Burhanettin Can – Umran Dergisi/Ocak 2026-377. Sayı
İslâm dünyasının altını üstüne getirmeye çalışan yirmiye yakın proje birbiriyle savaşmaktadır. Bunların sahipleri bazen uzlaşarak bazen de çatışarak hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bugün için asıl sıkıntı, savaşın Müslümanlar arasında “İslâm’ın İslâm’la savaşı”, “ılımlı İslâm” ve “tarihselcilik” adları altında cereyan etmesidir. Bu projelerin özü, sosyolojik savaşı esas almaktadır ve bu coğrafyayı “kaos teorisi” kapsamında, din, etnik, mezhep, aşiret ve cemaat merkezli olarak çatıştırarak bölmektir. Yaklaşık 2 milyar nüfuslu Müslüman dünyanın, insanlığı kurtaracak bir imkâna sahipken kendi içerisinde parçalanıp birbirleriyle savaşmaları ve bu oyuna da çok kolay gelmeleri, üzerinde durup düşünülmesi gereken çok önemli bir meseledir.
Yığınla taşeronun kullanıldığı vekâlet savaşlarının hız kazandığı, istihbarat örgütlerinin cirit attığı, kimin elinin kimin cebinde olduğunun kolayca anlaşılamadığı, ölenin ve öldürenin tekbir getirdiği, çok kirli, pis ve karanlık bir savaş yaşanmakta, doğru ile yanlışın harmanlanarak servis edildiği bir psikolojik harekât yürütülmektedir. Hâlihazırda İslâm dünyasında vuku bulan tüm kanlı hadiseler, iç ve dış dinamiklerin arakesitinde vuku bulmaktadır. Tüm sorumluluğu ve suçu, dış güçlere yükleyip kendimizi temize çıkarma, gerçekçi olmadığı gibi iman etmenin yüklediği görev ve sorumlulukla da uyuşmamaktadır. “Siz, insanlara iyiliği emrediyorken, kendinizi mi unutuyorsunuz? Oysa siz kitabı okumaktasınız. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (2/Bakara, 44) ayeti kapsamında İslâm dünyasındaki iç dinamiklerin bu büyük kargaşa ortamında çok büyük payı olduğunu göz önüne almamız gerekmektedir.
İç dinamiklerin daha iyi analiz edilerek gerçekçi bir yol haritası ortaya koyabilmek ve ümmet şuurunun yeniden inşası için ümmetin durumu kavramsal düzlemde analize tâbi tutulmuştur. Kur’ân’da insanın hoş görülmeyen ve haram kılınıp yasaklanan, toplumsal yapıyı tahrip eden amelleri, genellikle zulüm, isyan, istikbar/müstekbir, kıyam, münker, fahşa, ism, tuğyân/tâğut, fitne, fesat/ifsat/müfsit, fısk/fasık, fırka/tefrika, mele, bağy ve müstağni kavramlarıyla ifade edilmektedir. Bu amaçla önceki yazılarda helak, heva, bağy anahtar kavramları ele alınmış ve bunlar kapsamında iman edenlerin sorumlulukları açıklanmıştır. Yazılarda ümmetin günümüzdeki durumu, fitne anahtar kavramı göz önüne alınarak değerlendirilecek, dersler çıkarılacak ve de yapılması gerekenlerle ilgili tekliflerde bulunulacaktır.
Fitne Kelimesinin Sözlük Anlamı
İnsanoğlu, haberleşmenin, iletişimin, karşılıklı anlaşmanın aracı olarak değişik kelimeleri türetmiş ve kullanmıştır. Kelimeler, yalnızca bir konuşma aracı değil aynı zamanda, toplumun durumunu, dünya görüşünü, sistemi algılayıp değerlendirebilme aracıdır da. Toplumun ilişkileri, davranışları, anlayışları, kültür ve yaşantısı hakkında bilgi verirler. Nitekim Allah, ilk insan Hz. Âdem’e “isimlerin hepsini öğreterek” (2/Bakara, 31-33) ona özel bir konum vermiştir. Bazı kelimeler tek anlamlıyken bazıları birden fazla manaya gelmektedir. Ayrıca bazılarının yalnızca sözlük anlamları vardır. Bazılarının ise bunların yanı sıra başka anlamları da bulunmaktadır. Bunlara ıstılahi (terim) anlam denmektedir. Bazı kelimelerin ıstılahi anlamları, bir mıknatısın çekim alanına benzer; bir mıknatıs gibi kelimenin çevresinde bir anlam alanı meydana getirir. Başka kavramlarla özel bir ilişki ağı kurarak, genel düşünce ve kültürel yapı sisteminin içinde özel bir konum alır. Bu sebeple ıstılahi mana, kelimenin içinde bulunduğu sistemden ve buradaki diğer kelimelerle kurduğu ilişkiden doğan özel bir anlamdır. Genelde bir sistemdeki bu tür kelimelere “anahtar kelime” adı verilmektedir.[1]
Fitne kavramını bu çerçevede ele alıp incelemek zorundayız. Çünkü fitne, Kur’ân kelime hazinesindeki sisteme göre hem anahtar hem de odak kelime özelliği kazanan, karmaşık ilişki ağı bulunan, çok anlamlı, çok boyutlu hem psikolojik hem sosyolojik hem de stratejik boyutlu bir kavramdır. Kur’ân, fitne kavramı başta olmak üzere birçok kelimeyi bazen sözlük anlamıyla kullanır bazen de ona farklı manalar yükleyerek anlamını genişletir veya daraltır.
