarını iyi değerlendirmeleri gerekmektedir.

 Virüsler (Viruses)

Bu kötü amaçlı yazılımın en temel özelliği, hedef alanda çoğalmaları için başka programlara ihtiyaç duymalarıdır. Bu programlar, hedef programların içine girerek çalışma özelliğine sahiptirler. Hedef programlara sızan bu kötü amaçlı yazılımlar, nüfuz ettikleri sistem dosyalarında; değişiklik yaparak sistemi çalışmaz kılabilirler, istenmeyen görüntülerin ekranda görünmesine neden olabilir, veriler üzerinde değişiklikler yapabilir, içine girdikleri programları virüs programına dönüştürebilirler. Bu özellikleri dikkate alındığında virüslerin; çoğalma, programın tetiklenmesi, önceden amaçlanan zararın verilmesi, şekil değiştirerek yayılma yeteneği olmak üzere üç ana boyutu olduğu söylenebilir:

 

Şekil 1: Virüsün şekil değiştirerek yayılması.[12]

 

Şekil 1’de t zaman dilimini, P programı ve V zararlı kod kısmını (payload viral set) göstermektedir. P ve V’nin zamana bağlı olarak aldığı değerler P1, P2, P3 ve V1, V2, V3’tür. Şekil 1’e göre t 0 anında P programına V virüsü bulaşmıştır. T 1 anında virüs mutasyona uğrayarak 3 farklı formunu (V1, V2, V3) oluşturmuştur.  T 2 anında bu farklı formlarda bulunan zararlı kod parçaları P1, P2, P3 programlarına V1, V2, V3 olarak kopyalanmıştır. Böylece virüs, hedef sistemlerde verebileceği zararlara uygun bir şekil kazanmıştır.

Şekil 1’de görülebileceği gibi her V’nin taşıdığı virüs imzası şekli farklıdır. Bu nedenle standart/normal antivirüs tarayıcılarıyla tespit edilmeleri zordur. Siber saldırı aracı olarak kullanılan virüsler, sürekli geliştirilmektedir. Virüsleri kullanarak siber saldırı yapan saldırganlar, ürettikleri virüslerin kendilerini gizleyebilmelerini sağlayacak şekilde de sürekli olarak özel teknikler geliştirmektedirler. Bu bağlamda virüslerle ilgili kullanılan siber gizlenme tekniklerine ilişkin programlar obfuscation, packed, encryption’dur. Creeper, chernobly, melissa ve ı love you ise yaygın kullanılan virüs programlarıdır. Siber saldırı düzleminde meydana gelen bu gelişmelere karşılık olarak siber güvenlik bağlamında da sürekli antivirüs programlar geliştirilmektedir.

Solucanlar (Worms)

Siber saldırı amaçlı kötücül yazılımlarla ilgili önemli unsurlardan biri de solucanlar adı altında dijital/bilgisayar ağ sistemini kullanarak bir sistemden diğerine bulaşan ve bulaştığı sistemlerde genelde izinsiz girişlere neden olan programlardır. Solucanlar, virüslerin aksine çoğalmaları için başka programlara ihtiyaç duymazlar. Bulaştığı sistemde kendilerini gizleyebilmek için kendi dosyalarını silerler ve girdikleri sistemlerde arka kapı açarak bu sistemleri başka siber saldırılar için kullanırlar. Solucan siber saldırı yazılımları; hedef keşfi, yayılma ve dağıtım mekanizması, aktivasyon ve payload olmak üzere dört farklı bölümden oluşmaktadır. Siber saldırı amaçlı kullanılan/bilinen yaygın bilgisayar solucanları code red, nimda, mydoom, conficker ve stuxnettir.

Siber saldırganlar siber güvenlik kapsamında geliştirilen programları göz önüne alarak siber saldırı amaçlı olarak tasarladıkları programlarını hem yazılımsal hem de donanımsal açıdan sürekli geliştirmektedirler. Bu kapsamda yaptıkları önemli çalışmalardan biri de virüs programları ile solucan programlarının değişik boyutları ile birleştirip kullanmalarıdır.

Truva Atları (Trojan Horses)

Siber saldırı amaçlı kötücül önemli yazılımlardan biri de normal bir program gibi görünen truva atları adlı programlardır. Truva atları adlı siber saldırı amaçlı kötücül amaçlı bu programın hedef sistem üzerinde etkili olabilmesi için hedef sistemde girdiği, nüfuz ettiği programın çalıştırılması gerekmektedir. İçine yerleştiği program çalıştırılmadığı müddetçe truva atları saldırı programı harekete geçmemektedir. Hedef sistemde etkin hâle geldiğinde; sistemde arka kapılar açabilmekte, girdiği sisteme izinsiz olarak uzaktan erişim sağlayabilmekte ve içine sızdığı bilgisayardaki önemli, kritik bilgileri istediği yerlere gönderebilmektedir.

Truva atları, virüsler ve solucanlar gibi içine girdikleri mobil cihazlardaki programları kullanarak çoğalamazlar ve kendi kendini kopyalamazlar. Bunların önemli bir özelliği, içine bir şekilde girdikleri sistemleri yavaşlatmaları ve fark edilmelerinin zor olmasıdır. Fakat bulaştığı sistemleri genelde yavaşlattıkları için kullanıcılar sistemdeki tehlikenin farkına varmaktadır. Bununla beraber truva atları adlı siber saldırı amaçlı bu yazılımlar, uzun uğraşlar sonucunda öğrenilebilmektedir. Siber saldırı amaçlı kötücül yazılımlar, oluşturulma amaçlarına ve verdiği zararlara göre Trojan-Banker, Trojan-DdoS, Trojan-Downloader, TrojanGameThief ve Zeus şeklinde sınıflandırılmıştır.

Arka Kapılar (Backdoors)

Kullanıcıların bilgisi dışında siber saldırı hedefine konan sistemi uzaktan erişime açarak siber saldırı gerçekleştiren programlar olup genelde truva atları kullanılarak hedef sistemlere kendilerini yüklemektedirler. Bu siber saldırı amaçlı programların önemli bir özelliği, karmaşık saldırılar için virüs ve solucanlar tarafından kullanılmalarıdır. Siber saldırı amaçlı arka kapılar kapsamında etkin olup öne çıkan programlar FinFisher (FinSpy), Tixanbot ve Bribadır.

Fidye Yazılımları (Ransomware)

Fidye yazılımları, hedef sisteme girdiği zaman/bulaştığı zaman hedef sistemin bir kısmını veya tamamını şifreleyerek, verilerin kullanıcı tarafından görüntülenmesini engellerler. Bu mobil kötü amaçlı yazılımları kullananların ana hedefi, hedefe konulan şahıs ya da kurumlardan para alabilmektir. İstenen paranın ödenmesi saldırganların verdikleri sözü tutacakları anlamına gelmemektedir. İstedikleri parayı almaları, sistem verilerine erişime imkân verecekleri anlamına da gelmemektedir. Şantaj amaçlı fidye yazılımları, gittikçe yenilenmekte, sayıları artmakta ve dünyayı hem ekonomik hem de sosyolojik açıdan olumsuz etkilemektedir. Etkin olduğu bilinen fidye yazılımları Wannacry (2017), NotPetya (2016), SimpleLocker (2015-2016), CryptoLocker (2013-2014), TB-Locker (2014), WinLock (2010) şeklinde sıralanmaktadır.

Korsan Amaçlı Kullanılan Yazılımlar (Rootkits)

Siber saldırı hedefi olarak seçilen bilgisayar sistemlerine, o sistemin yöneticisi düzeyinde siber saldırıyı yapanlara erişim hakkı sağlayan programlardır. Kendi varlığını, dosyalarını, sistem bilgilerini hedefteki işletim sisteminden gizleyebilmektedir. Siber saldırı amaçlı bu yazılımların ana tehlikesi, girdiği hedef sistemde kendini gizleyerek virüs, solucan ve truva atı gibi kötü amaçlı yazılımlarla birlikte çok yıkıcı saldırılar başlatabilmeleri, işletim sistemi seviyesinde tehlikeli işlem ve değişiklikler yapabilmeleridir. Sahip oldukları özelliklerden dolayı, antivirüs yazılımları tarafından kolayca tespit edilememektedirler. Korsan amaçlı yazılımlardan etkin olanları kernel rootkits, firmware rootkits, application rootkit, memory rootkit, persistent rootkittir.