Fitne kelimesi, Arapça f-t-n kökünden türemiş bir isimdir. Bu kök, fiil olarak fetene yeftinü, mastar olarak da fetn, fütûn, fitne kalıplarıyla kullanılmaktadır. F-t-n kökünün Arap dilindeki anlamlarını şöylece ifade edebiliriz: “Yakmak, bir şeyi ateşle yakmak. Bir şeyi ateşin içerisine atmak, ateşte eritmek, sınamak, denemek, test etmek, imtihan etmek, inceleyip tetkik etmek, bir şey hakkında bilgi almak, bir şeyi iyice bilmek, deneyerek öğrenmek, bir şeyi arıtıp katışıksız hâle getirmek, denemek için özellikle güç işlere maruz bırakmak. Öldürmek, azap ve işkence etmek, eziyet etmek, sıkıntı ve belâya sokmak, sıkıntıya düşmek. Bir şeyin kalbe çok hoş ve sevimli gelmesi, hoşa gitmesi, çok beğenilmesi, birini büyülemek, birinin aklını başından almak, aklını çelmek, gönlünü çalmak, insanı ne yapacağını bilmeyecek derecede şaşkına çevirmek, tutkun olmak, âşık olmak. Bir şeyi isteme de çok aşırı gitmek. Döndürmek, vazgeçirmek, kişiyi üzerinde olduğu durumdan uzaklaştırmak, bir şeyi ortadan kaldırmak, kişiyi hedefinden uzaklaştırmak, düşünce ve inançlarından vazgeçirmek, birini ayartmak, azdırmak, saptırmak. Kötülüğü istemek, kötü yola düşmek. Fitnenin (fitne kabul edilen bir şeyin) içine düşmek, birini fitnenin içine düşürmek, dalâlete düşmek. İnsanlar arasında kargaşa/huzursuzluk çıkarmak.”[2]
F-t-n’nin farklı formu olan (ism-i mefûl) “meftûn” ise “cin ve şeytanların musallat olmasıyla veya deliliğe uğramak suretiyle fitneye tutulmuş, dinini terk eden, haktan sapan kimse, bir kadının güzelliği veya dünyanın çekiciliği karşısında aklını kaybeden kimse, cinnet, delilik” anlamlarına gelmektedir.[3] Fitne kelimesi isim işleviyle kullanıldığında çok geniş bir anlam dairesine sahiptir. “Yakma; ateş ile yakma; ateşte eritme, eritmek üzere ateşe atma, altın ve gümüşü ateşle eritme; sınama, deneme ve tecrübe etme; daha çok belâ ve musibetle imtihan etme; zor bir teste tabi tutma; öldürme; işkence etme, azap; belâ, musibet, sıkıntı, sıkıntıya sokma, acı verme, meşakkat, zorluk; bir şeyden çok hoşlanma, bir şeyi çok beğenme, bir şeye aşırı tutkun olma, büyülenme; ayartma; ayıp ortaya çıkarma, sapma, haktan sapma; saptırma; kargaşa, toplumsal kavga, fikir karışıklığı; insanlar arasında meydana gelen kavga ve savaş; zulüm; delilik.”[4]
Fitne kelimesinin çoğulu olan fiten (diğer bir çoğulu ise fitîn), genellikle insanlar arasında meydana gelen olaylarla ve birbirleriyle savaşmalarıyla ilgili kullanılmıştır. Kelimenin kökü Arap dilindeki farklı kalıplarda farklı anlamlar ifade etmektedir: Fü-ti-ne, üftine (aklını veya malını kaybettiği bir belâya maruz kaldı, denendi, bir şeyde -dünyayı istemekte- çok aşırı gitti); fütine fi dînihî (doğru bildiği dininden vazgeçirildi, uzaklaştırılmaya çalışıldı); fütine’l-kavm (insanların birbirleriyle kavga etmeleri ve savaşmaları); fütine’r-racül (birinin ahlaksız arzusu); eftene, iftânen (birini belâ, musibete (fitne) uğratmak); fettene, teftînen (bir kimseyi fitneye düşürmek /sıkıntıya sokmak, saptırmak); iftetene-iftitânen (fitneye uğramak, iyi bir durumdan kötü bir duruma geçmek, birini fitneye uğratmak, bir kadına âşık olmak, bir şeyi çok beğenmek); tefâtene-tefâtünen (harp etmek); üftine (denendi); fettene (denendi); üftitine fi dînihî (doğru bildiği dininden vazgeçirildi, uzaklaştırılmaya çalışıldı); el-fetn (renk, çeşit, tür, durum, sanat, zaman dilimi); fetnün mine’d-dehr (zamandan bir kesit); el-îş fetnân (hayat iki türlüdür); el-fetnân ( sabah ve akşam) füttân (cemaat).[5]
Arapçadaki temel anlamı “yakmak” olan f-t-n kökü ve türevlerinin bu anlamla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı olmak üzere şu manalara gelecek şekilde kullanıldığını görmekteyiz: “Bir şeyi ateşte eritmek; bir şeyi sınamak; sınamak için güç işlere maruz bırakmak; bir kimseyi sıkıntıya uğratmak; sınayarak öğrenmek; bir şeyi arıtmak; bir şeyden çok hoşlanmak; bir şeye aşırı düşkün ve tutkun olmak; âşık olmak, birini büyülemek, birinin aklını başından almak, gönlünü çalmak, aklını çelmek, insanı ne yapacağını bilemeyecek derecede şaşkına çevirmek, döndürmek, vazgeçirmek, kişiyi üzerinde olduğu durumdan uzaklaştırmak, bir şeyi ortadan kaldırmak, kişiyi hedefinden uzaklaştırmak, düşünce ve inançlarından vazgeçirmek; birini ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak, kandırmak, saptırmak; fitnenin içine düşmek, dalâlete düşmek, birini fitnenin içine düşürmek...”[6] Sözlüklerde bunlardan en çok “sınamak, sınamak için güç işlere maruz bırakmak, bir kimseyi sıkıntıya uğratmak” kullanımları yer almaktadır.
Dikkat çeken nokta, f-t-n kökünün, zamanla, kademeli denecek bir tarzda anlam genişlemesine uğramasıdır. Temelde, “yakmak, bir şeyi ateşle yakmak” manasına gelen f-t-n kökü, özellikle altın, gümüş gibi madenlerin halisini sahtesinden ayırmak için ateşte eritilmesini dile getirmek maksadına binaen kullanılırken, daha sonraları bu kök anlamından hareketle “bir şeyi sınama ve özellikle de zor şeylerle deneme” manasında kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonraları mana sahası genişleyerek “sıkıntı, belâ, musibet, baskı, işkence, azap, saptırma, ayartma, bir şeyden çok hoşlanma, tutkun olma, sapıklık, yoldan sapma, aklın gitmesi, zorluk, sıkıntı ve sapıklıkların meydana gelmesi” anlamlarına sahip olmuştur.
Arapça fitne kelimesi, Türkçe sözlüklere anlam alanı daraltılmış şekilde geçmiştir. Bunlar şöyle sıralanabilir: “Belâ, musibet, sıkıntı; geçimsizlik; ihtilal; dinsizlik, canilik; ceza; delilik; güzel yüz, güzel göz, güzel kadın; imtihan, deneme; ayartma, azdırma, baştan çıkarma; karışıklık, kargaşa; ara bozma, bozgunculuk, fesat, küfür, azgınlık, sapıklık; arabozan, karıştıran, fesat çıkaran; fitneye sebep olacak kadar güzel kadın.” Fitne ile ilgili bazı kavramlar Türkçede yaygın şekilde kullanılmaktadır. Fitne fücûr (çok fitneci, çok karıştırıcı, fesat çıkarıcı, insanlar arasına fitne sokmayı iş edinen kimse); fitne sokmak (ara bozmak, insanları birbirine düşürmek, karışıklık çıkarmak); fitneci (fitne çıkaran, arabozan, karışıklığa sebep olan, karıştırıcı, arabozucu, fesat); fitne-kâr (fitneci; fesat çıkarmak âdetinde bulunan); fitneyi uyandırmak (karışıklık meydana getirebilecek bir konuyu deşeleyerek kargaşaya, fesada sebep olmak); fitnelemek (arkasından konuşmak, çekiştirmek, kavga ve kargaşa çıkarmak için çekiştirmek, entrika çevirmek); fitnelik (karıştırma, ara bozma, çekiştirme; arabozuculuk, fesatlık); fitnecilik (fitnecinin davranışı, fitneci olma durumu); fitne-cihân (fitne sıçratan, fitne koparan); fitne-engîz (fesat çıkaran); fitne-âmîz (fitne fesat karıştıran, bozgunculuk yapan); fitne-i âlem (herkesi birbirine düşüren güzel, arabozan, karıştırıcı); fettân (gönül ayartan, aşka düşüren; çekici, cilveli, fitne uyandıran, kışkırtıcı, kurnaz); meftûn (büyülenmiş gibi birine gönül veren, âşık, vurgun, tutkun, müptela; hayranlık içinde olan şaşakalmış, şaşmış).[7]
Kur’ân’da Fitne Kavramının Kullanımı
F-t-n kökünden türeyen kelimeler hem şekil hem de mana bakımından Kur’ân-ı Kerim’de, çok geniş bir şekilde yer almaktadır. Bu kökten türeyen kelimeler, İlahi Kelam’da elli sekiz ayette yer almakta ve iki ayette de (9/Tevbe, 49; 20/Tâhâ, 40) iki kez tekrarlanmaktadır. Herhangi bir zamire bitişik olmaksızın fitne şeklinde yirmi iki ayette (2/Bakara, 102. 