Robotlar (Bots)

Kötü amaçlı yazılımlardan olan robotlar, hedef bilgisayar ve sistemlere veriler göndererek önce yerleşmektedirler. Daha sonra içine yerleştikleri bu bilgisayarlar üzerinden seçtikleri hedefe siber saldırı gerçekleştirmekte, onları çalışamaz hâle getirilebilmektedirler. Zombi olarak kullanılan bilgisayarlar üzerinden önemli bilgiler çalınmakta; zombi bilgisayarlar para karşılığı üçüncü kişilere kiraya verilebilmektedir. Robotlar tarafından yaygın olarak başlatılan etkin siber saldırılar DDoS, spamming, sniffing traffic, spreading new malwaredir.

Casus Yazılımlar (Spyware)

Hedefe konan kullanıcı ve şirkete ait bilgileri gizlice toplayıp saldırgan ya da üçüncü kişilere gönderen siber saldırı amaçlı mobil kötücül yazılımlardır. Genellikle kredi kartı bilgilerini elde etmek ve/veya kullanıcı alışkanlıklarını belirlemek amacıyla kullanılmaktadırlar. Casus yazılımlar web sitelerine ya da ücretsiz paylaşılan yazılımların içine girerek yayılmaktadırlar. Keylogger etkin casusu yazılımlardan biri olup arka planda çalışarak klavyeden yapılan her vuruşu kaydedip saldırganlara göndermektedir. Etkin casusu yazılımlar CoolWebSearch, Cydoor, BlazeFind ve Gatordur.

  • Yeni Nesil Kötü Amaçlı Yazılımlar

Siber savaş ve siber saldırılar yaygınlaştıkça kötü amaçlı yazılımlar da bu gelişime bağlı olarak sürekli yenilenip geliştirilmişlerdir. Siber savaşın yaygınlaşması ile maceracı gruplar ve fertlerin siber saldırı düzleminde etkileri zayıflarken, küresel güçlerin, şirketlerin, devletlerin, istihbarat örgütlerinin etkisi gittikçe artmakta ve yaygınlaşmaktadır. Bilgisayar ve internet teknolojilerinin sürekli gelişmeleri ve kendilerini yenilemeleri, bilgisayar koruma sistemlerinin de hızlı bir şekilde gelişmesini sağlamıştır. Koruma sistemlerinin bu hızlı gelişimi, geleneksel kötü amaçlı yazılımların kolayca tespit edilmesine imkân vermiştir. Bu gelişime bağlı olarak geleneksek kötü amaçlı yazılımların üzerine inşa edildiği mantık yetersiz olmaya başlamıştır. Bu durum bilgisayar korsanlarının da karşı atakta bulunmasına sebebiyet vermiş, yazdıkları yazılımların tespit edilmesine mâni olmak için yazılımlarını sürekli geliştirip yenilemişlerdir ve yenilemektedirler. Geleneksel kötü amaçlı yazılımlar etkilerini kaybederken ortaya çıkan boşluk yeni nesil kötü amaçlı yazılımlarla doldurulmuştur. Tek işlemden oluşan ve basit saldırılar yapabilen yazılımlar yerine çok işlemli, şifreleme teknikleri kullanarak şekil değiştirebilen, hedef odaklı, daha önce görülmemiş siber saldırıları başlatan yazılımlar, yeni nesil kötü amaçlı yazılımlar olarak ortaya çıkıp yaygınlaşmaya başlamıştır.

Yeni nesil kötü amaçlı yazılımlar hem çekirdek hem de kullanıcı modunda çalışabilen çok daha güçlü ve tespit edilmeleri daha zor yazılımlardır (Şekil 2). Yeni nesil kötü amaçlı yazılımlar, hedef odaklı, kalıcı ve birden fazla kötü amaçlı yazılım türünü kullanabilmektedir.[13] Bu nedenle siber saldırı düzeyleri çok yüksektir.

 

Şekil 2: Yeni nesil kötü amaçlı yazılımın blog diyagramı.[14]

 

Şekil 2’deki YNZY, yeni nesil zararlı yazılımı ve I1, I2, I3, I4 çalışan işlemleri (işletim sisteminde derlenmiş ve çalışır durumda olan programlar-işlem) göstermektedir.  Yeni nesil kötü amaçlı yazılım öncelikle kendini farklı program/işlemlere kopyalamaktadır: YNZY→I1. Kendi kopyasını oluşturduktan sonra sistemde arka kapı açarak farklı sistemlere bağlanmaktadır. Bu işlemler tamamlandıktan sonra kendini sistemden silerek görünmez olmaktadır. I1→I2, I1→I3, I1→I4 şeklinde kopyaladığı işlemler yardımıyla (Şekil 2) sistem üzerinde daha önce ön görülen değişiklikleri yaparak siber saldırıyı gerçekleştirip uzak sistemlerle bağlantı kurarak varlığını devam ettirmektedir. Sürekli geliştirilen, her renge ve şekle girebilen yeni nesil kötü amaçlı yazılımlar, işletim sistemi seviyesinde de etkin olup daha ileri düzey siber saldırılar başlatabilmektedirler.

Mobil akıllı telefon teknolojisindeki hızlı gelişme ve rekabet üretimi de hızlandırmıştır. Mobil telefon kullanımının gittikçe yaygınlaşması, siber saldırılar için çok önemli bir zemin oluşturmaktadır. Bu durum beraberinde mobil telefonlardaki güvenlik risklerinin artması, yaygınlaşması ve çeşitlenmesine sebebiyet vermiştir.  Mobil akıllı cihazlarla ilgili güvenlik riskleri, genelde dört ana grupta sınıflandırılmaktadır. Bunlar, zayıf noktalar, kimlik doğrulama, saldırılar, veri koruma ve mahremiyettir. Mobil akıllı sistemlerde meydana gelen yazılımsal ve donanımsal gelişmelere bağlı olarak siber savaş uzmanları, merkezleri, siber saldırı amaçlı mobil kötü amaçlı yazılımları da sürekli geliştirip kullanmakta ve yaygınlaştırmaktadırlar.

Geleneksel kötü amaçlı yazılımlar ile yeni nesil kötü amaçlı yazılımlar, Tablo 1’de karşılaştırılmaktadırlar.

 

Geleneksel Kötü Amaçlı Yazılımların ÖzellikleriYeni Nesil Kötü Amaçlı Yazılımların Özellikleri
Genelde bir işlemden oluşmaktadırBirden fazla işlemden oluşmaktadır.
Sınırlı sayıda işlemle iletişimde bulunmaktadır.Var olan işlemleri etkilemektedir.
Sistemi bir seferde etkilemektedir.Sistemde kalıcı hâle gelip sürekli etkilemektedir.
Gizlenme ihtiyacı duymamaktadır.Gizlenme teknikleri kullanmaktadır.
Genel saldırılar başlatmaktadır.Hedef odaklı saldırılar başlatmaktadır.
Genelde .exe dosyaları yoluyla yayılmaktadır.Genelde dll dosyaları yoluyla yayılmaktadır.
Her kopyanın aynı ya da benzer olması.Her kopyanın farklı olması.

Tablo 1: Geleneksel kötü amaçlı yazılımlar ile yeni nesil kötü amaçlı yazılımların karşılaştırılması.[15]

Siber Saldırıların Sürekliliği

Mobil akıllı cihaz uygulamaları ile ilgili en ciddi tehlike, genel olarak, bu cihazları kullananların duyarsızlığı, hassasiyete sahip olmamaları, küresel düzlemde yürütülen siber savaşı önemsememeleridir. Bu psikoloji ile hareket eden birçok insan ve kurum birçok yazılımı, ciddi bir analiz yapmadan internet ortamından indirip kullanmaktadır. Bu yaklaşım tarzı, siber saldırı amaçlı mobil akıllı kötü amaçlı yazılımların hızlıca yayılmasına imkân vermektedir. Bu bağlamda mobil akıllı cihazların güvenlik konusu, insanlık için çok özel bir ağırlık merkezi oluşturmaktadır.  Bu nedenle mobil kötü amaçlı yazılımların tespit edilebilmesi için gerekli teknolojilerin-yazılımların sürekli olarak geliştirilmesi hayati bir öneme sahiptir.