193; 5 /Mâide, 71; 8/Enfâl, 25, 28, 39, 73; 10/Yûnus, 85; 17/İsrâ, 60; 21/Enbiyâ,35, 111; 22/Hac, 11, 53; 24/Nûr, 63; 25/Furkân, 20; 29/Ankebût, 10; 37/Sâffât, 63; 39/Zümer, 49; 54 Kamer, 27; 60/Mümtehine, 5; 64/Teğâbün, 15; 74/ Müddessir, 31) yer alır. Sekiz ayette de el-fitne şeklinde (2/Bakara, 191, 217; 3/Âl-i İmrân, 7; 4/Nisâ, 91; 9/Tevbe, 47, 48, 49; 33/Ahzâb, 14) geçmektedir. Dört ayette (5/41; 6/23; 7/155; 51/14) bir zamire bitişik olarak; yirmi beş ayette de (4/101; 5/49; 6/53; 7/27; 9/49,126; 10/83; 16/110; 17/73; 20/40, 85, 90, 131; 27/47; 29/2, 3; 37/162; 38/24, 34; 44/17; 51/13; 57/14; 72/17; 67/6; 85/10) diğer türevleriyle birlikte bulunmaktadır. Otuz yedi ayette (2/102, 191, 193, 217; 3/7; 4/ 91; 5/41, 71; 6/23; 7/155; 8/25, 28, 39, 73; 9/47, 48, 49; 10/85; 17/60; 20/40; 21/35, 111; 22/11, 53; 24/63; 25/20; 29/10; 33/14; 37/63, 162; 39/49; 51/14; 54/27; 60/5; 64/15; 67/6; 74/31) isim olarak yer alır. Yirmi üç ayette de (4/101; 5/49; 6/53; 7/27; 9/49, 126; 10/83; 16/110; 17/73; 20/40, 85, 90, 131; 27/47; 29/2, 3; 38/24, 34; 44/17; 51/13; 57/14; 72/17; 85/10) fiil olarak geçmektedir.[8] Kökün ve türevlerinin geçtiği ayetlerin yirmi yedisi Mekkî (6/53; 7/27, 155; 10/83, 85; 16/110; 17/60; 20/40, 85, 90; 21/35, 111; 25/20; 27/47; 37/63, 162; 38/24, 34; 39/49; 44/17; 51/13, 14; 54/27; 72/17; 67/6; 74/31; 85/10), otuz biri de Medenî (2/102, 191, 193, 217; 3/7; 4/91, 101; 5/41, 49, 71: 6/23; 8/25, 28, 39, 73; 9/47, 48, 49, 126; 17/73; 20/131; 22/11, 53; 24/63; 29/2, 3, 10; 33/14; 57/14; 60/5; 64/15). F-t-n kökünden türeyen kelimeler, yirmi beş ayrı kalıp da Kur’ân’da yer almaktadır: Fitne (yukarıdaki yirmi iki ayette geçmektedir); el-fitne (zikredilen sekiz ayette geçmektedir); fitnetüke (7/155); fitnetüküm (51/14); fitnetehü (5/41); fitnetühüm (6/23); fütûn (20/40); fetentüm( 57/14); fetenû (85/10); fetennâ (6/53; 20/85; 29/3; 38/34; 44/17); fetennâke (20/40); fetennâhü (38/24); lâ teftinnî (9/49); li neftinehüm (20/131; 72/17); yeftineküm (4/101); lâ yeftinenneküm (7/27); en yeftinehüm (10/83); en yeftinûke (5/49); le yeftinûneke (17/111); fütintüm (20/90); fetenû (16/110); tüftenûn (27/47); yüftenûn (9/126; 29/2; 51/13); 24. bifâtinîn (37/162); el-meftûn (68/6).[9]
Kur’ân-ı Kerim’de fitne ve türevleri hem sözlük hem de ıstılahi anlamı ile kullanılmaktadır. Hâliyle müfessirler bunların geçtiği bazı ayetlerdeki söz konusu kavramlara bazen aynı bazen de farklı anlamlar vermişlerdir. Bu açıdan müfessirler, Kur’ân’daki fitnenin anlamı konusunda mutabakata varamamışlardır. Fitne ve türevlerini genellikle sözlük anlamından hareketle bulunduğu bağlamda yorumlamışlardır. Kelime ve türevlerinin Kur’ân’daki anlamları ile yapılan yorum ve değerlendirmelerinden yararlanarak fitnenin vahyin dünyasındaki anlamları[10] şöyle sınıflandırabilir:
- İmtihan, deneme, sınama (2/102; 6/53; 7/155; 8/28; 9/126; 17/60; 20/40, 85, 90, 131; 21/35, 111; 22/53; 25/20; 27/47; 29/2, 3; 38/24, 34; 39/49; 44/17; 54/27; 64/15; 72/17; 74/31). İmtihan “kabiliyeti ölçmek için yapılan yoklama”, “kişinin manevi direnme gücünü ortaya koyan zor durum” anlamına gelmektedir. Fitne, Kur’ân’da en çok bu manalarda kullanılmaktadır.
- Baskı, zulüm, işkence (2/93, 191, 217; 4/101; 8/39; 10/83, 85; 14/110; 29/10; 60/5; 85/10). Baskı “bir şeyi sıkma, zorlama, kuvvet ve zor altında bulundurma veya bulunma, bir kişinin davranışlarında, hareket ve düşüncelerinde serbest olmaması”; zulüm “her türlü haksızlık ve adaletsizlik”; işkence ise “bir kimseye maddi ve manevi olarak yapılan şiddetli eziyet” anlamında kullanılmaktadır. Zulüm hem baskı ve hem de işkenceyi kapsar.