Mobil akıllı cihazların güvenliğinin önemli bir boyutu, mahremiyet ile ilgilidir. Genel olarak insanlar mahremiyet konusunda daha hassastırlar. Bu nedenle mobil akıllı sistemleri kullananların bu konuda eğitilip şuurlandırılması zorunludur. Bunun için de mobil cihazların kurulumunda istenen izinlerin, şartların neler olduğu ve ne için istendiği kullanıcı tarafından bizzat gerektiği gibi sorgulanması gerektiği, bu şuurlandırma sürecinde kullanıcılara kazandırılması gerekir. Kullanıcılar ciddi bir sorgulama ve değerlendirme yaptıktan sonra sistemin kurulmasına müsaade etmelidirler.

Pratikte ortaya çıkan bir gerçek, insanlar antivirüs programları, kullandıkları kişisel bilgisayarlarına yüklemede hassasiyet göstermektedirler. Aynı hassasiyeti akıllı telefonlar için göstermemekte, telefonlarına antivirüs programlar yüklememektedirler. Genellikle mobil akıllı telefon kullanıcıları, bu telefonların içinde barındırdıkları siber saldırı alanlarının farkında değillerdir. Bu nedenle de siber güvenlik konusunda gerekli duyarlılığı göstermemekte, duyarsız davranmaktadırlar.

Mobil akıllı cihazların kullanımında siber güvenlikle ilgili ortaya çıkan önemli bir konu da sisteme yüklenecek, yüklenmesi gereken antivirüs ve anti kötücül yazılımların güvenilir olup olmadığı meselesidir. Sağlam ve güvenilir antivirüs ve anti kötü amaçlı yazılımlar yoksa mobil akıllı cihaz kullanıcıları, siber saldırılara kendi elleri ile imkân sunmuş olmaktadır. Bu nedenle mobil akıllı cihazlara karşı yapılabilecek siber saldırıların etkisiz hâle getirilebilmesi için mobil akıllı cihazlara yüklenecek anti mobil saldırı yazılımlarının sağlam ve güvenilir olmaları çok önemlidir.

Siber saldırı yapanlar, mobil kötü amaçlı yazılımları mobil akıllı cihazlara yükleyebilmek için kandırma, aldatma, şaşırtma, merkezli bir strateji izlemektedirler. Bu amaçla siber saldırganların hedefe gönderdikleri bir mesaj içerisine, bir link/kısaltılmış hiper bağlantı yerleştirmektedirler. Bazen de “yasal bir uygulamanın yeniden yüklenmesini” isteyerek sisteme sızmaya çalışmaktadırlar. Siber saldırı düzleminde en ciddi tehlikelerden biri, sıfırıncı gün açıklıkları diye isimlendirilen yeni üretilmiş cihazlardaki açıkların kullanılmasıdır. Sıfırıncı gün açıklıkları, üreticinin yeni ürettiği ürünün açıklarını bilmemesi olgusudur. Üretici ürettiği cihazların açıklarını bilmediğinden siber güvenlik bağlamında herhangi bir tedbir almayı ön görmemektedir. Sıfırıncı gün açıkları kavramsallaştırması böyle bir dönemi ifade etmek için kullanılmaktadır. Henüz üretici tarafından bilinmeyen ve buna ilişkin bir önlemin alınmadığı zayıflıkları ifade etmek için bu kavramsallaştırma yapılmıştır. Siber saldırı yapanlar, üretilen ürünlerin sıfırıncı gün diye tabir edilen açıklarının bulmak için özel bir çalışma içerisinde bulunurlar. Açıkları yakaladıkları anda, hemen hedeflere siber saldırı yapmak için harekete geçerler.

Mobil siber saldırılarda kullanılan ister geleneksel isterse yeni nesil kötü amaçlı yazılımların ana hedefi, hedefe konan şahısların, kurumların, şirketlerin, devletlerin mobil cihazdaki işine yarayan ya da yaramayan her türlü bilgiye ulaşmak, ele geçirmek, karşı taraftaki sistemi işlemez hâle getirmek, kendi menfaatine yarayacak şekilde kullanmak, yönlendirmek, şantaj yapmaktır. Siber saldırıların amacına ve hedefine göre mobil kötü amaçlı yazılımlar sürekli geliştirilmekte, yenilenmektedir. Hibrit savaş kapsamında siber savaşların sürekliliği göz önüne alınırsa, siber saldırı amaçlı tüm yazılımlar etkili olabilmeleri için kendilerini sürekli yenilemek zorundadır. O nedenle mobil cihaz kullanan tüm şahıs, kurum, şirket ve devletler de siber saldırılara karşı aldıkları tedbirleri sürekli yenilemek zorundadırlar.

Bu mücadele kıyamete kadar sürecektir. İblis’in yolundan gidenlerle sırât-ı müstakîm üzere olanlar arasında siber savaş gittikçe derinleşecek ve yaygınlaşacaktır. Bu bağlamda hususen gelecek nesillerimizi, genel olarak da tüm insanlığı kurtarmak ve korumak için dijital dönüşümün ortaya çıkardığı gerçekleri, gerçekçi bir şekilde analiz edip gerekli tedbirleri almak ve siber savaş merkezli siber güvenlik sistemi kurmak zorundayız.

Ve unutmayın:

“Ey iman edenler. Allah’tan korkup sakınırsanız size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf ve ihsan sahibidir.” (8/Enfâl, 29).

Henüz vakit varken:

“Ey iman edenler, hepiniz topluca İslâm’a girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (2/Bakara, 208).

[1] Akıllı sistem tabiri şu an için uygun bir tabir değildir. Geliştirilen tüm sistemler zeki sistemlerdir. Fakat literatüre akıllı diye yerleştiğinden ve yaygın bir şekilde kullanıldığından biz de bu kavramı kullanmak zorunda kaldık.

[2] Konu teknik olduğundan içerisinde çok fazla teknik kavram yer almaktadır. Mümkün mertebe sadeleştirme yapılarak anlatılmaya çalışılmıştır.

[3] Şeref Sağıroğlu, “Siber Güvenlik ve Savunma: Önem, Tanımlar, Unsurlar ve Önlemler”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, ed. Şeref Sağıroğlu, Mustafa Alkan, Ankara, 2018, s. 21- 45.  Mustafa Şenol, “Hibrit Savaş Kapsamında Siber Savaş ve Siber Caydırıcılık”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, s. 180-195. Uras Ufuk, “Beşinci Nesil Savaş/Sessiz Savaş”, Harkul Savunma Araştırma Merkezi, Kasım 2020. Şeref Sağıroğlu, age., s. 21-45. Güzin Ulutaş, “Siber Güvenlik”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, s. 85-101. Mustafa Şenol, “Hibrit Savaş Kapsamında Siber Savaş ve Siber Caydırıcılık”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, s. 180-195. Uras Ufuk, “Beşinci Nesil Savaş/Sessiz Savaş”, Harkul Savunma Araştırma Merkezi, Kasım 2020.

[4] Burhanettin Can, “Ana Hatlarıyla Siber Savaş”, Umran, 2026, sayı: 383, s. 4-11.

[5] Burhanettin Can, “21. Asrın Firavun ve Nemrutları Sonlarını Hazırlarken-2: Şer İttifakının İslâm Coğrafyasında Siber Savaş Saldırıları”, Umran, 2026, sayı: 381, s. 4-11.

[6] Mustafa Alkan, İbrahim Alper Doğru, Murat Dörterler, Rami Urfalıoğlu, Çağrı Sümer, “Mobil Cihazlarda Siber Güvenlik”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, s. 311-350.

[7] Refik Samet, Ömer Aslan, “Kötü Amaçlı Yazılımlar ve Analizi”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, s.  225-260. Mustafa Alkan, vd. age., s. 311-350.

[8] Refik Samet, Ömer Aslan, age., s. 225-260.

[9] Mustafa Alkan, Dr. İbrahim Alper Doğru, Murat Dörterler, Rami Urfalıoğlu, Çağrı Sümer, age., s. 311-350.

[10]. Mustafa Alkan, vd. age., s. 311-350.

[11] Refik Samet, Ömer Aslan, age., s. 225-260.

[12] Refik Samet, Ömer Aslan, age., s. 225-260.

[13] Refik Samet, Ömer Aslan, age., s. 225-260.

[14] Refik Samet, Ömer Aslan, age., s. 225-260.

[15] Refik Samet, Ömer Aslan, age., s. 225-260.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

ANAHATLARIYLA SİBER SAVAŞLA İLGİLİ KAVRAMLAR

 Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Temmuz 2026-383. Sayı

Cep telefonları dâhil olmak üzere tüm ‘akıllı’ sistemlerin-ortamların siber saldırılarda silaha dönüşebileceği olgusuna çeşitli vesilelerle dikkat çekmiştik. Bunun temel sebebi bu sistemlerin gittikçe yaygınlaşması hemen hemen her alana girmesidir. Her geçen gün bu sistemlerin kapsam alanı genişlemekte ve de çeşitlenmektedir. Nano-teknolojiden piko-teknolojiye doğru gidildikçe bu yaygınlaşma daha da artacaktır.  Hâliyle veri, bilgi, özbilgi, güvenlik, bilgi güvenliği yanında önünde “siber” kelimesi bulunan bir dizi kavram ortaya çıkmıştır: Savaş, saldırı, tehdit, varlık, olay, zorbalık, casusluk, silah, polis, suç/suçlarla mücadele, terörizm, terörist, güvenlik, savunma, psikoloji ve sağlık gibi kavramların siber kelimesiyle birlikte oluşturdukları tamlamalar günden güne yaygınlık kazanıyor.

Var olan ya da var olabilecek tüm akıllı sistemler, insanların, toplumların, devletlerin aleyhine tahrip edici bir şekilde kullanılmıştır ve de gittikçe daha da tahrip edici bir şekilde kullanılacaktır. İblis’in yolundan gidenlerin uygulayacağı temel strateji, onun stratejisi olacaktır (7/A’râf, 16, 17). Bu çalışmada konunun daha iyi anlaşılabilmesi için siber savaşla ilgili yukarıda zikredilen kavramların hem kavramsal alanı hem de teorik altyapısı ana hatları ile ele alınacaktır.

Siber Uzay

Dijital/sayısal teknolojilerin baş döndürücü bir şekilde gelişmesi ile internet sistemleri ihtiva eden, ağ merkezli yeni bir ortam, yeni bir yapılanış ortaya çıkmıştır.[1] Bu ortam, dijital teknolojinin gelişmesine bağlı olarak her geçen gün genişlemekte, insan hayatı için önemi ve ağırlığı da gittikçe artmaktadır ve de artacaktır. Bu baş döndürücü gelişme, hibrit savaşa beşinci savaş alanı olarak yeni bir alan ve de yeni bir savaş türü eklemiştir: “Siber uzay”; “Siber savaş”.

Siber (cyber) kavramının sözlük anlamı: “İnternete ilişkin”, “Bilişim teknolojisine ilişkin, bilgisayarlara ya da internete ait.”[2] Sibernetik ise “güdüm bilimi” anlamına gelmektedir.[3] William Gibson, bir hikâyesinde siber uzay kavramının tanımını yaparak ilk kez kullanmıştır. Yazar daha sonra, 1984’te yayımlanan Neuromancer kitabında da bu kavrama yer vererek siber uzayın literatüre girmesini sağlamıştır. O yıldan sonra siber uzay hem ilim insanlarının hem de askerî personelin ilgisini çekmiş ve bilgisayar-ağ merkezli alanların tümünde kullanılmaya başlanan bir anahtar/odak kavram hâline gelmiştir.

Siber uzayın uluslararası alanda ilgi çekmesine ve birçok konunun merkezine oturmasına rağmen ortak bir tanımı yapılmamıştır. Ağırlık noktası aynı olmak şartıyla değişik tanımlar vardır. “Bilgisayar ağları üzerinde sayısallaştırılmış bilginin iletildiği düşünsel ortam”, “Bilgisayar ve füzelerden, güneşten gelen ışınlara kadar elektronik ve elektromanyetik görüngenin kullanımı ile karakterize edilen alan” ve “Tüm dünyaya ve uzaya yayılmış durumda bulunan bilişim sistemlerinden ve bunları birbirine bağlayan ağlardan veya bağımsız bilgi sistemlerinden oluşan sayısal ortam”[4] bunlardan birkaçıdır.

Tanımlar analiz edildiğinde siber uzayın ağırlık merkezinin, tüm dünyaya ve uzaya yayılan bilişim sistemlerinin oluşturduğu elektronik ortamı ifade ettiği görülecektir. Ağlarla birbirine bağlı veya olmayan tüm bilişim sistemlerinin oluşturduğu siber uzayın merkezinde olmazsa olmaz en önemli ana unsurlardan biri siber uzayı inşa eden, kullanan, geliştiren, genişleten insandır.

Siber uzay, “çok katmanlı bir model” olarak “fiziksel altyapı”/donanımsal yapı, “mantıksal yapı”/sayısal yapı, “bilgi” ve “insan” olmak üzere dört ana bileşenden oluşmaktadır.[5] Fiziksel altyapı, bütün bilgisayarlar ve ağları içeren, internet dâhil her türlü bilgi ve iletişim sistemleri, kablolar, anahtarlar, tüm akıllı nesneler, sayısal elektronik cihazlar, algılayıcılar, uydu sistemleri ve kullanıcılardan oluşmaktadır. Yazılımsal yapı, donanımsal yapıdaki tüm işletim sistemleri ve yazılımlardır. Bunlar, donanımsal sistemde, yapıdaki tüm unsurların, birimlerin haberleşebilmesini ve görev yapabilmesini sağlarlar. Yazılımsal yapı ile donanımsal yapı, enerji ile birlikte bir bütün oluşturur. Herhangi biri yoksa diğerleri etkin olamaz. Bilgi/veri yapısı: Siber uzayın donanımsal ve yazılımsal tüm alanlarında üretilen, iletilen, kullanılan ve depolanan tüm veri ve bilgiler, siber uzayın üçüncü bileşenidir. Bu bağlamda postalar, resimler, videolar, sosyal medya ortamındaki tüm yazışmalar, veriler, bilgiler vb. siber uzayın bilgi yapısı kapsamında değerlendirilmektedir. Siber savaşın en önemli hedeflerinden biri, bu bilgiye ulaşmak ve onu kendi amaçları istikametinde kullanabilmektir. İnsan unsuru: Siber uzayı, tasarlayan, inşa eden, kuran, geliştiren, değiştiren ve var olanı kullanan ana unsur insandır. Bu unsur siber uzaydaki tüm bilgileri, olumlu ya da olumsuz, kasıtlı ya da kasıtsız olarak kullanan en önemli varlıktır.

Siber uzayın gelişimini, geleceğini, durumunu, meydana gelebilecek olumlu ve olumsuz tüm gelişmeleri görebilmek için vuku bulabilecek olayları bu dört boyuta bağlı kalarak analiz ederken, konuyla doğrudan bağlantılı bazı parametrelerin varlığı ve etkisi mutlaka göz önüne alınmalıdır: Bunlar zaman, mekân, bilinmezlik, denksizlik ve verimlilik faktörleridir. Bu beş parametre, siber uzayda oluşabilecek olumlu, olumsuz tüm değişim ve gelişmeleri, tehlikeleri zamanında görebilmek, anlayabilmek, yorumlayabilmek ve gerekli tedbirleri alabilmek için önemlidir.

Siber uzayda bir olayın gerçekleşmesinin, insanı merkeze koyduğumuzda ışık hızından dolayı anlık olduğunu kaydetmeliyiz. O sebeple siber uzaydaki tüm saldırlar âdeta zamandan ve mesafeden bağımsız gerçekleşmektedir. Bu sebeple siber uzaydaki saldırıların oluşum hızı, klasik savaşlara göre çok çok yüksektir. Benzer bir durum mekân parametresi için de söylenebilir. Gerekli altyapı yoksa siber uzayda yapılabilecek saldırıların zamanını ve mekânını hem önceden kestirmek zordur hem de müdahale etmek zordur. Siber uzay tehlike merkezli ele alındığında, mekân son derece değişkendir; her an genişletilebilir, daraltılabilir ve de durdurulabilir.