- Sapma, saptırma ve ayartma (3/7; 5/41, 49; 6/23; 7/27; 9/48; 17/73; 27/47; 37/162; 57/14; 68/6). Sapma “doğruluktan ayrılma, yanlışa saplanma”; saptırma “konuşulanları ve söylenenleri asıl amaçlarından uzaklaştırma”; ayartma “baştan çıkarma, doğru yoldan saptırma ve kandırma” anlamlarına gel[11]
- Fesat, kargaşa, karışıklık çıkarma (4/91; 8/73; 9/47, 48; 33/14). Fesat “karışıklık, kargaşalık, ortalığın birbirine düşüp karışması, kötülük, nifak, hile, kötülük düşünme, insanları birbirine düşürme, bozukluk, çürüklük” manasındadır.”[12] Fesat çıkarmak “ortalığı karıştıracak şekilde davranmak, ara bozmak, insanları birbirine düşürmek”; fesatçı ise “karıştırıcı, karışıklık çıkaran, arabozucu” anlamına gelmektedir.[13]
- Belâ ve musibet (5/71; 8/25; 22/11; 24/63). Belâ “gam, keder, tasa, afet, ceza, zor ve sıkıntılı iş”; musibet ise “felaket, büyük afet, birdenbire gelen belâ” manalarına gelmektedir.[14] Yukarıdaki ayetlerde fitne ve türevleri bu anlamlarda kullanılmaktadır.
- Azap (37/63; 51/13, 14). Azap “dünyada günah işleyenlere ahirette verilecek ceza” anlamındadır.[15]
- Delilik (68/1-7; 15/6-7). Delirme “aklını kaçırma, çıldırma” anlamındadır.[16] Yukarıdaki ayetlerde fitne ve türevleri bu anlamda kullanılmaktadır.
Fitnenin Istılahi Anlamı
Açıklamalardan anlaşılabileceği gibi fitne ve türevleri çok anlamlı kelimeler olup çok farklı kelimelerle etkileşmekte ve bunun sonucunda semantik alan meydana getirmektedirler. Yeni alanda kelime, yalnızca sözlük anlamını ifade etmemekte, onu da merkeze alan daha geniş, biraz da farklılaşmış bir anlama bürünmektedir. Sözlük anlamının dışında ilişki zincirinden doğan bu manaya ıstılahi anlam denmektedir. Fitne ve türevlerinin, genelde hadislerin etkisiyle zaman içerisinde kazandığı böyle bir ıstılahi anlamı vardır. Ancak bu noktada da ulema ittifak hâlinde değildir.[17]
Fitnenin tek bir tanımının yapılamamasının sebebi, kelimenin çok geniş bir anlam kümesine sahip olması ve nispet edilen varlık alanının Allah, insan ve şeytanla alakalı olmasındandır. Bu durumda fitne; Allah’a nispet edildiğinde “lehlerine ya da aleyhlerine olmak üzere, kulların iyi ya da kötü şeylerle denenmeleri”, “sınav”, beşerden kaynaklandığında “her türlü kötülük”, “ayartma”, “manevi çöküntüye uğramaları”, “baskı”, “dinî-siyasi, sosyal kargaşa”, ve şeytandan kaynaklandığı zaman da “saptırma” anlamına gelmektedir.[18]
Kur’ân’da Fitne Kavramının Alt Anlam Grubu ile İlgili Kelimeler
Çok farklı anlamı bulunan kelimeler grubundan sayılan fitnenin hemen hemen her alt anlamına karşı gelen başka kelimeler, sözlüklerde ve Kur’ân’da mevcuttur. Bunlar, Kur’ân’da kendi dar anlamları ile ilgili geçerken fitne kelimesi, her bir kelimeyi kuşatacak şekilde kullanılmaktadır. Bu sebeple fitne kelimesinin meydana getirdiği semantik alanda, alt kelime grupları ile kurulan ilişki (azap, belâ-ibtilâ, imtihan, musibet, zulüm, ezâ, fesat, tefrika, idlâl ve dalâlet, iğvâ vb.) gerçekten de çok karmaşıktır. Bunların dışında, daha zayıf ilişkisi bulunan kavramlar da mevcuttur. Bunlardan darrâ, be’sâ, şer, hızy, daire, kâri’a kelimelerinin bazı kullanımları, fitnenin “belâ ve musibet” anlamıyla; habâl fitnenin, “bozgunculuk” anlamıyla, mecnun fitnenin “delilik” anlamıyla; ihrâk fitnenin “yakmak” anlamıyla; ricz,’ıkâb ise fitnenin “azap” anlamıyla; sadd fitnenin “haktan saptırma, engelleme, alıkoyma” anlamıyla ilişkilidir.[19] Fitne kelimesi ile anlam bakımından doğrudan bağlantılı bazı kavramların manaları daha sonraki değerlendirmeler için kısaca açıklanmaktadır.