Siber saldırılara, savaşlara ilişkin siber uzay, bilinmezlik faktörünü bünyesinde barındırır.  Siber uzayla ilgili savaşları diğerlerinden ayıran önemli özelliklerden biri de saldırı yapan tarafın ‘bilinmezliği ya da zamanında farkına varılamaması, görülememesi ve de bilinememesidir.’ Saldırıyı yapanı belirlemek ve konumunu tespit etmek, siber uzayda çok zordur ve fakat imkânsız değildir. Siber uzayda gerçekleşen saldırılar, çok değişik faktörlere göre şekillenmektedir. Profesyonelce bu işi yapan devlet kurumları olabildiği gibi haraç şebekeleri, terör grupları, soyguncular, mafya, siyasi olarak yapılanmış ideolojik gruplar, “merak saiki ile hobi olarak yapanlar”, elektronik, bilgisayar, yazılım, yapay zekâ alanında okuyan öğrenciler (hobi, merak, övünç olarak) siber saldırlar gerçekleştiren insan unsurlarıdır. Asimetrik savaşlarda başarı, nicelikten ziyade niteliğe bağlı olarak gerçekleşmektedir. Bu olgu, yol boyu asla unutulmamalı ve siber uzayla ilgili sürekli güncelleme yapılarak gerekli tedbirler alınmalıdır.

Klasik savaşlarda, çarpışan orduların, devletlerin silah ve asker bakımından denk olması arzu edilir. Devletler buna göre yapılanır ve ittifaklar zinciri oluşturur. Siber uzayda vuku bulabilecek tehlikelerde böyle bir olgu âdeta yoktur. Savaş teknolojisine, askerî güce sahip olamayan devletler, yapılar, kişiler, siber saldırılarda öngörülemeyen başarılar kazanmışlar, öngörülemeyen saldırıları gerçekleştirmişlerdir. Unutulmaması gereken gerçek, siber uzay asimetrik savaşların mekânıdır. O sebeple denksizlik ilkesi asla unutulmamalıdır.

Siber uzayda vuku bulacak siber saldırılarda dikkate alınması gereken önemli diğer bir faktör de gerçekleştirilen siber saldırının, öngörüleni ne oranda gerçekleştirdiği, hedefe ne oranda zarar verdiğidir. Hedef ülkenin, kurumun, yapının ya da kişinin itibarını ve güvenirliliğini ne oranda sarstığı olgusu önemlidir. Verilmek istenen zararla gerçekleşen zarar arasındaki ilişki, verimlilik faktörü göz önüne alınarak değerlendirilmektedir. Verimlilik faktörü, farklı boyutlarda aynı anda birden fazla işi yapabilme yeteneği ile ilişkilidir.

Siber uzay, insan bünyesindeki sinir ağları benzeri bir ağ sistemini bünyesinde barındırdığından (insanların interneti, nesnelerin interneti, tüm akıllı cihazlar, sistemler, evler/şehirler) dolayı, kültürel, psikolojik, sosyolojik, ekonomik, diplomatik, askerî savaşlar, her türlü terör olayları ve saldırılar için, özetle siber savaşlar için çok cazip hâle gelmiştir. Bu sebeple siber uzay, hibrit savaş denkleminde siber savaşların vuku bulacağı ve de şiddetini gittikçe artıracağı, çeşitlendireceği bir ortam biçiminde ortaya çıkmıştır (Şekil 1). Siber uzaya hâkim ya da burada etkin olanlar, olmayanlar üzerinde her türlü baskıyı uygulayarak istediklerini almak isteyeceklerdir. Bu gelişme, tüm uluslararası ilişkileri etkileyecek, ona yeni bir renk ve veçhe kazandıracaktır. Dolayısıyla siber uzayın meydana gelmesi ile birlikte saldırılar, gökyüzünden yeryüzüne, yeryüzünden gökyüzüne, yeryüzünden yeryüzüne, gökyüzünden gökyüzüne, hatta değişik gök katmalarını da içine alacak şekilde meydana gelebilecektir. Bu bağlamda Kur’ân’ın dikkat çektiği bir olguyu burada hatırlamakta fayda vardır: “Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla/ateşten toplarla kaplı (doldurulmuş) bulduk. Oysa gerçekten biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab/ateşten top bulur. Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğru olana iletici) bir hayır mı diledi?” (72/Cin Suresi, 8-10)

Şekil 1: Beşinci Savaş Alanı Siber Uzay[6]

Siber uzayın genişlemesiyle verilerin saklanması, korunması, iletilmesi bağlamında siber güvenlik sorunu başta olmak üzere her geçen gün pek çok sorun öne çıkmakta ve de çeşitlenmektedir. Bu durum 21. asrın en önemli gerçeği olarak insanlığın karşısına çıkmıştır ve de teknolojik gelişmelere bağlı olarak (özellikle, elektronik, bilgisayar donanım-yazılım ve yapay zekâ teknolojilerindeki gelişime) etkisini her geçen gün daha da artıracaktır.

Siber Savaş

Siber uzayla ilgili olduğu gibi siber savaş[7] ile ilgili de çok farklı tanımlamalar literatürde yapılmakta, muhtemelen gelişmelere bağlı olarak da yeni tanımlamalar yapılacaktır. Bunlardan birkaçı şöyledir: “Bilgisayar sistemlerinin düşman sistemlerine zarar verme veya yok etme maksadıyla kullanıldığı bir savaş tipi.” “Düşmanın politik, askerî veya ekonomik bilgilerine ve bilgi sistemlerine zarar vermek veya kendi bilgilerini ve bilgi sistemlerini korumak için bilgi üstünlüğü sağlamaya yönelik faaliyetler.” “Devletler veya devlet benzeri aktörler tarafından gerçekleştirilen, kritik ulusal altyapıları, askerî sistemleri veya ülke için önemli endüstriyel yapıyı tehdit eden, simetrik veya asimetrik, saldırı veya savunma maksatlı dijital ağ faaliyetleri.” “Siber ortamda bilişim sistemleri kullanılarak bilişim sistemlerine yönelik yapılan saldırılar ile bu saldırılara karşı alınan güvenlik tedbirlerinden oluşan faaliyet ve mücadeleler bütünü.” “Sahip olunan siber varlıkları ulusal çıkarlar ve menfaatler çerçevesinde korumak için karşı tarafın bilişim sistemlerine zarar vermek, hizmetlerini durdurmak veya bozmak için bir başka ülkenin BT sistemlerini yavaşlatmak, bozmak, hizmetini aksatmak veya ele geçirmek amacıyla yapılan saldırılardır, yapılacak saldırıya karşı koymak için başvurulan bir durumdur.” “Bir ülkeye karşı, işleyen kamu hizmetlerini aksatmak, itibarını zedelemek ve güvenilirliğini azaltmak adına başka bir ülke tarafından düzenlenen dijital saldırıdır.”

Tanımların hepsinin ortak paydası, siber uzay ve siber uzayda bilgisayar ağları üzerinden yapılan saldırı ve savunma hareketleridir. Dolayısıyla bu savaş türünün barındırdığı özel kurallar olmasına rağmen ağırlık merkezi kuralsızlık, bilinmezlik, sürprizler, simetrik, asimetrik ve hibrit her türlü yaklaşımlardır. Bu sebeple önceden tahmin edilmesi, öngörülerin yapılması zor olan özel bir dünya ile insanlık karşı karşıyadır. Geleneksel savaştaki taarruz kavramı, siber savaşta siber ortamdaki saldırılara; geleneksel savaştaki savunma kavramı da siber saldırılara karşı alınan güvenlik tedbirlerine karşı gelmektedir. Dolayısıyla siber savaşın, klasik savaşlardaki gibi hem taarruz hem de savunma boyutu vardır. Bu iki boyuttan dolayı askerî harekâtın karşılığı, siber uzayda siber harekât olarak isimlendirilmektedir.