Belâ-İbtilâ: Belâ sözlükte; “eskimek, yıpranmak, sınamak, gam, musibet” gibi anlamlara gelmektedir. Onunla aynı kökten türeyen iblâ ve ibtilâ genelde “deneme ve imtihan etme” anlamlarında; Kur’ân’da “gerek hayır ve gerekse şerle sınama ve imtihana tabi tutma” boyutunda kullanılmaktadır. İlahi Kelam’daki belâ, iblâ ve ibtilâ Allah-kul ilişkisi içerisinde “sınama ve deneme” anlamı taşıyan fitne ile aynı manada kullanılmaktadır. Söz konusu kelimeler, genelde hem insana sunulan nimetler ve hem de karşı karşıya kaldığı sıkıntılarla sınanmayı dile getirmek maksadıyla kullanılırlarken, fitne daha çok “belâ ve sıkıntılarla sınanmayı” ifade etmekte ve de “fitne imtihanın en şiddetli ve en son haddini belirtmektedir.”[20]
İmtihan; “Bir şeyin aslına vakıf olmak, bir şey üzerinde derinlemesine düşünmek, denemek, soruşturmak, musibete duçar olmak, arıtmak, temizlemek, sıkıştırmak, boyun eğdirmek, kırbaçla dövmek, niyetini açığa çıkarmak” ve benzeri anlamlara gelmektedir.[21] Bu kelime, fitnenin bir alt anlam grubundadır. Musibet: Sözlükte “okla vurmak, isabet etmek, erişmek ve dokunmak” manalarına gelen bu kelime; “belâ, ansızın gelen felaket ve sıkıntı” anlamlarının yanında genelde “insanın başına gelen hoşa gitmeyen şeylerin tamamı yahut sıkıntı veren her şey” şeklinde tanımlanmaktadır. Elmalılı’nin ifadesiyle musibet “hedefine isabet eden mermi gibi insana şiddetle dokunan hadise ve felaketlerdir.”[22] Musibet, hem bir imtihan vesilesi hem de başa gelen herhangi bir sıkıntıyı ifade etmesi bakımından fitne kavramının kapsamına girmektedir.
Zulüm; sözlükte “haksızlık etmek, adaletsiz davranmak ve hakkını vermemek” demektir. Zulüm “ister fazla, isterse eksik olsun, herhangi bir şeyin kendine ait olan yerin dışında başka bir yere konulması”, “maksadı aşmak”, “hakkı teslim etmemek”, “haddi tecavüz etmek”, “baskı”, “işkence” anlamına gelmektedir.[23] Zulüm, fitneye yol açan en önemli etkenlerden birisi olarak hak ihlali ve haddi tecavüz, baskı ve işkence boyutu ile fitne kelimesinin bir alt anlam kümesinde yer almaktadır.
Ezâ; “Eziyet etmek, incitmek, acı çektirmek ve zarar vermek”, “insanın hoşlanmadığı her şey” manasındadır.[24] Kur’ân’daki bu kelime, fitnenin “baskı, zulüm ve işkence” anlamı ile örtüşmektedir. Fesat; “Bir şeyin fasit olması”, “bozulmak”, “çürümek”, “mahvolmak”, “kötü olmak”, “kötü yola sapmak”, “bir şeyin çok veya az olarak dengenin dışına çıkması” anlamlarına gelmektedir. Bu kökten gelen ifsat ise “bir şeyi bozmak”, “ifsat etmek”, “mahvetmek”, “kötülük yapmak”, “doğru yoldan saptırmak”, “bozgunculuk yapmak” anlamındadır.[25] Fitne ve fesat kelimeleri “bozgunculuk çıkarmak, baskı ve zulüm yapmak, Allah yolundan alıkoymak” manalarından dolayı örtüşmektedirler. Tefrika; “Araya düşmanlık sokarak gruplara ayırmak”, “parça parça bölmek, dağıtmak”, “bozgunculuk çıkarma”, “şuuru dimağdan ayırmak ve bölücülük yapmak” anlamındadır.[26] Tefrika ile fitne, toplumsal dengenin bozulmasında, sosyal hayatı menfi yönde etkilemede aynı anlamı paylaşan iki kelime olup tefrika, fitnenin bir alt anlam grubunda yer almaktadır.
İdlâl ve Dalâlet; Dalâlet sözlükte, “gizlemek”, “kaybolmak”, “zayi olmak”, “batıl” ve “hükümsüz olmak”, “sapmak”, “doğru yolu bulamamak”, “unutmak” ve “kaybetmek”, “doğru yoldan kasten veya unutarak, bilerek veya bilmeyerek sapmak” anlamlarına gelmektedir.[27] Dalâletin “sapma” anlamı, kişinin kendi kendisi ile “‘saptırma” anlamı ise kendisinin dışındaki biri veya bir şeyle ilişkilidir. Sapma, daha çok fertten kaynaklanmakta iken; “saptırma” ise bir dış etkene bağlıdır. Dalâlet, sapmanın tam karşılığı iken, saptırmak da idlâlin karşılığıdır. Dalâlet ve idlâl kavramları, fitne kavramının “sapma ve saptırma” anlam boyutu ile örtüşmekte olup onun bir alt anlam grubunda yer almaktadır.
İğvâ; “Saptırmak, ayartmak, aldatmak, mahrum bırakmak, zarar vermek, döndürmek, yüz çevirttirmek, azdırıp doğru yoldan uzaklaştırmak” manalarına gelmektedir.[28]Ancak ğavâ şeklinde kullanılırsa, bir kimsenin kendi kendine sapması, yolunu şaşırması, zarara uğraması ve doğru yoldan ayrılmasını ifade eder. İğvâ “şaşırtmak ve doğru yoldan saptırmak” anlam boyutu ile fitne ile örtüşmekte ve bu kelimenin bir alt anlam grubuna dâhil olmaktadır.