Siber savaşın bu iki boyutu sadece yazılımlara, bilgilere, sanal uzayda var olan sistemlere zarar vermemekte; aynı zamanda da hedef ülkede can, mal kaybına sebebiyet verebilmekte ve de fiziksel tahribat yapabilmektedir. Bununla birlikte dikkat edilmesi gereken çok temel bir olgu, bu savaşta genel olarak asıl amaç, şimdilik, hedef ülkenin topraklarını fiziksel olarak işgal etmek değil, karşı tarafın iradesini felç ederek onu teslim almak ve de ona istediklerini yaptırabilmektir. Bu yaklaşım tarzı ile siber savaş her yerde, her ortamda, her zaman var olacak ve de kesintisiz devam edecektir.

Siber savaşın ana özelliği klasik savaşlardaki kurallara bağlı olmamasıdır. Henüz uluslararası bir hukuk sistemi gerçekleştirilmiş değildir. Kendi içinde kuralları bulunsa da “kuralsızlık” hâkimdir. Bu açıdan siber silahlar kullanılarak gerçekleştirilen savaş, toplumlar, topluluklar, gruplar, kişiler, ülkeler, devletler arasında “simetrik, asimetrik veya hibrit yaklaşımların kullanıldığı” bir savaş şeklidir.

Siber savaşta, hedef, içerik ve özellikler olmak üzere üç temel unsur öne çıkmaktadır. Genellikle bunlar ele alınarak siber savaşlar değerlendirilmektedir. Martin C. Libicki, siber savaşları amaçlarına, hedeflerine, kapsam ve uygulama seviyelerine göre stratejik ve operasyonel siber savaş olarak ikiye ayırmaktadır.[8]  Stratejik siber savaş “bir devletin ve bir toplumun bir başka devlete ve topluma karşı başlattığı, özellikle olmasa da öncelikle hedef devletin tutum ve davranışlarını etkilemek amacıyla başlattığı siber saldırı seferberliğidir. Saldıran taraf, devlet veya devlet dışı oluşumlar olabilir.”  Operasyonel siber savaş ise, “savaş döneminde askerî hedeflere ve askerî bağlantılı sivil hedeflere karşı siber saldırılardan oluşmaktadır. Savaş döneminde siber güç tek başına kullanılmasa da dikkatli, seçici ve doğru zamanda kullanıldığı takdirde belirleyici bir kuvvet çarpanı olabilir.”.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın 2012’de, “ABD Siber-Pearl Harbor ihtimali ile karşı karşıyadır.” demesini, 21. asırda siber savaşların önemi ve etki gücü bağlamında değerlendirmek gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi siber uzayın oluşması ile birlikte ortaya çıkan siber savaş olgusunda, adeta zaman ve mekân ortadan kalkmış gibidir. Ağ sisteminde bütün bilgiler ışık hızıyla hareket etmekte, bir yerden bir yere aktarılmaktadır. İnternet aracılığı ile yapılabilecek bir saldırı için basit, küçük bir ağ bağlantısı yeterli olmaktadır. Ayrıca klasik bombalı saldırılardaki “olay yerinde” olma mecburiyeti olgusu, siber savaşlar için geçerli değildir. Bulunduğu kıtadaki bir ülkenin bir şehrinin, bir ilçesinin bir mahallesindeki bir mekândan bir başka kıtadaki bir ülkenin çok özel mekânlarına saldırı yapma imkânı söz konusudur. Bu sebeple siber savaş, geleceğin ana savaşlarının merkezinde yer alacaktır.

Siber uzaydaki savaş yeteneği, değer sistemleri arasındaki topyekûn ve sınırsız savaş mantığı ile birlikte göz önüne alındığında askerî, siyasi, sosyolojik, psikolojik ekonomik, kültürel tüm alanlarda kullanılacaktır. Sıcak savaş ortamı inşa etmeden kazanmak, öncelikli bir tutum ve tavır olacaktır.

Siber Olay, Siber Saldırı, Siber Tehdit

Siber uzay, siber savaş ve bunlarla ilgili kavramlar literatüre nispeten yeni girdiği için uluslararası düzlemde ortak tanımları henüz mevcut değildir.[9] Ayrıca bazı tanımlamalar birbiri ile etkileşimli olarak yapılmaktadır. Bu amaçla siber olayla ilgili yapılmış kimi tanımlar şöyle sıralanabilir: “Siber varlıkların bir şekilde etkilendiği, zarar gördüğü, ihlal edildiği veya çeşitli şekilde oluşan ve üzerinde işlem yapılan durumdur.” “Elektronik ortamlarda, işlenen verilerin gizlilik, bütünlük veya erişilebilirliğinin ihlal edilmesi, verilere zarar verilmesi, verilerin ele geçirilmesi veya buna teşebbüs edilmesi.” “Bir siber saldırı sonucu elektriklerin kesilmesi, haberleşme sistemlerinde oluşan bir ihlal veya buna benzer bir durum.” “Sistematik yapılar veya fonksiyonlar üzerinde etkiye sahip değişiklikler.”

Siber saldırı ile ilgili yapılan tanımlar ise şöyledir: “Kazanç sağlamak veya zarar vermek maksatlarıyla siber uzayda belirlenecek hedef ya da hedeflere yönelik gerçekleştirilecek faaliyetler.”  “Bilgisayar sistemleri, ağlar veya bilgiyi ve/veya bunlarda yerleşik olan ya da bunları taşıyan programları bozmak, aldatmak, küçük düşürmek veya yok etmek için yapılan kasıtlı hareketler.” (ABD Ulusal Araştırma Konseyi, 2009) “Siber ortamdaki fiziksel veya sanal yapıyı, yazılım, donanım ve alt yapı sistemlerini, genellikle de bu sistemler üzerindeki bilgiyi ve kullanıcıları hedef alan saldırılar.” “Ulusal siber uzayda bulunan bilişim sistemlerinin gizlilik, bütünlük veya erişilebilirliğini ortadan kaldırmak amacıyla, siber uzayın herhangi bir yerindeki kişi ve/veya bilişim sistemleri tarafından kasıtlı olarak yapılan işlemler.” (Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı Belgesi)

Yukarıdaki tanımlar analiz edildiğinde, özellikle, “Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı Belgesi” ve “ABD Ulusal Araştırma Konseyi, 2009” merkeze alındığında siber saldırılarda birçok özelliğin varlığı öne çıkmaktadır (Şekil 2). Bunlar şöyle sıralanabilir: Sistemdeki özel, gizli bilgilerin elde edilmesi;  sistemdeki ve de ele geçirilen gizli bilgilerin deşifre edilmesi, kamuoyuna açıklanarak gizliliğinin ortadan kaldırılması; sistemden elde edilen bilgilere zarar verilerek değiştirilmesi, bütünlüğünün bozulması; sistemdeki bilgilere yeni bilgiler eklenerek anlamının ve de hedefinin değiştirilmesi; sistemi kuranların veya tanımlanan izin verilen kullanıcıların, bilgiye erişiminin engellenmesi, onların kendi sistemlerini kullanamaz hâle getirilmeleri; siber saldırıların hedefi sadece sistemi kuranlar değildir, sistemi kullananlar da siber saldırıların hedefidir.

Özellikle toplumsal bir yönlendirme ve kafa karışıklığı meydana getirme ve ülkeyi yönetenlerle ilgili şüphe, güvensizlik oluşturmak istendiği zaman bu olgu çok öne çekilmektedir. Siber saldırılarda ana hedeflerden biri de saldıran tarafın insan kazanması, saldırılan ülke ya da toplumun aleyhine olacak şekilde kullanılmasıdır. Bu konuda yabancı devletler özellikle devlet istihbarat örgütleri, terör örgütleri ve ideolojik örgütler, endüstriyel siber casuslar, organize siber suçlular, siber eylemciler (hacktivist), bilgisayar korsanları (hackers) bilfiil çalışmaktadır.

Siber uzayda, bilişim sistemlerindeki tüm yazılım, donanım ve bilgiler/veriler siber varlık olarak tanımlanmaktadır. Şekil 2’de bu olguya özel olarak dikkat çekilmektedir.