Azap; sözlükte “sıkıntı, ceza ve işkence”[29] anlamına gelir, Kur’âni terminolojide hem dünyevi hem uhrevi bir boyuta sahiptir.[30] Bu anlam alanları ile azap ve fitne örtüşmekte ve azap fitnenin alt anlam grubunu oluşturmaktadır.
Vahiy Surecinde Fitne Kavramının Gelişim Seyri
Fitne ile ilgili ayetler, nüzul süreci nazarı itibara alınarak incelendiğinde hem Mekke’de hem de Medine’de nazil oldukları görülmektedir. Kalem Suresi’nin 6. ayeti fitne ve türevlerinin yer aldığı ve Mekke’de ilk nazil olan ayettir. Fitnenin imtihan, sınama, baskı, zulüm, işkence, sapma, saptırma, ayartma anlamları hem Mekkî ve hem de Medenî surelerde kullanılmıştır. F-t-n kökünün “fesat, kargaşa, karışıklık çıkarma”, “belâ, musibet” anlamları Medenî, “azap, yakılma, ateşe atılma” manalarıysa Mekkî ayetlerdedir.[31]
Kâfirlerin iman edenleri dinlerinden vazgeçirmek için yaptıkları baskı ve zulüm Mekkî ayetlerde anlatılırken bu eyleme maruz kalanların sabırlı olmaları istenmektedir. (68/6; 74/31; 85/10; 54/27; 38/24, 34; 7/27, 155; 72/17; 25/25; 20/40, 85, 90, 131; 27/47; 17/60; 10/83, 85; 6/53; 37/162, 163; 59/49; 44/17; 51/13, 14; 16/110; 21/35, 111). Medenî ayetlerde ise Müslümanların inançları sebebiyle maruz kaldıkları fitnenin taşıdığı tehlikenin büyüklüğünün sınırları çizilerek onun öldürmekten daha şiddetli ve büyük bir suç olduğu ifade edilmektedir. (17/73; 6/23; 29/2, 3, 10; 2/102, 191, 193, 217; 8/25, 28, 39, 73; 3/14; 6/5; 4/91, 101; 57/14; 24/63; 22/11, 53; 64/15; 5/49, 71; 9/48, 49, 126). Fitne Mekke’de daha çok ferdî sıkıntı ve bunalım merkezli, Medine döneminde ise değer, iman ve zihniyet değişimi, dönüşümü ve hâkimiyet mücadelesi ile ilgili kullanılmaktadır.
Fitne kelimesi, Allah yolundan alıkoyma, insanları saptırmaya çalışma anlamlarında hem Mekkî hem de Medenî ayetlerde bulunur (37/162; 5/49; 7/27). Müslümanlar içerisinde “fesat, kargaşa, karışıklık” çıkarma anlamındaki fitne, sadece Medenî surelerde geçmektedir (33/14; 9/47-48; 3/7). “Belâ ve musibet” anlamındaki fitne Medenî ayetlerde yer almaktadır (5/71; 8/25; 24/63; 22/11)
Sonuç: Fitne Kavramı ile İlgili Altı Farklı Boyut
Tüm bu analizlerin sonucunda fitne ve türevlerinin Kur’ân’da, genel hatlarıyla imtihan, deneme, sınama; baskı, zulüm, işkence; sapma, saptırma ve ayartma; fesat, kargaşa, karışıklık çıkarma; belâ ve musibet; azap; delilik anlamlarında kullanıldığı görülmektedir.
Kur’ân’da fitne kelimesi; Allah, insan ve şeytanla alakalı üç varlık alanı ile ilgili kullanılmaktadır. Üç varlıkla ilgili kullanıldığında kelimenin çok geniş olan anlam kümesi, kullanıldığı varlıkla ilgili olarak genel anlam kümesinin bir alt anlam kümesiyle sınırlandırılmaktadır. Bu durumda fitne; Allah’a nispet edildiğinde “lehlerine ya da aleyhlerine olmak üzere, kulların iyi ya da kötü şeylerle denenmeleri”, “imtihan edilmeleri”, beşerden kaynaklandığında “her türlü kötülük”, “ayartma”, “manevi çöküntüye uğramaları”, “baskı”, “dinî-siyasî, sosyal kargaşa” ve şeytandan kaynaklandığında da “saptırma” anlamına gelmektedir.
Fitnenin gerek sözlük gerek Kur’ân’daki anlamları ve gerekse ıstılahi anlamı göz önüne alındığında kelime, Allah, insan, şeytan ve değişik imtihan konularının yer aldığı dört boyutlu bir uzayda, her boyutu birbiri ile bağlantılı bir “anlam alanı” oluşturmaktadır. Fitnenin anlam alanının altı boyutlu bir yapı olduğunu göz önüne aldığımızda fitne sistemini şöyle formüle edebiliriz:
1- İmtihan eden: Allah, 2-İmtihan edilen: İnsan, 3- İmtihan konuları/araçları: Nimetler ve külfetler, 4- İmtihanda saptırıcı, kafa karıştırıcı unsurlar: İblis, cin ve “insan şeytanları”, 5- İmtihan sonucu: Ödül ve ceza, 6- Fitnenin son bulması: Tüm dünyanın İslâmlaştırılması (2/ Bakara, 193, 8/Enfâl, 39, 72-73).