 

Şekil 2: BT Sistemlerine Yapılabilecek Saldırılar ve Türleri[10]

Siber uzay, siber savaş ve siber saldırı kavramları ile bağlantılı önemli kavramlardan biri de “siber tehdit” kavramıdır. Literatürde yer alan tehdit kavramı ile ilgili yapılan tanımlamalar şöyledir: “Varlıklara açıklıkları kullanarak zarar verme potansiyeli.” “Bir sistem ya da öznenin maruz kaldığı gizli tehlike ya da dış kaynaklı risk faktörleri.” “Bir açıklığa karşı bir tehdit kaynağının başarılı işlem gerçekleştirme potansiyeli.” “Bir sistemdeki açıklıkların kullanılarak bilgi varlıklarının bir kısmının sızdırılması ya da zarara uğratılması potansiyeli/ihtimali.”[11] Bizi ilgilendiren boyutu ile siber tehdit kavramı, siber uzayda var olan bilişim sistemlerindeki bilgilerin, bilgi sahiplerinin izni olmadan, ağ sistemine girerek bilgilerin alınması, sızdırılması, değiştirilmesi durumudur.

Siber Saldırı Yaşam Döngüsü ve Siber Açıklık

Siber uzaydaki sistemlerdeki bilgiler, ilgili ülkeler, yapılar, teşkilatlar ve sistemler için çok hayati öneme sahip hâle gelmiştir. Siber uzaydaki bilgilerin her geçen gün yoğunlaşması hem siber saldırıların hem de siber savunmanın çeşitlenip yoğunlaşmasına sebep olmuştur.  Siber saldırılarda rol alan yabancı/düşman devletlerin, değişik örgütlerin, terör örgütlerinin, ideolojik örgütlerin, endüstriyel siber casusların, organize siber suçluların, siber eylemcilerin, bilgisayar korsanlarının siber saldırıları yoğunlaşıp çeşitlenince buna ilişkin olarak hedef alınan ülkeler, toplumlar ve örgütler de imkânı ve gücü olanlar, daha etkin tedbirler almakta ve de karşı saldırılarda bulunmaktadırlar.

Bu sebeple siber saldırı örgütleri, var olan sistemlere sistematik bir saldırı yapabilmek için daha değişik, farklı ve yoğun çalışmalar yapmak durumunda kalmaktadırlar. Bu bağlamda siber saldırganlarla, siber savunucular arasında karşılıklı olarak sürekli bir gözetim, etkileşim söz konusudur. Birbirlerinin ne yaptıklarını ve de ne yapabileceklerini sürekli izlemekte, araştırmakta ve ona göre sürekli yeni bir yol haritası çizmektedirler. Bu bağlamda 6 aşamadan oluşan siber saldırı yaşam döngüsü yaklaşımı (Şekil 3) ortaya çıkmıştır.[12]  Şekil 3’ten görülebileceği gibi siber saldırıda önce ana hedef belirlenmektedir. Sonra ana hedefe ilişkin tüm bilgiler derlenip toparlanmakta, bir arşiv oluşturulmakta ve hedefe yapılabilecek siber saldırının şekli, zamanı ve şiddeti için strateji belirlenmektedir. Gerekli taktikler, istismar aşamasında aşamalı bir şekilde listelenip belirleniyor. Siber saldırı yapanların tespit edilememesi, karşı tarafın yapacağı saldırının hedefinin saptırılması için tüm izler siliniyor ya da silinmeye çalışılıyor. En son olarak da siber saldırıda öngörülen fayda ile siber saldırı sonrasında elde edilen fayda karşılaştırılıyor, saldırının verimliliği tespit ediliyor. Saldırıdaki başarılı, başarısız yönler ile öngörülemeyenler gerçekçi bir şekilde ortaya konuluyor ya da konulması gerekiyor.  Bütün bunlardan sonra da yeni saldırılar için yeni yaklaşımlar kullanılarak hareket ediliyor.

 

Şekil 3: Siber Saldırı Yaşam Döngüsü.[13]

Görülebileceği gibi siber saldırı yaşam döngüsü, dinamik bir olgu olup içinde bulunan şartlara ve sürece bağlı olarak sürekli yenilenmesi gerekir. Sonuç alınması ve başarılı olunması gerekiyorsa süreç, Planla, Uygula, Kontrol et ve Önlem al (PUKÖ) yaklaşımına uygun biçimde yönetilmelidir. Siber saldırı yaşam döngüsünün art arda gelen adımları arasında keskin geçişler söz konusu olmayabilir. Hedefin mahiyetine ve içinde bulunulan şartlara bağlı olarak aşamalar arasında adım fonksiyonu şeklinde keskin geçişler genellikle yoktur. Ortak arakesitler her zaman mümkündür. Bu sebeple Şekil 3’teki sürecin ardışık adımları arasında bazı örtüşmeler olabilir.

Şekil 3’teki “istismar” aşamasında “açıklıkların kullanılması” ifadesi yer almaktadır. Siber savaş, siber saldırı ve siber olaylarda kullanılan “açıklık” kavramının ortak bir bakış açısı oluşturabilmek için tanımlanmasında fayda vardır. Çünkü siber saldırılarla ilgili konularda yapılan analizlerde çok sık kullanılan bir kavramdır.[14] “Açıklık; istemeden/kazayla başlatılabilen ya da bilerek suistimal edilebilen zaaflar.” “Açıklık; bir varlığı tehditlere karşı korumasız hâle getiren her türlü unsur (sistem bileşenlerinden, güvenlik politika ve prosedürlerinin yokluğundan, yetersizliğinden veya uygulanmayışından, eksik veya hatalı sistem tasarım ve uygulamalarından, organizasyon yapısı, yönetici ve çalışanların bilgi birikimi ve tutumundan kaynaklı sebepler).”

Siber saldırı yapanlar stratejilerini belirlerken sistemlere nasıl sızacaklarını öncelikle belirlerler. Hedef sisteme sızabilmek için “sunucu tarama ve port tarama yöntemlerini” kullanırlar. Bu bağlamda değişik tarama teknikleri (TCP Echo, UDP Echo, ICMP, NMAP. vb.) ile ağdaki sunucular ve de açık portlar tespit edilir. “Port tarama dışında sosyal mühendislik, whois sorguları, pasif saldırılar (ağa yerleşerek trafiğin izlenmesi, ağ topolojisinin çıkarılması vb.), ping okuma, google hacking, Shodan gibi arama motorları bilgi toplama ve keşif için etkin olarak kullanılmaktadır.”

Sistemin açıklarının tespit edilmesi ile siber saldırganlar, seçilen hedefin durumuna ve öngörülen faydaya/kazanca uygun bir strateji seçip stratejiyi uygulamaya karar vermektedirler. Bu bağlamda öngörülen stratejiye uygun olarak kullanılacak araçlara, yöntemlere, taktiklere son şekli verilerek siber saldırı stratejisi fiilen uygulamaya sokulmaktadır. Siber saldırganların önceden tespit ettiği açıklıklar doğru ve bunun için öngördüğü araç ve yöntemler doğru ve uygun ise siber saldırının amacına uygun olarak siber saldırgan sistemi ele geçirerek ya “istismar ederek istediği verileri” elde etmekte ya da hedef sistemi devre dışı bırakmakta, kullanılamaz hâle getirmektedir. Bu ihtimaller, siber saldırının başlangıçtaki amacına uygun olarak gerçekleşmişse siber saldırının başarıya ulaştığı kabul edilmektedir.

Siber saldırganın, istediği faydayı zarar görmeden elde edebilmesi için siber saldırı yaşam döngüsünün beşinci aşamasındaki “izlerin silinmesi” olgusunu yerine getirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde saldırganın kimliği, konumu tespit edildiği takdirde, yaptığı tahribata bağlı olarak ödeyeceği ağır bir bedel olacaktır. Siber saldırıyı gerçekleştirenler bu gerçeği en iyi bilmesi gerekenlerdir. O sebeple mümkün olduğunca, siber saldırı süresince, arkada kendileri ile ilgili hiçbir bilgi ve iz bırakmak istemezler ve bunun için gereğini yaparlar. Ek tedbir olarak mekân değiştirerek yer altına çekilebilirler.

Sonuç: Türkiye’de Sosyolojik Savaş Merkezli Siber Saldırı Olgusu

Dünyanın değişik ülkelerindeki siber saldırıların yoğunlaşması, şeklinin ve muhtevasının, hedeflerinin ve şiddetinin sürekli değişiklik göstermesi, ülkemiz açısından çok iyi analiz edilmeli ve de gereği yapılmalıdır.

Çünkü 21. asrın sessiz savaşlarının ağırlık merkezinde siber savaşlar vardır ve de her geçen gün ağırlığı ve etkisi artacaktır.  Siber savaşlar, askerî, diplomatik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel olmak üzere beş ana eksende etkisini göstermektedir. Siber savaşların ülkeler arası diplomasideki etkisi, taraflar masaya oturdukları zaman ortaya çıkmakta; siber saldırıda başarılı olanlar, masaya daha güçlü bir şekilde oturmakta ve de özgüvenleri yüksek olmaktadır. Çünkü taraflar masaya oturmadan önce siber savaş kategorisindeki saldırılarla ülke yönetimi hem kendi halkı nezdinde hem de uluslararası kamuoyunda itibarsızlaştırılmakta ve de güçsüzleştirilmektedir. Hareket kabiliyeti zayıflatılmakta, masada kendisine dikte edilen şartları kabul etmesi için bir psikolojik savaş alanı inşa edilmektedir. Rusya’nın Ukrayna’da, Şer İttifakı’nın İran savaşında, ABD’nin Venezuela’da bu mantıkla hareket edip süreci yönlendirmeye çalıştıkları iyi görülmeli ve iyi analiz edilmelidir.

Siber savaşın çok öne çıkan bir özelliği de sosyolojik savaş kapsamında kullanılmasıdır. Hedef ülkenin tüm toplumsal değerleri, dayanışması siber saldırılarla yıkılmak istenmektedir. Özellikle nesiller arası uçurumlar meydana getirmek için çok yoğun çalışmalar yapılmaktadır.  Siber savaşta hedef alınan çok önemli bir insan unsuru 15 yaş ve altı çocuklardır. Ortaokul ve liseli öğrencileri bilgisayar, internet ve sosyal medya bağımlısı hâline getirebilmek için küresel sistemin karanlık dehlizlerinde üsler açmış, karargâhlar kurmuş Şer İttifakı’nın siber saldırı organizasyonları mevcuttur.

Türkiye’de gittikçe yaygınlaşan bir durum, 15 yaş ve altı gençlerin sokak savaşları, intihar girişimleri, okul baskınlarıdır. Kahramanmaraş, Malatya, Urfa olaylarını, İstanbul Edirnekapı surlarındaki intihar girişimlerini, trenlerin altına atlayarak intihar girişimlerini[15] bu bağlamda ele alıp özel değerlendirmek ve de gerekli tedbirleri zamanında hayata geçirmek gerekmektedir. Bunlar küresel düzlemde çalışan siber saldırı merkezlerinin sosyolojik savaş kapsamında gerçekleştirdikleri ve de hayata geçirdikleri siber saldırı örnekleridir. Bu olgu çok iyi görülmelidir.[16] Görünen o ki siber uzay ve siber savaş ile birlikte sosyolojik savaşlar gittikçe derinleşecek ve de yaygınlaşacaktır.

Siber uzayda siber savaş kapsamında ortaya çıkan her türlü saldırının, tehdidin askerî, siyasi, kültürel, sosyolojik ve psikolojik boyutlarının bulunduğu göz önüne alınarak uzun vadeli stratejisi çizilen bir mücadele inşa edilmelidir. Nesilleri korumak için olmazsa olmaz olan bu mesele hafife alınmamalı, sözlerle geçiştirilmemelidir. Bu konuda gerçek anlamda bir seferberlik ilan edilmelidir. Bunun için yetenekli dava insanlarını mücadelenin merkezine koyarak, güçlü bir yapı ve uzun vadeli bir strateji inşa edilmelidir. Uzun vadeli stratejinin hayata geçirilmesi için ülkede gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, toplumsal dayanışmanın artırılması, partiler üstü bir stratejinin hayata geçirilmesi ve uluslararası düzlemde ciddi ve güvenilir ittifaklar kurulması gerekmektedir. Bu sebeple stratejik aklın çok yoğun, dikkatli ve de hassas bir şekilde kullanılması gerekir. Bu süreçte duygusallığa asla yer yoktur ve kesinlikle duygusal davranılmamalıdır. Şu ayeti asla unutmayalım:

“Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen vardır.” (14/İbrahim, 46).

[1] Şeref Sağıroğlu, “Siber Güvenlik ve Savunma: Önem, Tanımlar, Unsurlar ve Önlemler”,  Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, ed. Şeref Sağıroğlu, Mustafa Alkan, Ankara, 2018, s. 21- 45. Güzin Ulutaş, “Siber Güvenlik”,  Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık, s. 85-101. Mustafa Şenol, “Hibrit Savaş Kapsamında Siber Savaş ve Siber Caydırıcılık”, Siber Güvenlik ve Savunma Farkındalık ve Caydırıcılık,  s. 180- 195. Uras Ufuk, “Beşinci Nesil Savaş/ Sessiz Savaş”, Harkul Savunma Araştırma Merkezi, Kasım 2020.

[2] B. Orhan Doğan, Living English Dictionary: İngilizce Türkçe; Türkçe-İngilizce Sözlük; Living Diamond, Kılavuz Yayınları, 2013.

[3] Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, Ankara 2005.

[4] Son tanım Türkiye’nin 2016-19 Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi Belgesi’nde yer almaktadır.

[5] Güzin Ulutaş, age., s. 85-101.

[6]  Mustafa, Şenol, age., s. 181-221.

[7] Şeref Sağıroğlu, age., s. 21- 45. Güzin Ulutaş, age., s. 85-101. Mustafa, Şenol, age., s. 180-195.

[8] Mustafa Şenol, age., s. 180-195.

[9] Şeref Sağıroğlu, age., s. 21- 45. Güzin Ulutaş, age., s. 85-101. Mustafa Şenol, age., s.180- 195. Duygu Sinanç Terzi- Şeref Sağıroğlu, “Siber Güvenlik İçin Büyük Veri Yaklaşımları”, age., s. 375-380.

[10] Şeref Sağıroğlu, age., s. 21-45.

[11] Salih Erdem Erol, Şeref Sağıroğlu “Siber Güvenlik Farkındalığı, Farkındalık Ölçüm Yöntem ve Modelleri”, age., s. 115-116.

[12] Salih Erdem Erol, Şeref Sağıroğlu, age., s. 105-.141.

[13] Salih Erdem Erol, Şeref Sağıroğlu, age., s. 115.

[14] Salih Erdem Erol, Şeref Sağıroğlu, age., s. 115.

[15] https://www.tarihistan.org/yazarlar/prof-dr-ahmet-sevgi/okullarda-siddet/39654 Cem Küçük, “Dizi ve Filmler Şiddeti Körükler mi?”, Türkiye, 20 Nisan, 2026. Fatih Selek, “K. Maraş Katliamı, Medya ve Dijital Kaos”, Türkiye, 20 Nisan, 2026. Yusuf Kaplan, “Zihnî İşgal: Türkiye’nin İçeriden Teslim Alınma ve Yok Edilme Süreci…”, Yeni Şafak, 19 Nisan 2026. Cüneyd Altıparmak, “Tunceli, Maraş, Urfa'nın Ortak Noktası!” Star, 18 Nisan 2026.

[16] Coşkun Başbuğ, “Zincir Operasyon”, Star, 18 Nisan 2026.

İHTİLAF AHLAKININ İNŞASI TARİHÎ BİR SORUMLULUKTUR-1: KAVRAMSAL ANALİZ VE İHTİLAF ETMENİN PSİKOLOJİK SEBEPLERİ

  Burhanettin Can  – Umran Dergisi/Eylül 2026-385. Sayı İfrat ve tefrit insanlığın iki uç yaklaşımıdır. O sebeple İslâm ümmeti vasat, mutedi...