Bu coğrafyada İblis ve yolundan giden şeytanların İslâm dünyasındaki sosyal fay hatlarını; kavmiyetçilik: Arap # Türk # Fars # Kürt # Dürzi; mezhepçilik: Sünni # Şii # Selefi # Alevi; dinî: İslâm # Hıristiyanlık # Yahudilik; laiklik-sekülerlik # din fay hattı; zengin # fakir; sistem-devlet # millet; yöneten # yönetilen; devletler # yönetimler arası fay hatlarını harekete geçirebilmek için her türlü fitne ve fesadı icra edecekleri asla unutulmamalıdır. Bunun için iman edenlerin bu gerçekleri gerektiği gibi görüp gereğini yapmaları olmazsa olmazdır.
Ya Rabbi, başkalarının hatalarını görmekten kendi hatalarını göremeyen, başkalarının haksızlıklarını görüp de kendi haksızlıklarını göremeyen, başkalarının fitnesini, zulmünü görüp de kendi yaptığı fitne ve zulmü göremeyen insanlardan, toplumlardan, cemaatlerden, hareketlerden, milletlerden bizi koru! Ya Rabbi, İslâm ümmetini, mutedil, şahit, hayırlı ve tebliğci bir ümmet kıl, insanlığı tahrip edecek bir işgal girişimine karşı dimdik ayakta duranlardan eyle! Ya Rabbi, bizleri Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış, yalnızca Allah’tan korkarak, yalnızca Allah’a teslim olmuş ve yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak isteyen ümmet eyle! Ya Rabbi, bu ümmete şuur ver, basiret ve feraset sahibi kıl! Ya Rabbi, bizi nefsimizin, heva ve hevesimizin kölesi yapma! Ya Rabbi, bizi bağy hastalığı ile imtihan etme! Ya Rabbi bizi her türlü fitne ve fesattan koru! Ya Rabbi, bizi sırat-ı müstakîmden ayırma, dimdik ayakta duranlardan eyle!
[1] Toshihiko Izutsu, Kur’ân'da Tanrı ve İnsan, çev. Mehmet Kürşad Atalar, Pınar Yayınları, İstanbul, 2012, s. 29-50.
[2] Hasan Keskin, Kur’ân’da Fitne Kavramı, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2003, s. 19-36. Vecdi Akyüz, Kur’ân’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1998, s. 311-339. Fikret Karaman vd., Dinî Kavramlar Sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2006, s. 188. Râğıb el-İsfehânî, Müfredât, Kur’ân Kavramları Sözlüğü, çev. Yusuf Türker, Pınar Yayınları, İstanbul, 2007. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Azim Dağıtım, İstanbul, 1992, cilt: I, II, IV.
[3]Hasan Keskin, age., 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339. Râğıb el-İsfehânî, age.
[4] Hasan Keskin, age., 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339. Râğıb el-İsfehânî, age.
[5] Hasan Keskin, age., 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339. Râğıb el-İsfehânî, age.
[6] Hasan Keskin, age., 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339. Râğıb el-İsfehânî, age.
[7] Örnekleriyle Türkçe Sözlük, MEB, Ankara, 2000, cilt: II, s. 933; Türkçe Sözlük, TDK, Ankara 1986, s. 365, D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, Ankara, 1986. s. 365.
[8] Hasan Keskin, age., 19-36.
[9] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[10] Hasan Keskin, age., s. 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339. Râğıb el-İsfehânî, age. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Azim Dağıtım, İstanbul, 1992, cilt: I, II, IV. Mevdûdî, Tefhîmü'l-Kur'ân, İnsan Yayınları, İstanbul, 1986, cilt: II, s. 297; Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân'ın Çağdaş Tefsiri, İstanbul, 1991, cilt: V, s. 54.
[11] Örnekleriyle Türkçe Sözlük MEB, Ankara, 2000, cilt: II, s. 933.
[12] Age.
[13] Age.
[14] Age.
[15] Age.
[16] Age.
[17] Hasan Keskin, age., s. 19-36. H. M. Kemâlî, “İslâm’da İfade Hürriyeti: Fitne Kavramının Tahlili”, İslâmî Sosyal Bilimler, İstanbul, 1993, sayı: 2, s. 41.
[18] Hasan Keskin, age., s. 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339. Râğıb el-İsfehânî, age.
[19] Hasan Keskin, age., 19-36. Vecdi Akyüz, age., s. 311-339. Râğıb el-İsfehânî, age.
[20] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[21] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[22] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, age., cilt: VII, s. 4754.
[23] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[24] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[25] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[26] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[27] Râğıb el-İsfehânî, age. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, age., cilt: I, II, IV.
[28] Hasan Keskin, age., s. 19-36.
[29] Râğıb el-İsfehânî, age.
[30] Râğıb el-İsfehânî, age. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, age., cilt: I, II, IV.
[31] Hasan Keskin, age., s. 19-36. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, age., cilt: I, II, IV.